<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">

<channel>
	<title>adil yargılanma hakkı &#8211; HAK İnisiyatifi Genel Merkez</title>
	<atom:link href="https://hakinisiyatifi.org/etiket/adil-yargilanma-hakki/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hakinisiyatifi.org</link>
	<description>Zalime karşı, Mazlumdan yana!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Apr 2025 06:25:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>HUKUKSUZLUK OLAĞANLAŞTIRILAMAZ</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/hukuksuzluk-olaganlastirilamaz.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 06:25:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[adil yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8324</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Barosu’nun 22.04.2025 tarihli son raporu, ülkemizde hukukun ve temel hakların nasıl örselendiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Raporda yer alan bulgular ve İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun açıklamaları, yalnızca bireysel mağduriyetleri değil, sistematik bir hukuksuzluk sürecini de deşifre ediyor. İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve birçok öğrenci ile siyasetçiye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Barosu’nun 22.04.2025 tarihli son raporu, ülkemizde hukukun ve temel hakların nasıl örselendiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Raporda yer alan bulgular ve İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun açıklamaları, yalnızca bireysel mağduriyetleri değil, sistematik bir hukuksuzluk sürecini de deşifre ediyor.</p>
<p>İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve birçok öğrenci ile siyasetçiye uzanan tutuklamalar zinciri, Anayasa’nın 19. maddesinin açık hükümlerine rağmen gerçekleşmiştir. İstanbul Barosu’nun ifadesiyle, “Adil yargılanma hakkı daha baştan ihlal edildi.” Bu durum, bir hukuk devletinde asla kabul edilemez.</p>
<p>İstanbul Barosu başkanı İbrahim Kaboğlu’nun “Özgürlük asıldır, sınırlama istisnadır” vurgusu, modern anayasal düzenin temel prensibidir. Ancak son süreçte bu ilkenin, bir istisna gibi görülüp askıya alındığını üzülerek izliyoruz. Özellikle Filistin gösterisinde yaşanan polis ablukası ve Beyoğlu’nda hastaların bile hastaneye ulaşımının engellenmesi, hukukun kamusal alanı nasıl kuşattığını bizlere göstermektedir.</p>
<p>İstanbul Barosu Başkanı&#8217;nın dile getirdiği “kümülatif hak ihlalleri” tanımı, sadece bireysel değil toplumsal bir adalet sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Ve bu sorun, salt yargı pratiğine değil, idarenin hukuk tanımaz tutumuna da işaret ediyor.</p>
<p>Devletin, haksız tutuklamalar nedeniyle tazminat yükümlülüğü bir yana, Anayasa&#8217;nın 40. maddesi gereği bu zararların sorumlularından rücu yoluyla hesap sorması gerektiğini hatırlatmak isteriz. Bu mekanizma işletilmedikçe, keyfi uygulamaların önüne geçilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Bugün tutuklananlar sadece bireyler değil, aslında anayasal haklardır. Hukuk, bir araç değil, bir ilke olarak benimsenmelidir. Aksi halde hukuk dışılık, hukukun yerine geçer.</p>
<p>Hâk İnisiyatifi olarak, tüm vatandaşların hukuk güvenliğini savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Hükümlü ve tutuklulara tek tip kıyafet dayatması ve sivillere yargısal bağışıklık iptal edilmelidir</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/hukumlu-ve-tutuklulara-tek-tip-kiyafet-dayatmasi-ve-sivillere-yargisal-bagisiklik-iptal-edilmelidir.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/hukumlu-ve-tutuklulara-tek-tip-kiyafet-dayatmasi-ve-sivillere-yargisal-bagisiklik-iptal-edilmelidir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2017 14:36:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategoriler]]></category>
		<category><![CDATA[adil yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[devletin insan haklarını koruma yükümlülüğü]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[tek tip kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[yargısal bağışıklık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=1030</guid>

					<description><![CDATA[24.12.2017 tarihinde Olağanüstü Hal kapsamında hazırlanan 695 ve 696 sayılı iki yeni kanun hükmünde kararname yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 695 sayılı KHK ile toplamda 2.766 kamu personeli kamu görevinden ihraç edilirken, 696 sayılı KHK ile ise 136 düzenleyici maddeyle hukuk düzeninde yürütme erki eliyle bazı değişiklikler yapılmıştır. 20.07.2017 tarihinde ilan edilen ve rutin olarak uzatılan olağanüstü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>24.12.2017 tarihinde Olağanüstü Hal kapsamında hazırlanan 695 ve 696 sayılı iki yeni kanun hükmünde kararname yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 695 sayılı KHK ile toplamda 2.766 kamu personeli kamu görevinden ihraç edilirken, 696 sayılı KHK ile ise 136 düzenleyici maddeyle hukuk düzeninde yürütme erki eliyle bazı değişiklikler yapılmıştır.</p>
<p>20.07.2017 tarihinde ilan edilen ve rutin olarak uzatılan olağanüstü hal Anayasa’nın konuya ilişkin 120. maddesine dayanılarak yaygın şiddet olaylarının dindirilmesi ve önlenmesi için ilan edilmiştir. Öte yandan, OHAL ilan edilmesine gerekçe gösterilen şiddet olayları uzun bir süre önce dindirilmiştir ve kısa vadede tekrarlanacağına ilişkin rutin dışı, açık ve yakın bir tehlike gözlemlenmemektedir. Fakat yaklaşık bir buçuk yıldır olağanüstü hal kapsamında yapılan düzenlemelerle telafisi imkansız hak ihlalleri ortaya çıkmış, iktidarın denetimine ilişkin mekanizmalar felç olmuş ve güçler ayrılığı rejimi ciddi ölçüde zaafa uğramıştır. Bu durum insan hakları ihlalleri için çok elverişli bir zemin teşkil etmektedir. Bu sebeplerden dolayı olağanüstü halin ivedilikle kaldırılması gerekmektedir.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz dönemde olağanüstü hal kapsamında KHK’larla yapılan ihraçlar şiddet olaylarının dindirilmesi ya da engellenmesi amacına hizmet etmemektedir. Bu ihraçlar fiilen, ihraç edilen personellerin herhangi bir yargısal süreç işletilmeden, kendileri hakkındaki iddialar kendilerine aktarılmadan ve savunma yapmalarına imkan tanınmadan “cezalandırılmaları” mahiyetini taşımaktadır.  Dolayısıyla bu ihraç yolu fiilen “yargısız infaz” mekanizması olarak varlık göstermektedir. Bunun yanında, ihraç edilen personellerin sivil bir ölüme mahkum edilmesi ihraçlarla yaşanan hak ihlallerini katlanılamaz boyutlara çıkarmaktadır.</p>
<p>Öte yandan 696 sayılı KHK kapsamında yapılan düzenlemeler yürütmenin yasama fonksiyonunu gaspı anlamına gelmektedir. OHAL yaygın şiddet olaylarıyla ilişkilidir ve OHAL kapsamında çıkarılan KHK’larla yapılan hukuki düzenlemeler de bu şiddet olaylarına odaklı olmak durumundadır. Oysa KHK’larla toplumsal hayatın her alanında çok çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır. Kuşkusuz kanun niteliğindeki genel, soyut, objektif düzenlemeler yapmak görevi yasama erkinde, dolayısıyla da Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Mevcut durumda, milletvekillerinin yapılan düzenlemeleri medya kanalıyla öğrenmesi yasama ve yürütme fonksiyonlarının yürütmede toplandığını göstermektedir. Anayasa Mahkemesinin OHAL KHK’larının yargısal denetimden muaf olduğuna ilişkin önceki içtihadını nakzeden içtihadı yargı fonksiyonunu da belirli ölçüde işlevsizleştirmiş ve gücün temerküz etmesiyle fiilen bir güçler birliği rejiminin oluşmasına sebep olmuştur.</p>
<p>Bu durum, insan haklarının korunmasının zeminini büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. İnsan hakları, yalnızca devlet tarafından ihlal edilebilen ve yalnızca devlete karşı ileri sürülebilen haklardır. Dolayısıyla, devleti toplum lehine sınırlandırmaya odaklanır ve gücün dağıtımıyla hayat bulabilir. İktidar birikmesi bu hakların ihlal edilme ihtimalini ve ihlallere karşı güvenceleri yok etmektedir. Bu sebeplerden dolayı OHAL düzeninin ve KHK’lar üzerinden yürütülen yönetim sürecinin terk edilmesi acil bir sorumluluktur.</p>
<p><strong>Tutuklu ve hükümlülere tek tip kıyafet dayatması insan onuruna müdahaledir</strong></p>
<p>Diğer yandan, mezkur 696 sayılı KHK ile insan hakları bakımından özellikle dikkat çekici iki düzenleme de hayata geçirilmiştir. Bunların ilki KHK’nın 103. maddesinde yer alan tutuklu ve hükümlülere tek tip kıyafet giymenin zorunlu kılınmasına ilişkin düzenlemedir. Bu düzenlemeyle tutuklu yargılanan kişilerin masumiyet karinesi açıkça ihlal edilmektedir. Oysa henüz haklarında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmayan kişiler, tutuklu da olsalar, geri kalan herkes kadar masumdur. Tutuklu yargılama sebebi şüpheli ya da sanığın; kaçma, saklanma, delilleri karartma ya da tanıklara baskı uygulama gibi fiilere başvurma şüphesidir. Tutukluluk halinin ya da tutuklama sebebini teşkil eden bu şüphelerin bir gereği olmayan tek tip elbise zorunluluğu bir cezalandırma aracı olarak kullanılmakta ve insan onuruna müdahale mahiyeti taşımaktadır.</p>
<p>Öte yandan yalnızca tutuklu yargılanan kişiler için değil, cezasını çekmekte olan hükümlüler için de insan onuru ve kişiliğine yönelik saldırı niteliği taşıyan tek tip kıyafet uygulaması kabul edilemez. Bu kıyafet dayatması kişi özgürlüğünün kısıtlanması yoluyla infaz edilen cezanın sınırlarını aşmakta, diğer kişilik haklarının ve insan onurunun gerekçesiz ve orantısız şekilde kısıtlanmasına sebebiyet vermektedir. Zorunlu kıyafet uygulamasının yalnızca siyasi suçları içeren bazı özel suçları işlediği iddiasıyla tutuklu yargılanan ya da bu suçlardan hüküm giymiş kişilere uygulanması bu uygulamanın cezanın kendisi olarak tasarlandığını ve insan onuruna bir müdahale içerdiğini açıkça göstermektedir.</p>
<p>Bu düzenlemeyle tutuklu ve hükümlülerin kamusal görünümlerini kendi özgür iradeleriyle belirlemeleri imkanı ortadan kaldırılmaktadır. Toplumsal hayattaki yegane görüntülerinin devlet tarafından fiilen “suçlulara özel” tasarlanmış kıyafetler içerisinde gerçekleşmesi sağlanmaktadır. Tutuklu ve hükümlüler iradelerine aykırı biçimde tek tipleştirilmekte, aralarındaki farklar yok edilerek birbirleriyle eşitlenmekte ve bir mahkumiyet kisvesine bürünmeye zorlanmaktadır.</p>
<p>Söz konusu tek tip kıyafet uygulamasının tüm dünyada ABD’deki hukuk dışılığın ve düşman ceza hukuku uygulamalarının simgesi haline gelen Guantanamo Cezaevi çerçevesinde tanınıyor olması mevcut durumu daha da kabul edilemez kılmaktadır. Kamu gücünü kullananların ABD&#8217;nin söz konusu simgeselleşmiş uygulamalarından birini hayata geçirmesinin önemli sakıncalar barındırdığı izahtan varestedir.</p>
<p><strong>Sivillere yargısal bağışıklık kazandıran düzenleme büyük tehlike arz etmektedir</strong></p>
<p>Mezkur KHK’yla yapılan dikkat çekici bir diğer düzenleme KHK’nın 121. maddesinde yer alan ve <em>“15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler”</em>e yargısal bağışıklık kazandırılmasını sağlayan düzenlemedir. Her ne kadar hükümet yetkilileri bu düzenlemeyle 15 Temmuz’da meydana gelen darbe girişimi ve 16 Temmuz’a kadar süren olayların kastedildiğini ifade etse de düzenlemenin lafzı daha geniş ve tehlikeli yorumlara ziyadesiyle açıktır.</p>
<p>Düzenleme üzerinde lafzi yorumlama yapılarak söz konusu “<em>ve terör eylemleri” </em>ifadesinin nitelik bakımından, <em>“bunların devamı niteliğindeki eylemler” </em>ifadesinin ise zaman bakımından düzenlemeyi darbe girişiminden ayırdığının iddia edilebilmesi ve bu yolla düzenlemenin geleceğe yönelik de uygulanması söz konusu olabilecektir. Düzenleme geleceğe yönelik olarak uygulandığı takdirde sivil vatandaşların darbe girişimi ya da terör eylemlerini “bastırmak” gerekçesiyle karşıt görüşlü kişilere karşı işledikleri öldürme, yaralama ve mala zarar verme gibi çok çeşitli suçlardan dolayı cezalandırılmaması ihtimal dahilinde görünmektedir. Üstelik düzenlemenin bir OHAL KHK’sı marifetiyle yapılması, yargısal mercilerin düzenlemenin kabul edilmesine ilişkin tutanaklar ve düzenlemenin resmi gerekçeleri çerçevesinde amaçsal yorum yapma imkanını ciddi ölçüde kısıtlamaktadır.</p>
<p>Bu haliyle, söz konusu düzenlemenin yalnızca 15-16 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe girişiminin bastırılmasıyla ilişkili eylemleri kapsadığı iddiası düzenlemenin metninde açık ve sarih bir şekilde kendisine yer bulmamaktadır. Dolayısıyla bu durum, düzenlemeyi yorumlayan yargı mercilerinin lafzi yorum yöntemini kullanarak düzenlemeyi geleceğe yönelik işletmesi ihtimalinin kapısını çok tehlikeli bir biçimde açık bırakmaktadır.</p>
<p>Bu sebeplerden dolayı kamuoyunda iç savaş düzenlemesi olduğu şüphesiyle yorumlar yapılan söz konusu düzenlemenin iptali vazgeçilmez bir gerekliliktir. Aksi takdirde devletin insan haklarını koruma yükümlülüğünün ve dolayısıyla insan haklarının ağır ihlallerle karşı karşıya kalması ciddi bir olasılıktır.</p>
<p>Tüm bu ifade edilenler çerçevesinde; yaygın şiddet olaylarının dindirilmesi ve önlenmesi amacıyla ilan edilmiş OHAL’in, söz konusu şiddet olaylarının uzun süre önce dindirilmiş olması ve bahsi geçen bağlamda yeni şiddet olaylarının gerçekleşme ihtimaline ilişkin rutin dışı, açık ve yakın bir tehlikenin gözlemlenmemesi nedeniyle kaldırılması gerekmektedir. KHK’lar yoluyla yapılan ve fiilen “yargısız infaz” niteliği taşıyan ihraçlar terk edilmeli, adil bir yargılanma sonucunda suçluluğu kesinleşmemiş kişiler görevlerine iade edilmelidir. İnsan onuruna ve masumiyet karinesine müdahale teşkil eden tek tip kıyafet dayatmasının ve terör eylemlerinin bastırılması kapsamında eylemlerde bulunan sivillere yargısal bağışıklık kazandırılmasına yönelik düzenlemenin iptali de aynı şekilde, ertelenemez bir sorumluluk teşkil etmektedir.</p>
<p>Hak İnisiyatifi olarak iktidarın dağıtılmasını sağlayan anayasal mekanizmaların yeniden devreye sokularak Türkiye’nin insan hakları seviyesinde yaşanan düşüşün giderilmesinin hayati önem arz ettiğini kuvvetle vurguluyoruz.</p>
<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/hukumlu-ve-tutuklulara-tek-tip-kiyafet-dayatmasi-ve-sivillere-yargisal-bagisiklik-iptal-edilmelidir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" length="133510" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Darbe girişimi öncesindeki bütün siyasi davalar şaibe altındadır,  yeniden yargılama yapılmalıdır!</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/darbe-girisimi-oncesindeki-butun-siyasi-davalar-saibe-altindadir-yeniden-yargilama-yapilmalidir.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/darbe-girisimi-oncesindeki-butun-siyasi-davalar-saibe-altindadir-yeniden-yargilama-yapilmalidir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Dec 2017 11:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategoriler]]></category>
		<category><![CDATA[adil yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden yargılama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=1011</guid>

					<description><![CDATA[15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Darbe Girişimi, başta ordu, emniyet ve yargı olmak üzere devlet içinde örgütlenmiş, Gülen Yapılanmasına yakın bir cuntanın varlığını inkâr edilemeyecek şekilde ortaya çıkarmış ve bu cuntanın daha önce birçok siyasi davada delil uydurma gibi yöntemlerle sayısı bilinmeyecek kadar çok insanı mağdur ettiği anlaşılmıştır. Onlarca örneğini açık kaynaklardan öğrenebildiğimiz, hukuk yerine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Darbe Girişimi, başta ordu, emniyet ve yargı olmak üzere devlet içinde örgütlenmiş, Gülen Yapılanmasına yakın bir cuntanın varlığını inkâr edilemeyecek şekilde ortaya çıkarmış ve bu cuntanın daha önce birçok siyasi davada delil uydurma gibi yöntemlerle sayısı bilinmeyecek kadar çok insanı mağdur ettiği anlaşılmıştır. Onlarca örneğini açık kaynaklardan öğrenebildiğimiz, hukuk yerine cunta planları çerçevesinde yürütülen kolluk ve yargılama faaliyetlerinden bazıları şunlardır;</p>
<p>2001 yılında Batman’da yaşayan İbrahim Görceğiz isimli şahıs, Hizbullah davası kapsamında evine yapılan baskınla gözaltına alınmış ve Batman OHAL kapsamında olmadığı için uzun gözaltı süresinin işlemesi için Diyarbakır’a getirilmiştir. Görceğiz’in evinden çıktığı iddia edilen el yazısı ile hazırlanmış bir belgede dönemin Batman Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik bir eylem hazırlığı olduğu anlaşılıyordu. Belgede yer alan krokide Batman Emniyet Müdürü’nün evinden çıkış, Emniyet’e gidiş saatlerine kadar detaylı bilgiler yer alıyordu. Mahkeme sürecinde belgenin kendilerine ait olmadığına kimseyi inandıramayan Görceğiz, 36 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve cezası 2008 yılında Yargıtay tarafından onandı. Görceğiz, davayı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (İHAM) taşıyarak Türkiye’yi mahkum ettirmiştir. <strong>15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra gözaltına alınan bir polisin itiraflarında, Görceğiz’in evinden çıkan bu belgenin polisler tarafından hazırlandığı bilgisi yer almıştır.</strong></p>
<p>11 Eylül 2007 tarihinde Ankara’da bir yakalandığı iddia edilen bomba yüklü minibüsü, o dönem başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a suikast amacıyla getirdiği öne sürülen ve PKK üyeliği ile tutuklanan öğrenci İdris Nakçı, 20 hapis cezasına çarptırılmış, cezası Yargıtay’ca onanmıştı. <strong>Ancak Darbe Girişimi hakkında hazırlanan çatı iddianamede söz konusu minibüsün cunta mensubu emniyet görevlileri tarafından Van’dan hazırlanarak getirtildiği ve yakalanmış gibi gösterildiği tespit edilince İdris Nakçı 2016 yılının Ağustos ayında tahliye edildi. </strong></p>
<p>Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27 Kasım 2013 tarihli kararıyla HDP Eşgenel Başkanı Figen Yüksekdağ, katıldığı bir cenaze töreninde örgüt propagandası yaptığı suçlamasıyla 10 ay hapis cezasına mahkum edilmiştir. Yüksekdağ’ın slogan atmadığı ancak slogan atılan ortamda bulunduğu gerekçesiyle suçlandığı bu davada karar, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 22 Eylül 2016 tarihinde onanmıştır. Kararın 21 Şubat 2017 günü TBMM’de okunmasıyla Yüksekdağ’ın milletvekilliği düşürülmüştür. <strong>Figen Yüksekdağ&#8217;a söz konusu cezayı veren mahkeme heyetinin tamamı ve soruşturmanın savcısı Darbe Girişimi dolayısıyla ihraç edilmiş ve savcı ile üyelerden ikisi tutuklanmışlardır. </strong></p>
<p>Yukarıda zikredilen mağduriyetlerin ortak noktası, fail ve sorumluların Darbe Girişimi’ni planlayan ve icra eden cunta mensupları olmalarıdır. Bunlar gibi yüzlerce, belki binlerce mağduriyet bulunmaktadır. Ancak söz konusu mağduriyetlerin giderilmesi noktasında bir adım atılmaması mağduriyetleri sürdürmekte hatta arttırmaktadır. Ele aldıkları soruşturma ve yargılamaları hukukun gözettiği gibi değil, cunta menfaatleri doğrultusunda işleten bir mekanizma, ülkenin sırtına bir adaletsizlik kamburu bırakmıştır. Bu kamburu atmak, bu yargılamaların tamamını yok sayarak yeniden ele almakla mümkündür. Ancak siyasi irade, baştan beri gayrımeşru şekilde yürütülmüş bu soruşturma ve davalar konusunda o dönem yapılan eleştirileri dikkate almamış, bu süreci ekseriyetle desteklemiştir. Bugün de bu davalar için yeniden yargılama yolunu açmak yerine, sonuçlarından faydalandığı, dolayısıyla adaletsizliği sürdüren bir tutum sergilemektedir. Örneğin yukarıda zikredilen dosyaları yeniden açma iradesi göstermemekte, ceza almış milletvekillerinin vekilliklerini düşürecek meclis adımını kendi siyasi tercihi ile atmaktadır. Bu tutumun kendisi hukukun sırtına yüklenmiş kamburu büyütmekte ve adalet duygusunu her geçen gün yaralamaktadır.</p>
<p>Ayrıca belirtmek gerekir ki 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında da yapılan yargılamaların kahir ekseriyeti yine hukukun üstünlüğü yerine siyasi saiklerle sürdürülmekte, bu da yaşadığımız onca yılın tecrübesinden müspet bir ders çıkarılmadığını göstermektedir. İnsan hakları savunucularına, gazetecilere, darbeci cuntanın “tuzağına” düşmüş sıradan vatandaşlara açılan davalar ve bu davaların yürütülme biçimi hukuk düzenini temelden bozmakta, adalet duygusunu her geçen gün daha da zedelemektedir.</p>
<p>HAK İNİSİYATİFİ olarak; meşru ve objektif olmayan, adaletten başka maksat güden yargılamaların doğurduğu sonuçların da meşru olmadığını savunuyoruz. Darbe Girişimi kapsamında görevden el çektirilmiş ve yargılanmakta olan kolluk/yargı mensuplarının imza attığı bütün siyasi soruşturma ve davaların yok sayılması, istisnai durumlar dışında bu davalarda tutuklu bulunan herkesin adlî kontrolle de olsa serbest bırakılması ve bu yargılamaların hukukun üstünlüğü esas alınarak yeniden yapılması çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca, Darbe Girişimi sonrasında yürütülen davaların da hukukun üstünlüğünü gözetmesi hayati bir ihtiyaçtır. Cunta mağdurları kadar cunta mensupları için dahi adil yargılama, adalete olan borcumuzun gerekliliğidir. Bu gerekliliği bir kere daha vurguluyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/darbe-girisimi-oncesindeki-butun-siyasi-davalar-saibe-altindadir-yeniden-yargilama-yapilmalidir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" length="133510" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Olağan usullerden ayrılan siyaset ve yargı dram üretiyor</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/olagan-usullerden-ayrilan-siyaset-ve-yargi-dram-uretiyor.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/olagan-usullerden-ayrilan-siyaset-ve-yargi-dram-uretiyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Nov 2017 21:02:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategoriler]]></category>
		<category><![CDATA[adil yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki öngörülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[makul sürede yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[masumiyet karinesi]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=1004</guid>

					<description><![CDATA[21 Kasım 2017 günü beş kişilik Maden ailesinin Yunanistan’a doğru bir tekne ile kaçarken Ege Denizinde boğulduğu bilgisi basın bültenlerine düşmüştür. Edinilen bilgilere göre; baba Hüseyin Maden (40) ve anne Nur Maden (36) daha önce Kastamonu’da öğretmen iken 15 Temmuz sonrası KHK’lar ile görevden ihraç edilmiş ve Gülen Yapılanması ile irtibatlı oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>21 Kasım 2017 günü beş kişilik Maden ailesinin Yunanistan’a doğru bir tekne ile kaçarken Ege Denizinde boğulduğu bilgisi basın bültenlerine düşmüştür. Edinilen bilgilere göre; baba Hüseyin Maden (40) ve anne Nur Maden (36) daha önce Kastamonu’da öğretmen iken 15 Temmuz sonrası KHK’lar ile görevden ihraç edilmiş ve Gülen Yapılanması ile irtibatlı oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma açılmıştır. Haklarında yaklama kararı bulunan anne ve babanın, çocukları 13 yaşındaki Nadire, 10 yaşındaki Bahar ve 7 yaşındaki Feridun’u yanlarına alarak açıldıkları deniz yolculuğunda üç çocuğun cesedi Midilli sahilinde karaya vurmuş, anne ve babanın ise hâlâ kayıp olduğu bilgisi edinilmiştir.</p>
<p>Öncelikle belirtilmelidir ki, beş kişilik bir ailenin güvensiz koşullarda ölümle sonuçlanabilecek şekilde ülkeden kaçmak mecburiyetinde kendini hissetmesi, hukuk düzeninin keyfilik ve belirsizlikler gölgesinde yok edilmesinin sonucudur. İnsanların uzun süreli tutuklamalar ile keyfi cezalandırmalara maruz kaldığı ve savunma haklarının yok sayıldığı, iddianamelerin uzun süre düzenlenmediği bir hukuksuzluk düzeninin normalleştiği bugünlerde birçok ailenin geleceklerini öngöremedikleri ve korku atmosferinde yaşadıkları görülmektedir. KHK’lar sebebiyle görevden alınan birçok kişinin ise, ailesini geçindirebilme olanaklarından yoksun bırakılması ağır bunalımlara ve basına düşen bilgilere göre intiharlara dahi neden olabilmektedir. Bu koşullarda hukuki öngörülebilirlik ortadan kalkmış, cezai tedbirler bizzat cezalandırma aracı olarak kullanılırken ve adil yargılanma hakkı yaygın şekilde ihlal edilirken; suç işlediği iddia edilen insanların can güvenliklerini önemsemeden ölümcül yolculuklara çıkması kamu idaresinin sorumluluğunu gündeme almayı gerektirmektedir.</p>
<p>Maden ailesinden üçü çocuk yaştaki beş kişinin vahim ölümü karşısında tekrar belirtmek gerekir ki; geçici bir önlem olarak gündeme getirilen Olağanüstü Hal rejiminin derhal sonlandırılması ve KHK’lar ile getirilen uygulamaların askıya alınarak olağan hukuk rejimine geçilmesi gerekmektedir. Yargılama süreçlerinde hukuki öngörülebilirliğin hakim kılınması ve adil yargılanma hakkının temel alınması gerektiğini yeniden hatırlatıyoruz. Olağan hukuk rejimi hakim kılınmadığı sürece korku atmosferi etkisinde kalan insanların ölüm haberlerini duymaktan endişe ettiğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.</p>
<p>Bu vesileyle, Maden ailesinin vefat eden fertlerine Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileklerimizi iletiriz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/olagan-usullerden-ayrilan-siyaset-ve-yargi-dram-uretiyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2017/11/madenailesi.jpg" length="60881" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2017/11/madenailesi.jpg" width="736" height="414" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
