İşkence İnsanlık Suçudur! Göz Yumanlar da Bu Suça Ortaktır!

İşkence İnsanlık Suçudur! Göz Yumanlar da Bu Suça Ortaktır!

20 Mayıs 2019 tarihinde “FETÖ” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Dışişleri Bakanlığı personeli 105 kişiye işkence yapıldığı iddiaları basında yer almıştır. Bunun üzerine Ankara Barosu tarafından, gözaltındaki bir kısım kişilerle görüşülmüş ve bazı kişilerin “mülakat” adı altında gayrı-resmi görüşmelere götürüldüğü; burada itirafçı olmaya zorlanma, tehdit (copla tecavüz v.s.), hakaret, jop ile kafaya vurma şeklinde kaba dayak, zorla bel altı soyularak cenin vaziyetine getirilme ve makatlarında jop gezdirilme, yerde süründürme gibi işkence ve insanlık dışı muamele kapsamında kötü muameleye maruz kaldıkları tespit edilmiştir.

Ayrıca gözaltı aşamasında hekim muayenesinin polisin yanında yaptırılması, sorgu hakimliğinde işkence iddiasında bulunulduğu halde işlem yapılmaması hususları da tespit edilmiştir.

Bu iddalara karşı Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada ise, Ankara Barosu raporunda tespit edilen somut bulgulara hiçbir şekilde atıf yapılmadan gözaltındakiler kötü muamele yapıldığı red edilmiştir.

İşkence, savaş durumu dahil, hiçbir koşulda istisnası olmayan mutlak bir yasaktır. İşkence insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Türkiyenin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde ve Anayasanın  17/3.maddesi ile TCK 94. maddede açıkça yasaklanmıştır. Ancak işkence faillerine ilişkin cezasızlık, bu suçun kolayca işlenmesine ve yayılmasına sebep olmaktadır.

Buna karşın, OHAL döneminde çıkarılan 668 sayılı KHK’da yer alan “cezasızlık” hükmünde; “olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz” denilmiştir. Bu hükmün işkence  suçunu işleyenleri cesaretlendirdiği ise açıktır. Her ne kadar OHAL’e ilişkin yetkilerin birçoğu valiliklere devredilerek OHAL sona erdirilmişse de, aynı tutumlar fiilen ne yazık ki devam edebilmektedir. Yöneticilerin güvenlik eksenli, zanlıları ötekileştiren ve hain ilan eden beyanları da bu iklimi beslemektedir. “İşkenceye sıfır tolerans” iddiasından, bu noktaya gelinmesi ise ayrıca vahimdir.

Hukuk herkese lazımdır. Sorumluluk makamında bulunan yöneticileri duyarlı olmaya davet ediyoruz. İçişleri Bakanlığının sorumluluğu iddiaları peşinen red değil, etkin ve şeffaf bir soruşturma yürütmek ve suçluları açığa çıkararak kamuoyunu doğru şekilde bilgilendirmektir.

Ankara Emniyetindeki bu işkence iddiaları ile beraber Şanlıurfa-Halfeti’de toplu şekilde gözaltına alınan köylülere yönelik sistematik işkence iddiaları da vehametin boyutlarını arttırmaktadır. İki olayda da gözaltıların toplu olması, yoğun işkence iddiaları, il barolarının müdahillik sonrası somut bulgular tespit etmesi ve kamuoyunda dile getirilen açık çağrılara rağmen Hükümet tarafından bir müdahalede bulunulmaması kaygıları arttırmaktadır. Bu durum işkence suçu işleyen failleri cesaretlendirmektedir.

HAK İnisiyatifi olarak; işkenceli soruşturmalara katılan ve işkence yaptığı iddia edilen kamu görevlilerinin tespit edilerek aciliyetle haklarında işlem yapılmasını, etkin bir soruşturmanın icrasını ve devlet mekanizmasının hukukun sınırları içinde işlemesinin temin edilmesini talep ediyoruz.

Kamuoyuna arz ederiz.

HAK İnisiyatifi Genel Merkezi