<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">

<channel>
	<title>darbe girişimi &#8211; HAK İnisiyatifi Genel Merkez</title>
	<atom:link href="https://hakinisiyatifi.org/etiket/darbe-girisimi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hakinisiyatifi.org</link>
	<description>Zalime karşı, Mazlumdan yana!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Jan 2018 15:39:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Basın özgürlüğü engellenmemelidir</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/1039-2.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/1039-2.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2018 15:39:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İfade Özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Kategoriler]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[basın özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[haberleşme özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=1039</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere 15 Temmuz darbe girişimden sonra 20 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca 21 Temmuz 2016’dan itibaren 90 günlük süre için OHAL ilanına karar verilmişti. İlan edildiğinde 90 günden önce kaldırılacağı söylenen ve sürenin bitiminde uzatılan OHAL halen devam etmektedir. OHAL’den, darbe girişiminde bulunduğu düşünülen örgüte ait veya örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen çok &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği üzere 15 Temmuz darbe girişimden sonra 20 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca 21 Temmuz 2016’dan itibaren 90 günlük süre için OHAL ilanına karar verilmişti. İlan edildiğinde 90 günden önce kaldırılacağı söylenen ve sürenin bitiminde uzatılan OHAL halen devam etmektedir.</p>
<p>OHAL’den, darbe girişiminde bulunduğu düşünülen örgüte ait veya örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda kişi ve kuruluş ile farklı muhalif kesimlerle irtibatı olduğu değerlendirilen çok sayıda kişi, kuruluş ve yayın organı da nasibini almıştır. Halen haklarında herhangi bir soruşturma dahi bulunmayan binlerce kişi kamudan ihraç edilmiş, adil yargılanma hakkı, toplantı gösteri yürüyüşü ve daha birçok temel hak ve özgürlük darbe girişimi gerekçe gösterilerek yasaklanmış veya sınırlandırılmıştır. Yasa koyucu TBMM pasif hale getirilerek en önemli konulardaki özgürlükler KHK’lerle sınırlandırılmış, toplumun büyük bir kesimi birçok yönden baskılanmıştır.</p>
<p>Baskılanan, sınırlandırılan temel hak ve özgürlüklerden önemli birisi de basın ve haber alma özgürlüğüdür. Sadece 20 Temmuz 2016-31 Aralık 2016 tarihleri arasında 5 haber ajansı, 62 gazete, 19 dergi, 34 radyo, 29 televizyon kanalı, 29 yayınevi ve dağıtım kuruluşu olmak üzere toplam 178 medya kuruluşu kapatılışı kararına bu kuruluşların tüm malvarlıklarına el konulması gibi ağır yaptırımlar eşlik etmiştir.</p>
<p>Darbe girişimden hemen 10 gün sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu toplantısında 668 sayılı KHK ile vücut bulan kararlar ile ilgili kararnamenin “Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirler” başlıklı 2. bölümünün 2. maddesinin 1. fıkrasında “Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan…” denerek KHK’nin ekinde sayılan medya ve yayın kuruluşlarının kapatılmasına karar verilmiştir.</p>
<p>Darbe girişimden 3,5 ay sonra kapatılan medya kuruluşlarına yenileri 29 Ekim 2016 tarihinde yayımlanan 675 sayılı KHK ile katılmıştır. Bu KHK’nın “Yayın Kuruluşları” başlıklı 5.maddesinde “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olan ve ekli (7) sayılı listede yer alan haber ajansları, gazeteler ve dergiler kapatılmıştır” denerek kapatma kararına konu medya alanındaki yapı çeşitliliği artırılmış maddenin devamında kapatılan medya kuruluşları ile ilgili olarak 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin bu kuruluşların mallarına en konulması ve diğer tedbirlerin bu kurum ve kuruluşlar hakkında da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>Darbe girişimden yaklaşık 1,5 yıl sonra 2 Ocak 2018’de Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla Mezopotamya Ajansı, Özgürlükçü Demokrasi, Demokrat Haber ve 1HaberVar Platformuna ait web sitelere erişim engellenmiştir.</p>
<p>OHAL ile darbe girişimi gerekçe gösterilerek muhalif birçok yapı, kişi ve kuruluş üzerinde geniş ölçekteki tedbirlerle ciddi bir sindirme politikası 2 Ocak 2018’de verilen mahkeme kararıyla devam ettirilmektedir.</p>
<p>Basın özgürlüğü, süreli ve süresiz yayın hakkı ile basın araçlarının korunması Anayasanın 28, 29 ve 30. Maddelerinde güvence altına alınmış temel haklardan olup bu maddeler ile kişilerin haber alma özgürlüğü başta olmak üzere bu özgürlüğe erişimi sağlamak isteyenler Anayasa ile korunmaktadır. Ancak KHK’ler eliyle by pass edilen TBMM yerine yasa koyucu gibi davranan iktidar yeniden yapılandırdığı yargı eliyle Anayasada ifadesini bulan söz konusu özgürlükleri ihlal etmektedir. Neredeyse muhalif tüm basın ve yayın kuruluşlarının kapatılması, web sitelerine erişimin engellenmesi ile toplumun farklı haber kaynaklarından beslenme yönündeki tercihi engellenmekte tüm bir toplum tek tip habercilik anlayışına sahip kaynaklardan beslenmeye zorlanarak her vesile ile sindirilmeye devam etmektedir.</p>
<p>Hak İnisiyatifi olarak darbe girişimi gerekçe gösterilerek ilan edilen OHAL’in süresinin dolacağı 19 Ocak’ta uzatılmayarak sonlandırılmasını, OHAL ile sınırlandırılan hak ve özgürlüklerin yeniden tesisi için 15 Temmuzdan bu yana getirilen yasakların kaldırılmasını bu kapsamda Anayasa’nın 28. maddesi ve devamı maddelerinde ifadesini bulan basın özgürlüğü ve bağlantılı diğer haklardan toplumun her kesiminin faydalanabileceği düzenlemelerin hayata geçirilmesini talep ediyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/1039-2.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/01/basınözgürlüğü-1.jpg" length="176219" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/01/basınözgürlüğü-1.jpg" width="700" height="350" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Hükümlü ve tutuklulara tek tip kıyafet dayatması ve sivillere yargısal bağışıklık iptal edilmelidir</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/hukumlu-ve-tutuklulara-tek-tip-kiyafet-dayatmasi-ve-sivillere-yargisal-bagisiklik-iptal-edilmelidir.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/hukumlu-ve-tutuklulara-tek-tip-kiyafet-dayatmasi-ve-sivillere-yargisal-bagisiklik-iptal-edilmelidir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2017 14:36:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategoriler]]></category>
		<category><![CDATA[adil yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[devletin insan haklarını koruma yükümlülüğü]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[tek tip kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[yargısal bağışıklık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=1030</guid>

					<description><![CDATA[24.12.2017 tarihinde Olağanüstü Hal kapsamında hazırlanan 695 ve 696 sayılı iki yeni kanun hükmünde kararname yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 695 sayılı KHK ile toplamda 2.766 kamu personeli kamu görevinden ihraç edilirken, 696 sayılı KHK ile ise 136 düzenleyici maddeyle hukuk düzeninde yürütme erki eliyle bazı değişiklikler yapılmıştır. 20.07.2017 tarihinde ilan edilen ve rutin olarak uzatılan olağanüstü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>24.12.2017 tarihinde Olağanüstü Hal kapsamında hazırlanan 695 ve 696 sayılı iki yeni kanun hükmünde kararname yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 695 sayılı KHK ile toplamda 2.766 kamu personeli kamu görevinden ihraç edilirken, 696 sayılı KHK ile ise 136 düzenleyici maddeyle hukuk düzeninde yürütme erki eliyle bazı değişiklikler yapılmıştır.</p>
<p>20.07.2017 tarihinde ilan edilen ve rutin olarak uzatılan olağanüstü hal Anayasa’nın konuya ilişkin 120. maddesine dayanılarak yaygın şiddet olaylarının dindirilmesi ve önlenmesi için ilan edilmiştir. Öte yandan, OHAL ilan edilmesine gerekçe gösterilen şiddet olayları uzun bir süre önce dindirilmiştir ve kısa vadede tekrarlanacağına ilişkin rutin dışı, açık ve yakın bir tehlike gözlemlenmemektedir. Fakat yaklaşık bir buçuk yıldır olağanüstü hal kapsamında yapılan düzenlemelerle telafisi imkansız hak ihlalleri ortaya çıkmış, iktidarın denetimine ilişkin mekanizmalar felç olmuş ve güçler ayrılığı rejimi ciddi ölçüde zaafa uğramıştır. Bu durum insan hakları ihlalleri için çok elverişli bir zemin teşkil etmektedir. Bu sebeplerden dolayı olağanüstü halin ivedilikle kaldırılması gerekmektedir.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz dönemde olağanüstü hal kapsamında KHK’larla yapılan ihraçlar şiddet olaylarının dindirilmesi ya da engellenmesi amacına hizmet etmemektedir. Bu ihraçlar fiilen, ihraç edilen personellerin herhangi bir yargısal süreç işletilmeden, kendileri hakkındaki iddialar kendilerine aktarılmadan ve savunma yapmalarına imkan tanınmadan “cezalandırılmaları” mahiyetini taşımaktadır.  Dolayısıyla bu ihraç yolu fiilen “yargısız infaz” mekanizması olarak varlık göstermektedir. Bunun yanında, ihraç edilen personellerin sivil bir ölüme mahkum edilmesi ihraçlarla yaşanan hak ihlallerini katlanılamaz boyutlara çıkarmaktadır.</p>
<p>Öte yandan 696 sayılı KHK kapsamında yapılan düzenlemeler yürütmenin yasama fonksiyonunu gaspı anlamına gelmektedir. OHAL yaygın şiddet olaylarıyla ilişkilidir ve OHAL kapsamında çıkarılan KHK’larla yapılan hukuki düzenlemeler de bu şiddet olaylarına odaklı olmak durumundadır. Oysa KHK’larla toplumsal hayatın her alanında çok çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır. Kuşkusuz kanun niteliğindeki genel, soyut, objektif düzenlemeler yapmak görevi yasama erkinde, dolayısıyla da Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Mevcut durumda, milletvekillerinin yapılan düzenlemeleri medya kanalıyla öğrenmesi yasama ve yürütme fonksiyonlarının yürütmede toplandığını göstermektedir. Anayasa Mahkemesinin OHAL KHK’larının yargısal denetimden muaf olduğuna ilişkin önceki içtihadını nakzeden içtihadı yargı fonksiyonunu da belirli ölçüde işlevsizleştirmiş ve gücün temerküz etmesiyle fiilen bir güçler birliği rejiminin oluşmasına sebep olmuştur.</p>
<p>Bu durum, insan haklarının korunmasının zeminini büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. İnsan hakları, yalnızca devlet tarafından ihlal edilebilen ve yalnızca devlete karşı ileri sürülebilen haklardır. Dolayısıyla, devleti toplum lehine sınırlandırmaya odaklanır ve gücün dağıtımıyla hayat bulabilir. İktidar birikmesi bu hakların ihlal edilme ihtimalini ve ihlallere karşı güvenceleri yok etmektedir. Bu sebeplerden dolayı OHAL düzeninin ve KHK’lar üzerinden yürütülen yönetim sürecinin terk edilmesi acil bir sorumluluktur.</p>
<p><strong>Tutuklu ve hükümlülere tek tip kıyafet dayatması insan onuruna müdahaledir</strong></p>
<p>Diğer yandan, mezkur 696 sayılı KHK ile insan hakları bakımından özellikle dikkat çekici iki düzenleme de hayata geçirilmiştir. Bunların ilki KHK’nın 103. maddesinde yer alan tutuklu ve hükümlülere tek tip kıyafet giymenin zorunlu kılınmasına ilişkin düzenlemedir. Bu düzenlemeyle tutuklu yargılanan kişilerin masumiyet karinesi açıkça ihlal edilmektedir. Oysa henüz haklarında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmayan kişiler, tutuklu da olsalar, geri kalan herkes kadar masumdur. Tutuklu yargılama sebebi şüpheli ya da sanığın; kaçma, saklanma, delilleri karartma ya da tanıklara baskı uygulama gibi fiilere başvurma şüphesidir. Tutukluluk halinin ya da tutuklama sebebini teşkil eden bu şüphelerin bir gereği olmayan tek tip elbise zorunluluğu bir cezalandırma aracı olarak kullanılmakta ve insan onuruna müdahale mahiyeti taşımaktadır.</p>
<p>Öte yandan yalnızca tutuklu yargılanan kişiler için değil, cezasını çekmekte olan hükümlüler için de insan onuru ve kişiliğine yönelik saldırı niteliği taşıyan tek tip kıyafet uygulaması kabul edilemez. Bu kıyafet dayatması kişi özgürlüğünün kısıtlanması yoluyla infaz edilen cezanın sınırlarını aşmakta, diğer kişilik haklarının ve insan onurunun gerekçesiz ve orantısız şekilde kısıtlanmasına sebebiyet vermektedir. Zorunlu kıyafet uygulamasının yalnızca siyasi suçları içeren bazı özel suçları işlediği iddiasıyla tutuklu yargılanan ya da bu suçlardan hüküm giymiş kişilere uygulanması bu uygulamanın cezanın kendisi olarak tasarlandığını ve insan onuruna bir müdahale içerdiğini açıkça göstermektedir.</p>
<p>Bu düzenlemeyle tutuklu ve hükümlülerin kamusal görünümlerini kendi özgür iradeleriyle belirlemeleri imkanı ortadan kaldırılmaktadır. Toplumsal hayattaki yegane görüntülerinin devlet tarafından fiilen “suçlulara özel” tasarlanmış kıyafetler içerisinde gerçekleşmesi sağlanmaktadır. Tutuklu ve hükümlüler iradelerine aykırı biçimde tek tipleştirilmekte, aralarındaki farklar yok edilerek birbirleriyle eşitlenmekte ve bir mahkumiyet kisvesine bürünmeye zorlanmaktadır.</p>
<p>Söz konusu tek tip kıyafet uygulamasının tüm dünyada ABD’deki hukuk dışılığın ve düşman ceza hukuku uygulamalarının simgesi haline gelen Guantanamo Cezaevi çerçevesinde tanınıyor olması mevcut durumu daha da kabul edilemez kılmaktadır. Kamu gücünü kullananların ABD&#8217;nin söz konusu simgeselleşmiş uygulamalarından birini hayata geçirmesinin önemli sakıncalar barındırdığı izahtan varestedir.</p>
<p><strong>Sivillere yargısal bağışıklık kazandıran düzenleme büyük tehlike arz etmektedir</strong></p>
<p>Mezkur KHK’yla yapılan dikkat çekici bir diğer düzenleme KHK’nın 121. maddesinde yer alan ve <em>“15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler”</em>e yargısal bağışıklık kazandırılmasını sağlayan düzenlemedir. Her ne kadar hükümet yetkilileri bu düzenlemeyle 15 Temmuz’da meydana gelen darbe girişimi ve 16 Temmuz’a kadar süren olayların kastedildiğini ifade etse de düzenlemenin lafzı daha geniş ve tehlikeli yorumlara ziyadesiyle açıktır.</p>
<p>Düzenleme üzerinde lafzi yorumlama yapılarak söz konusu “<em>ve terör eylemleri” </em>ifadesinin nitelik bakımından, <em>“bunların devamı niteliğindeki eylemler” </em>ifadesinin ise zaman bakımından düzenlemeyi darbe girişiminden ayırdığının iddia edilebilmesi ve bu yolla düzenlemenin geleceğe yönelik de uygulanması söz konusu olabilecektir. Düzenleme geleceğe yönelik olarak uygulandığı takdirde sivil vatandaşların darbe girişimi ya da terör eylemlerini “bastırmak” gerekçesiyle karşıt görüşlü kişilere karşı işledikleri öldürme, yaralama ve mala zarar verme gibi çok çeşitli suçlardan dolayı cezalandırılmaması ihtimal dahilinde görünmektedir. Üstelik düzenlemenin bir OHAL KHK’sı marifetiyle yapılması, yargısal mercilerin düzenlemenin kabul edilmesine ilişkin tutanaklar ve düzenlemenin resmi gerekçeleri çerçevesinde amaçsal yorum yapma imkanını ciddi ölçüde kısıtlamaktadır.</p>
<p>Bu haliyle, söz konusu düzenlemenin yalnızca 15-16 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe girişiminin bastırılmasıyla ilişkili eylemleri kapsadığı iddiası düzenlemenin metninde açık ve sarih bir şekilde kendisine yer bulmamaktadır. Dolayısıyla bu durum, düzenlemeyi yorumlayan yargı mercilerinin lafzi yorum yöntemini kullanarak düzenlemeyi geleceğe yönelik işletmesi ihtimalinin kapısını çok tehlikeli bir biçimde açık bırakmaktadır.</p>
<p>Bu sebeplerden dolayı kamuoyunda iç savaş düzenlemesi olduğu şüphesiyle yorumlar yapılan söz konusu düzenlemenin iptali vazgeçilmez bir gerekliliktir. Aksi takdirde devletin insan haklarını koruma yükümlülüğünün ve dolayısıyla insan haklarının ağır ihlallerle karşı karşıya kalması ciddi bir olasılıktır.</p>
<p>Tüm bu ifade edilenler çerçevesinde; yaygın şiddet olaylarının dindirilmesi ve önlenmesi amacıyla ilan edilmiş OHAL’in, söz konusu şiddet olaylarının uzun süre önce dindirilmiş olması ve bahsi geçen bağlamda yeni şiddet olaylarının gerçekleşme ihtimaline ilişkin rutin dışı, açık ve yakın bir tehlikenin gözlemlenmemesi nedeniyle kaldırılması gerekmektedir. KHK’lar yoluyla yapılan ve fiilen “yargısız infaz” niteliği taşıyan ihraçlar terk edilmeli, adil bir yargılanma sonucunda suçluluğu kesinleşmemiş kişiler görevlerine iade edilmelidir. İnsan onuruna ve masumiyet karinesine müdahale teşkil eden tek tip kıyafet dayatmasının ve terör eylemlerinin bastırılması kapsamında eylemlerde bulunan sivillere yargısal bağışıklık kazandırılmasına yönelik düzenlemenin iptali de aynı şekilde, ertelenemez bir sorumluluk teşkil etmektedir.</p>
<p>Hak İnisiyatifi olarak iktidarın dağıtılmasını sağlayan anayasal mekanizmaların yeniden devreye sokularak Türkiye’nin insan hakları seviyesinde yaşanan düşüşün giderilmesinin hayati önem arz ettiğini kuvvetle vurguluyoruz.</p>
<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/hukumlu-ve-tutuklulara-tek-tip-kiyafet-dayatmasi-ve-sivillere-yargisal-bagisiklik-iptal-edilmelidir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" length="133510" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Toplumun ve bireylerin temel hakları devletin beka kaygısı karşısında savunmasız bırakılmamalı</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/toplumun-ve-bireylerin-temel-haklari-devletin-beka-kaygisi-karsisinda-savunmasiz-birakilmamali.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/toplumun-ve-bireylerin-temel-haklari-devletin-beka-kaygisi-karsisinda-savunmasiz-birakilmamali.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Dec 2017 17:39:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategoriler]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=1014</guid>

					<description><![CDATA[Savaşların önlenmesi için kurulan Milletler Cemiyeti&#8217;nin çabaları İkinci Dünya Savaşı&#8217;na engel olamamış ve bu savaş yeryüzünde daha evvel şahit olunmamış bir yıkıma yol açmıştır. Bu tahribatın ardından yapılan girişimler Milletler Cemiyeti tecrübesini bir adım ileriye götürmeyi amaçlayan ve kurucuları arasında Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin de bulunduğu, kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Savaşların önlenmesi için kurulan Milletler Cemiyeti&#8217;nin çabaları İkinci Dünya Savaşı&#8217;na engel olamamış ve bu savaş yeryüzünde daha evvel şahit olunmamış bir yıkıma yol açmıştır. Bu tahribatın ardından yapılan girişimler Milletler Cemiyeti tecrübesini bir adım ileriye götürmeyi amaçlayan ve kurucuları arasında Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin de bulunduğu, kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş” olarak tanımlayan Birleşmiş Milletler&#8217;in 24 Ekim 1945’te kurulmasıyla neticelenmiştir.</p>
<p>Bugün itibariyle 193 üye ülkenin yer aldığı Birleşmiş Milletler, kuruluşundan üç yıl sonra  bireyin hak ve özgürlüklerini savunmak ve korumakı amacıyla Evrensel İnsan Hakları Beyannamesini ilan etmiştir. Söz konusu beyanname ile Birleşmiş Milletler,  “İnsanlık ailesinin tüm üyelerinde bulunan onuru ve onların eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu; İnsan haklarının tanınmamasının ve hor görülmesinin insanlık vicdanını yaralayan barbarca eylemlere yol açtığını, korkudan ve yoksulluktan kurtulmuş insanların söz ve inanç özgürlüğüne sahip olacakları bir dünyanın herkesin en yüksek amacı olduğunun ilan edilmişbulunduğunu;<br />
İnsanlığın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için, insan haklarının hukuk düzeyinde korunması gerektiğini;<br />
Uluslar arasında dostça ilişkiler geliştirmeyi özendirmenin temel bir zorunluluk olduğunu; Üye devletlerin Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde, insan haklarına ve temel özgürlüklere bütün dünyada saygı gösterilmesinin sağlanmasını üstlenmiş olduklarını&#8221;, deklare etmiştir. Tüm insanlık ailesini kapsayacak düzeyde etkiye sahip bu deklarasyon<br />
10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Meclisi’n de okunmasından kısa bir zaman sonra, 27 Mayıs 1949’da, 7217 sayıyla Resmi Gazete’de yayımlanarak ülkemizde de yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>İnsanlık ailesini İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın yol açtığı tahribatın tekrarından ve yeni savaşlardan uzak tutmayı amaçlasa da, Milletler Cemiyeti&#8217;ne benzer şekilde, Birleşmiş Milletler de bunda gerçek anlamda başarı sağlayamamış, devletler arası ve kimi zaman da bölgesel savaşlara engel olamamış ve yine bir çok ülkede süre giden insan hakları ihlallerini durduramamıştır.</p>
<p>Kuruluşunun üzerinden geçen 72 yılda Birleşmiş Milletler sayısız devletler arası ve bölgesel savaşa, Filistin örneğinde görüldüğü gibi etnik temizlik sayılabilecek katliam ve sürgünler ile işgallere, iç savaş ve devlet içi çatışma olarak kabul edilebilecek şiddet olaylarına, meşru yönetimleri deviren darbelere ve sıradan insanların günlük hayatına dahi sirayet eden insan hakları ihlallerine şahitlik etmiş ve fakat bunların ancak çok azında etkili bir çözüm sağlayabilmiştir.</p>
<p>Türkiye de Birleşmiş Milletler&#8217;in darbe, darbe teşebbüsü, muhtıra, iç çatışma sayılan şiddete dayalı eylemleri kaydettiği ülkeler arasındadır. Yine Türkiye sistemli ve münferit olarak yürütülen insan hakları ihlallerine dair şikayetler sebebiyle de Birleşmiş Milletler&#8217;in gündeminde yer etmiş bir ülkedir. Çok partili hayata geçiş tecrübesinin hemen ardından askeri müdahaleler ile tanışan Türkiye, yaklaşık 50 seneyi bulan bir süreçte ülke içindeki gruplara ve sosyal sınıflara karşı sistemli bir ayrımcılığa tanıklık etmiş ve bu da sosyal barışı temelinden sarsan neticelere sebebiyet vermiştir. Güvenlik temelli yaklaşımlarla çözülmek istenen meseleler umulanın aksine çözülmek bir yana, daha da girift hale gelmiş ve tüm bunların sonunda ülkeyi var eden fikri, dini ve etnik unsurlar arasında güven problemi baş göstermiştir. Bu sarmaldan çıkmak için gösterilen gayretler de kısa sürede akamete uğratılmış ve sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal çözüm arayışları yerini yeniden güvenlikçi anlayışa bırakmıştır. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir cuntanın gerçekleştirdiği darbe girişimi ise tüm ülkeyi hukuk devletinin temel ilkelerinden uzaklaşmaya sevk eden bir süreci başlatmıştır. Bu süreçte yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler ile birçok temel kanunda değişiklik yapılmış ve Birleşmiş Milletler&#8217;in on yıllar evvel ilan ettiği temel insan hak ve özgürlüklerinin sınırları var ile yok arasında bir noktaya çekilmiştir. Görünen o ki, devletin beka kaygısı ile toplumun ve bireylerin hakları arasında bir çatışma yaşanmaktadır ve toplumun ve bireylerin temel hakları devletin muhayyel ve sınırları belirsiz beka kaygısı  karşısında korumasız bırakılmıştır.</p>
<p>Devletlerin ve hatta hükümetlerin varlıklarını korumak için bir kısım sınırlamalara başvurmaları anlaşılır bir haldir. Ancak bu sınırlamaların da ulusal ve ulusalüstü hukukla belirlenen sınırları olduğu da tartışmasızdır. Hükümetlerin sınırlamaların sınırlarını aşan her bir eylem, işlem ve kararının öncelikle ulusal yargı eliyle engellenmesini beklemek her vatandaşın hakkıdır.</p>
<p>Bu vesile ile, Dünya İnsan Hakları Günü’nün bütün insanlığın insan onuruna yakışır bir yaşama ulaşması noktasında gayretlere sebep olmasını diliyor, biran önce OHAL’in kaldırılmasını ve hukuki güven ortamının tesisini talep ediyoruz.Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/toplumun-ve-bireylerin-temel-haklari-devletin-beka-kaygisi-karsisinda-savunmasiz-birakilmamali.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" length="133510" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Darbe girişimi öncesindeki bütün siyasi davalar şaibe altındadır,  yeniden yargılama yapılmalıdır!</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/darbe-girisimi-oncesindeki-butun-siyasi-davalar-saibe-altindadir-yeniden-yargilama-yapilmalidir.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/darbe-girisimi-oncesindeki-butun-siyasi-davalar-saibe-altindadir-yeniden-yargilama-yapilmalidir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Dec 2017 11:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategoriler]]></category>
		<category><![CDATA[adil yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden yargılama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=1011</guid>

					<description><![CDATA[15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Darbe Girişimi, başta ordu, emniyet ve yargı olmak üzere devlet içinde örgütlenmiş, Gülen Yapılanmasına yakın bir cuntanın varlığını inkâr edilemeyecek şekilde ortaya çıkarmış ve bu cuntanın daha önce birçok siyasi davada delil uydurma gibi yöntemlerle sayısı bilinmeyecek kadar çok insanı mağdur ettiği anlaşılmıştır. Onlarca örneğini açık kaynaklardan öğrenebildiğimiz, hukuk yerine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Darbe Girişimi, başta ordu, emniyet ve yargı olmak üzere devlet içinde örgütlenmiş, Gülen Yapılanmasına yakın bir cuntanın varlığını inkâr edilemeyecek şekilde ortaya çıkarmış ve bu cuntanın daha önce birçok siyasi davada delil uydurma gibi yöntemlerle sayısı bilinmeyecek kadar çok insanı mağdur ettiği anlaşılmıştır. Onlarca örneğini açık kaynaklardan öğrenebildiğimiz, hukuk yerine cunta planları çerçevesinde yürütülen kolluk ve yargılama faaliyetlerinden bazıları şunlardır;</p>
<p>2001 yılında Batman’da yaşayan İbrahim Görceğiz isimli şahıs, Hizbullah davası kapsamında evine yapılan baskınla gözaltına alınmış ve Batman OHAL kapsamında olmadığı için uzun gözaltı süresinin işlemesi için Diyarbakır’a getirilmiştir. Görceğiz’in evinden çıktığı iddia edilen el yazısı ile hazırlanmış bir belgede dönemin Batman Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik bir eylem hazırlığı olduğu anlaşılıyordu. Belgede yer alan krokide Batman Emniyet Müdürü’nün evinden çıkış, Emniyet’e gidiş saatlerine kadar detaylı bilgiler yer alıyordu. Mahkeme sürecinde belgenin kendilerine ait olmadığına kimseyi inandıramayan Görceğiz, 36 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve cezası 2008 yılında Yargıtay tarafından onandı. Görceğiz, davayı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (İHAM) taşıyarak Türkiye’yi mahkum ettirmiştir. <strong>15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra gözaltına alınan bir polisin itiraflarında, Görceğiz’in evinden çıkan bu belgenin polisler tarafından hazırlandığı bilgisi yer almıştır.</strong></p>
<p>11 Eylül 2007 tarihinde Ankara’da bir yakalandığı iddia edilen bomba yüklü minibüsü, o dönem başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a suikast amacıyla getirdiği öne sürülen ve PKK üyeliği ile tutuklanan öğrenci İdris Nakçı, 20 hapis cezasına çarptırılmış, cezası Yargıtay’ca onanmıştı. <strong>Ancak Darbe Girişimi hakkında hazırlanan çatı iddianamede söz konusu minibüsün cunta mensubu emniyet görevlileri tarafından Van’dan hazırlanarak getirtildiği ve yakalanmış gibi gösterildiği tespit edilince İdris Nakçı 2016 yılının Ağustos ayında tahliye edildi. </strong></p>
<p>Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27 Kasım 2013 tarihli kararıyla HDP Eşgenel Başkanı Figen Yüksekdağ, katıldığı bir cenaze töreninde örgüt propagandası yaptığı suçlamasıyla 10 ay hapis cezasına mahkum edilmiştir. Yüksekdağ’ın slogan atmadığı ancak slogan atılan ortamda bulunduğu gerekçesiyle suçlandığı bu davada karar, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 22 Eylül 2016 tarihinde onanmıştır. Kararın 21 Şubat 2017 günü TBMM’de okunmasıyla Yüksekdağ’ın milletvekilliği düşürülmüştür. <strong>Figen Yüksekdağ&#8217;a söz konusu cezayı veren mahkeme heyetinin tamamı ve soruşturmanın savcısı Darbe Girişimi dolayısıyla ihraç edilmiş ve savcı ile üyelerden ikisi tutuklanmışlardır. </strong></p>
<p>Yukarıda zikredilen mağduriyetlerin ortak noktası, fail ve sorumluların Darbe Girişimi’ni planlayan ve icra eden cunta mensupları olmalarıdır. Bunlar gibi yüzlerce, belki binlerce mağduriyet bulunmaktadır. Ancak söz konusu mağduriyetlerin giderilmesi noktasında bir adım atılmaması mağduriyetleri sürdürmekte hatta arttırmaktadır. Ele aldıkları soruşturma ve yargılamaları hukukun gözettiği gibi değil, cunta menfaatleri doğrultusunda işleten bir mekanizma, ülkenin sırtına bir adaletsizlik kamburu bırakmıştır. Bu kamburu atmak, bu yargılamaların tamamını yok sayarak yeniden ele almakla mümkündür. Ancak siyasi irade, baştan beri gayrımeşru şekilde yürütülmüş bu soruşturma ve davalar konusunda o dönem yapılan eleştirileri dikkate almamış, bu süreci ekseriyetle desteklemiştir. Bugün de bu davalar için yeniden yargılama yolunu açmak yerine, sonuçlarından faydalandığı, dolayısıyla adaletsizliği sürdüren bir tutum sergilemektedir. Örneğin yukarıda zikredilen dosyaları yeniden açma iradesi göstermemekte, ceza almış milletvekillerinin vekilliklerini düşürecek meclis adımını kendi siyasi tercihi ile atmaktadır. Bu tutumun kendisi hukukun sırtına yüklenmiş kamburu büyütmekte ve adalet duygusunu her geçen gün yaralamaktadır.</p>
<p>Ayrıca belirtmek gerekir ki 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında da yapılan yargılamaların kahir ekseriyeti yine hukukun üstünlüğü yerine siyasi saiklerle sürdürülmekte, bu da yaşadığımız onca yılın tecrübesinden müspet bir ders çıkarılmadığını göstermektedir. İnsan hakları savunucularına, gazetecilere, darbeci cuntanın “tuzağına” düşmüş sıradan vatandaşlara açılan davalar ve bu davaların yürütülme biçimi hukuk düzenini temelden bozmakta, adalet duygusunu her geçen gün daha da zedelemektedir.</p>
<p>HAK İNİSİYATİFİ olarak; meşru ve objektif olmayan, adaletten başka maksat güden yargılamaların doğurduğu sonuçların da meşru olmadığını savunuyoruz. Darbe Girişimi kapsamında görevden el çektirilmiş ve yargılanmakta olan kolluk/yargı mensuplarının imza attığı bütün siyasi soruşturma ve davaların yok sayılması, istisnai durumlar dışında bu davalarda tutuklu bulunan herkesin adlî kontrolle de olsa serbest bırakılması ve bu yargılamaların hukukun üstünlüğü esas alınarak yeniden yapılması çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca, Darbe Girişimi sonrasında yürütülen davaların da hukukun üstünlüğünü gözetmesi hayati bir ihtiyaçtır. Cunta mağdurları kadar cunta mensupları için dahi adil yargılama, adalete olan borcumuzun gerekliliğidir. Bu gerekliliği bir kere daha vurguluyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/darbe-girisimi-oncesindeki-butun-siyasi-davalar-saibe-altindadir-yeniden-yargilama-yapilmalidir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" length="133510" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Olağan usullerden ayrılan siyaset ve yargı dram üretiyor</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/olagan-usullerden-ayrilan-siyaset-ve-yargi-dram-uretiyor.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/olagan-usullerden-ayrilan-siyaset-ve-yargi-dram-uretiyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Nov 2017 21:02:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategoriler]]></category>
		<category><![CDATA[adil yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki öngörülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[makul sürede yargılanma hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[masumiyet karinesi]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=1004</guid>

					<description><![CDATA[21 Kasım 2017 günü beş kişilik Maden ailesinin Yunanistan’a doğru bir tekne ile kaçarken Ege Denizinde boğulduğu bilgisi basın bültenlerine düşmüştür. Edinilen bilgilere göre; baba Hüseyin Maden (40) ve anne Nur Maden (36) daha önce Kastamonu’da öğretmen iken 15 Temmuz sonrası KHK’lar ile görevden ihraç edilmiş ve Gülen Yapılanması ile irtibatlı oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>21 Kasım 2017 günü beş kişilik Maden ailesinin Yunanistan’a doğru bir tekne ile kaçarken Ege Denizinde boğulduğu bilgisi basın bültenlerine düşmüştür. Edinilen bilgilere göre; baba Hüseyin Maden (40) ve anne Nur Maden (36) daha önce Kastamonu’da öğretmen iken 15 Temmuz sonrası KHK’lar ile görevden ihraç edilmiş ve Gülen Yapılanması ile irtibatlı oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma açılmıştır. Haklarında yaklama kararı bulunan anne ve babanın, çocukları 13 yaşındaki Nadire, 10 yaşındaki Bahar ve 7 yaşındaki Feridun’u yanlarına alarak açıldıkları deniz yolculuğunda üç çocuğun cesedi Midilli sahilinde karaya vurmuş, anne ve babanın ise hâlâ kayıp olduğu bilgisi edinilmiştir.</p>
<p>Öncelikle belirtilmelidir ki, beş kişilik bir ailenin güvensiz koşullarda ölümle sonuçlanabilecek şekilde ülkeden kaçmak mecburiyetinde kendini hissetmesi, hukuk düzeninin keyfilik ve belirsizlikler gölgesinde yok edilmesinin sonucudur. İnsanların uzun süreli tutuklamalar ile keyfi cezalandırmalara maruz kaldığı ve savunma haklarının yok sayıldığı, iddianamelerin uzun süre düzenlenmediği bir hukuksuzluk düzeninin normalleştiği bugünlerde birçok ailenin geleceklerini öngöremedikleri ve korku atmosferinde yaşadıkları görülmektedir. KHK’lar sebebiyle görevden alınan birçok kişinin ise, ailesini geçindirebilme olanaklarından yoksun bırakılması ağır bunalımlara ve basına düşen bilgilere göre intiharlara dahi neden olabilmektedir. Bu koşullarda hukuki öngörülebilirlik ortadan kalkmış, cezai tedbirler bizzat cezalandırma aracı olarak kullanılırken ve adil yargılanma hakkı yaygın şekilde ihlal edilirken; suç işlediği iddia edilen insanların can güvenliklerini önemsemeden ölümcül yolculuklara çıkması kamu idaresinin sorumluluğunu gündeme almayı gerektirmektedir.</p>
<p>Maden ailesinden üçü çocuk yaştaki beş kişinin vahim ölümü karşısında tekrar belirtmek gerekir ki; geçici bir önlem olarak gündeme getirilen Olağanüstü Hal rejiminin derhal sonlandırılması ve KHK’lar ile getirilen uygulamaların askıya alınarak olağan hukuk rejimine geçilmesi gerekmektedir. Yargılama süreçlerinde hukuki öngörülebilirliğin hakim kılınması ve adil yargılanma hakkının temel alınması gerektiğini yeniden hatırlatıyoruz. Olağan hukuk rejimi hakim kılınmadığı sürece korku atmosferi etkisinde kalan insanların ölüm haberlerini duymaktan endişe ettiğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.</p>
<p>Bu vesileyle, Maden ailesinin vefat eden fertlerine Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileklerimizi iletiriz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/olagan-usullerden-ayrilan-siyaset-ve-yargi-dram-uretiyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2017/11/madenailesi.jpg" length="60881" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2017/11/madenailesi.jpg" width="736" height="414" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>KHK&#8217;lar ile Devlet Yönetmekten Vazgeçilmelidir</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/khklar-ile-devlet-yonetmekten-vazgecilmelidir.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/khklar-ile-devlet-yonetmekten-vazgecilmelidir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2017 21:51:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=926</guid>

					<description><![CDATA[15 Temmuz meşum darbe girişiminden sonra, millete karşı değil, devlete karşı ilan edildiği söylenilen ve 3 ay için ilan edilen OHAL, her defasında uzatılarak bir yılı aşkın süredir devam ediyor. Bu süre içinde sanki Ohal normalleşti veya normal halimiz Ohalsiz yönetilemez bir şekle büründü. Kişi özgürlüğü ve güvenliği, çalışma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, adil &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz meşum darbe girişiminden sonra, millete karşı değil, devlete karşı ilan edildiği söylenilen ve 3 ay için ilan edilen OHAL, her defasında uzatılarak bir yılı aşkın süredir devam ediyor. Bu süre içinde sanki Ohal normalleşti veya normal halimiz Ohalsiz yönetilemez bir şekle büründü. Kişi özgürlüğü ve güvenliği, çalışma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı gibi, en temel hakların özüne dokunacak kısıtlamalar ve uygulamalar, sosyal hayatı bir cenderenin içinde sıkıştırdı. Çıkarılan KHK ların büyük çoğunluğu meclis onayından geçirilmedi. Son çıkarılan 694 sayılı KHK ile de millet iradesinin temsil edildiği TBMM iyice baskı altına alındı.</p>
<p>Yapılan düzenleme ile milletvekillerine seçimler öncesinde ya da sonrasında işlediği suçlardan soruşturma açılabilecek, bu soruşturma ve kovuşturmayı yapma yetkisi de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve buradaki Ağır Ceza Mahkemesine verildi. Bu soruşturma bizzat Başsavcı veya görevlendireceği vekil tarafından yapılabilecek. Bu düzenleme milletvekillerinin yargılanması için işletilmesi gereken dokunulmazlığın kaldırılması prosedürünü işlevsiz kılıyor. Bu baskı altında, Milletvekillerinin, yasama dokunulmazlığının sağladığı güven ortamında millet iradesini yansıtmaları da imkansız hale gelmiş oluyor.</p>
<p>Aynı KHK ile MİT doğrudan Cumhurbaşkanına bağlandı. Daha önce MİT Müsteşarının başkanlığını yürüttüğü Milli İstihbarat Koordinasyon Kuruluna, bundan sonra Cumhurbaşkanı başkanlık edecek. Bütün yetkilerin tek elde toplandığı, denge ve denetleme mekanizmaların ise bulunmadığı bu sistemi, insan hakları açısından endişe verice buluyoruz.</p>
<p>694 sayılı KHK ya göre, kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe veya memuriyetleri alınacak, bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilemeyecekler. Kişiye, aleyhindeki deliller sunularak, savunma hakkı tanınmadan, çalışma hakkının elinden alınmasını, bununla ilgili yargı güvencelerinin de tümden işlemez hale getirilmesini de, kabul edilemez buluyoruz.</p>
<p>Bu KHK ile kapatılan kurum ve kuruluşlara ait taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılacak, ancak bunların borçlarından dolayı Hazineden hiçbir talepte bulunulamayacaktır. Bu düzenleme ise açıkça mülkiyet hakkının ihlalidir. Hem kurumların mallarına yargı kararı olmaksızın el konulmakta, hem de bu kurumlarla hiçbir ilgisi olmayan alacaklı şahısların alacaklarını talep hakları engellenmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak, insan haklarının özüne dokunacak düzenlemeleri günlük rutin haline getiren, parlamenter sistemin bütün denge ve denetleme mekanizmalarını işlemez kılan, hukuk düzenini temelden sarsan, toplumun adaletle yönetilme hakkını telafi edilemez şekilde ihlal eden bir yöntem ve içerik taşıyan Kanun Hükmünde Kararnameler ile devleti yönetmekten vazgeçilmeli, OHAL kaldırılarak, normalleşme sürecine girilmelidir. İnsanı ve onurunu koruyan, insanlığın ortak kazanımı olan insan haklarına dayalı güvenli bir ortam, yeniden oluşturulmalıdır.</p>
<p>Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/khklar-ile-devlet-yonetmekten-vazgecilmelidir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" length="133510" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2018/06/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Ankara’da Kaçırıldığı İddia Edilen Şahısların Akibeti Aydınlatılmalıdır!</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/ankarada-kacirildigi-iddia-edilen-sahislarin-akibeti-aydinlatilmalidir.html</link>
					<comments>https://hakinisiyatifi.org/ankarada-kacirildigi-iddia-edilen-sahislarin-akibeti-aydinlatilmalidir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jun 2017 21:37:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[kişi güvenliği ve özgürlüğü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.net/?p=911</guid>

					<description><![CDATA[Çeşitli basın-yayın kuruluşularına düşen haberlere göre; KHK ile görevlerine son verilen ve haklarında FETÖ/PYD iddiasıyla soruşturma ve tutuklama kararı olduğu iddia edilen bazı şahısların Ankara’da çeşitli yerlerde “siyah transporter” araç ile kimliği bilinmeyen kişilerce kaçırıldığı iddia edilmektedir. Uzun süredir haber alınamadığı bildirilen bu kişilerin ve ailelerinin ilgili resmi makamlara yaptığı başvurularda kaçırılma zamanı ve yerlerine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çeşitli basın-yayın kuruluşularına düşen haberlere göre; KHK ile görevlerine son verilen ve haklarında FETÖ/PYD iddiasıyla soruşturma ve tutuklama kararı olduğu iddia edilen bazı şahısların Ankara’da çeşitli yerlerde “siyah transporter” araç ile kimliği bilinmeyen kişilerce kaçırıldığı iddia edilmektedir.</p>
<p>Uzun süredir haber alınamadığı bildirilen bu kişilerin ve ailelerinin ilgili resmi makamlara yaptığ<span class="text_exposed_show">ı başvurularda kaçırılma zamanı ve yerlerine ilişkin verdiği çeşitli bilgilerin basınla da paylaşıldığı bilinmektedir.<br />
Kaçırılan şahısların can güvenliğiyle ilgili endişeleri olan ailelere, ilgili idari ve adli makamların henüz tatmin edici bilgi vermediği görülmektedir.</span></p>
<div class="text_exposed_show">
<p>Özellikle Önder Asan’ın avukatı ve ailesi aracılığı ile açık kaynaklara düşen bilgiye göre, 1 Nisan’da kaçırıldıktan sonra 12 Mayıs tarihine kadar işkenceye maruz kaldığı ve sorgulandığı, daha sonra meskun mahal dışına bırakılarak resmi şekilde gözaltına aldırıldığı yönünde iddialar oldukça vahimdir.</p>
<p>Ciddiyetle araştırılması gereken bu vahim iddialar, halen akıbetleri hakkında ilgili resmi makamlardan tatmin edici bir açıklama yapılamayan diğer kişiler içinde endişeleri arttırmaktadır.</p>
<p>Bu şartlar altında İçişleri Bakanlığının, Ankara Valiliğinin ve ilgili Savcılıkların acil olarak ailelerin verdiği bilgileri ve alıkonulma iddialarını araştırması, ailelere ve kamuoyuna tatmin edici bir cevap vermesi, kaçırıldığı ve alıkonulduğu iddia edilen kişilerin akibetlerini aydınlatması temel bir idari sorumluluk olarak yetkililerden beklenmektedir.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki, Türkiye’de bir daha 90’lı yılların karanlık dönemlerini hatırlatan yargısız infaz yöntemlerinin kullanılmayacağını taahhüt etmek ve bu yönde etkili önlemler almak Hükümetin üzerine düşen bir görevdir.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hakinisiyatifi.org/ankarada-kacirildigi-iddia-edilen-sahislarin-akibeti-aydinlatilmalidir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2017/10/kişi.jpg" length="29788" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2017/10/kişi.jpg" width="660" height="371" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
