<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">

<channel>
	<title>HAK İnisiyatifi Genel Merkez</title>
	<atom:link href="https://hakinisiyatifi.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hakinisiyatifi.org</link>
	<description>Zalime karşı, Mazlumdan yana!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Nov 2025 10:21:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İsrail’deki İşkence ve Cinsel Saldırı İddiaları: Cezasızlık ve Yargı Krizinin Derinleşen Göstergesi</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/israildeki-iskence-ve-cinsel-saldiri-iddialari-cezasizlik-ve-yargi-krizinin-derinlesen-gostergesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 10:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=9254</guid>

					<description><![CDATA[Hak İnisiyatifi olarak, İsrail’de dokuz askerin bir Filistinli erkek mahpusa yönelik ağır işkence ve cinsel saldırı iddialarına karıştığı, olayın kamuoyuna yansımasının ardından adalet arayışının sistematik biçimde engellendiği yönündeki gelişmeleri derin bir endişeyle izliyoruz. Uluslararası insan hakları hukukuna göre işkence, insanlık dışı muamele ve cinsel şiddet mutlak biçimde yasaklanmış suçlardır. Mağdurun sistematik işkence ve cinsel şiddet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hak İnisiyatifi olarak, İsrail’de dokuz askerin bir Filistinli erkek mahpusa yönelik ağır işkence ve cinsel saldırı iddialarına karıştığı, olayın kamuoyuna yansımasının ardından adalet arayışının sistematik biçimde engellendiği yönündeki gelişmeleri derin bir endişeyle izliyoruz. Uluslararası insan hakları hukukuna göre işkence, insanlık dışı muamele ve cinsel şiddet mutlak biçimde yasaklanmış suçlardır. Mağdurun sistematik işkence ve cinsel şiddet fiillerine maruz kaldığını gösterir mahiyette; kaburga kırıkları, kafa travması ve rektal bölgede parçalanma bulgular kamuoyuna yansımıştır.</p>
<p>Olayın failleri olduğu iddia edilen dokuz askerden beşi, maskeli bir basın açıklaması yaparak, suçlamaları reddetmiş, hatta takdir edilmeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Bu açıklama, sadece mağdurun değil, adaletin de ikinci kez istismar edilmesi ve cezasızlık kültürünün bariz bir tezahürüdür.</p>
<p>Yaşanan olay ile ilgili olarak İsrail Adalet Bakanı Yev Levin’in, mevcut Başsavcı’ya güven duymadığını beyan ederek, kendi seçtiği emekli bir yargıcı olayı soruşturmak üzere görevlendirmesi ve olayı kamuoyuna duyuran dönemin askeri başsavcısı Tümgeneral Yifat Tomer Yeruşalmi’nin tutuklanması ve Adalet Bakanı’nın kendisini “cezalandırmak için elinden geleni yapacağını” açıklaması, yargı bağımsızlığı ilkesini doğrudan zedelemekte olan ve hesap verilebilirliği ortadan kaldıran siyasi bir müdahaledir.</p>
<p>Faillerin korunması, ihbarcıların cezalandırılması ve yargı süreçlerine yapılan açık siyasi müdahaleler, İsrail yargısında adaletin değil, cezasızlığın kurumsallaştığını göstermektedir.</p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi olarak,</strong></p>
<p>Tüm sorumluların uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde bağımsız ve tarafsız bir şekilde yargılanmasını,</p>
<p>Olayı ifşa eden yetkililerin derhal serbest bırakılmasını,</p>
<p>İsrail yönetiminin işkence ve cinsel şiddet iddialarına ilişkin uluslararası soruşturmaya açık bir tutum benimsemesini talep ediyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Selahattin Demirtaş Hakkında Verilen AİHM Kararı Derhal Uygulanmalıdır</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/selahattin-demirtas-hakkinda-verilen-aihm-karari-derhal-uygulanmalidir.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:19:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=9248</guid>

					<description><![CDATA[AİHM Demirtaş ve Demirhan Kararları Gecikmeksizin Uygulanmalıdır Hukukun Üstünlüğü, Adaletin Tesisi İçin Kararların Derhal Yerine Getirilmesi Gerekmektedir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Demirtaş/Türkiye (No. 2) ve Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararlarının Büyük Daire’ye gönderilmesi taleplerinin reddedilmesiyle birlikte, bu kararlar artık kesinleşmiştir. Bu aşamadan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46. maddesi uyarınca bu kararları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AİHM Demirtaş ve Demirhan Kararları Gecikmeksizin Uygulanmalıdır</strong><br />
<strong>Hukukun Üstünlüğü, Adaletin Tesisi İçin Kararların Derhal Yerine Getirilmesi Gerekmektedir</strong></p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Demirtaş/Türkiye (No. 2) ve Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararlarının Büyük Daire’ye gönderilmesi taleplerinin reddedilmesiyle birlikte, bu kararlar artık kesinleşmiştir.<br />
Bu aşamadan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46. maddesi uyarınca bu kararları derhal ve eksiksiz biçimde uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Demirtaş Kararında: Haksız Tutukluluğun Sona Erdirilmesi Gereklidir</strong></p>
<p>AİHM, Demirtaş kararında Kobani davasında tutukluluğun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğini, ayrıca tutuklamanın adil yargilanma hakkı kapsamında AİHS 5/1-3-4 ve siyasi saiklerle hakların kısıtlanması 18. madde kapsamında gerçekleştirildiğini tespit etmiştir.<br />
Kararın kesinleşmiş olması, Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiği anlamına gelmektedir.<br />
Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, sadece bireysel özgürlük hakkının değil, hukukun üstünlüğü ilkesinin de ağır biçimde ihlali sonucunu doğurur.</p>
<p><strong>Demirhan ve Diğerleri Kararında: “Kanunsuz Ceza Olmaz” İlkesinin İhlali</strong></p>
<p>AİHM, Demirhan ve Diğerleri/Türkiye kararında, aynen Yalçınkaya ilke kararında da belirtildiği üzere 2016 sonrasında uygulanan bazı cezaların kanunî dayanaklardan yoksun biçimde verildiğini, dolayısıyla AİHS’in 7. maddesi anlamında “kanunsuz ceza olmaz” (nullum crimen, nulla poena sine lege) ilkesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.<br />
Bu karar, yalnızca başvuranlar bakımından değil, aynı hukuksal zeminde yargılanan tüm kişiler açısından emsal niteliktedir.<br />
Dolayısıyla, bu kişiler hakkında yürütülen davalarda beraat kararları verilmesi, hukuk devleti ilkesinin gereğidir.</p>
<p><strong>Tazminat ve Telafi Yükümlülüğü</strong></p>
<p>Haksız tutukluluk, uzun yargılama ve kanunsuz cezalandırma nedeniyle mağdur olan kişilere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları uyarınca etkin tazminat ödenmesi gerekmektedir.<br />
Bu tazminatlar sadece bireysel telafi aracı değil, aynı zamanda benzer ihlallerin tekrarını önlemeye yönelik yapısal bir yükümlülük niteliğindedir.<br />
Mağdurların bir kısmının işlerini kaybetmiş olmaları, bu tazminatların kapsamlı biçimde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>
<p><strong>Kararların Uygulanmamasının Sonuçları</strong></p>
<p>AİHM kararlarının uygulanmaması, hem uluslararası yükümlülüklerin ihlali hem de Avrupa Konseyi üyeliği çerçevesinde yaptırım riskleri doğurabilir.<br />
Bunun yanında, hukukun üstünlüğüne olan güvenin zedelenmesi, toplum ile devlet arasındaki güven bağlarını da zayıflatacaktır.<br />
Bu nedenle, gecikmeksizin hukuka uygun adımların atılması, hem bireysel mağduriyetlerin giderilmesi hem de ülkemizin hukuk karnesinin iyileştirilmesi bakımından zorunludur.</p>
<p>Hak İnisiyatifi Derneği olarak, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerden doğan yükümlülükleri yerine getirmesini,<br />
AİHM kararlarının tam ve gecikmeksizin uygulanmasını, mağdurların özgürlüklerinin iade edilmesini ve uğradıkları zararların tazmin edilmesini insan haklarının ve adaletin gereği olarak talep ediyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Sudan’da Yeni Bir Darfur Yaşanıyor: Uluslararası Toplum Sessiz Kalmamalı</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/sudanda-yeni-bir-darfur-yasaniyor-uluslararasi-toplum-sessiz-kalmamali.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 14:48:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=9228</guid>

					<description><![CDATA[Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana tırmanan iç savaş, ülkeyi bir kez daha insanlık tarihinin en karanlık sayfalarına sürüklemiştir. Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Güçleri (HDG) arasındaki güç mücadelesi, sivillerin yaşamını hiçe sayan sistematik şiddet, katliam ve zorla yerinden etmelerle sonuçlanmaktadır. Bugün Sudan’da yaşananlar, “İkinci Darfur” olarak anılmaya başlanmıştır. Çünkü sahadaki veriler, geçmişteki Darfur &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana tırmanan iç savaş, ülkeyi bir kez daha insanlık tarihinin en karanlık sayfalarına sürüklemiştir. Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Güçleri (HDG) arasındaki güç mücadelesi, sivillerin yaşamını hiçe sayan sistematik şiddet, katliam ve zorla yerinden etmelerle sonuçlanmaktadır.</p>
<p>Bugün Sudan’da yaşananlar, “İkinci Darfur” olarak anılmaya başlanmıştır. Çünkü sahadaki veriler, geçmişteki Darfur soykırımını hatırlatacak ölçüde benzerlik göstermektedir. Hızlı Destek Güçleri (HDG) — kökleri Darfur’daki Cancavit milislerine dayanan yapılanma — lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti) komutasında, başta Kuzey Darfur ve Kuzey Kurdofan olmak üzere birçok bölgede toplu infazlar, tecavüzler, yağmalar ve zorla yerinden etmeler gerçekleştirmektedir.</p>
<p>Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi’nin raporlarına göre, son aylarda binlerce sivil sistematik şekilde hedef alınmış, şehirler yakılıp yıkılmış, altyapı tamamen tahrip edilmiştir. Ölü sayısının 15.000’i aştığı, bağımsız insani kuruluşların tahminlerine göre ise 120.000 ila 150.000 arasında sivilin hayatını kaybettiği bildirilmektedir.</p>
<p>Diğer tarafta, Sudan Silahlı Kuvvetleri (Ordu) ve lideri Abdülfettah Elburhan, geçmişte Darfur’da işlenen suçlarda rol oynamış kadrolardan oluşmakta; demokratik geçiş sürecini kesintiye uğratan 2021 darbesiyle ülkenin siyasi istikrarını yok etmiştir. Bu durum, çatışmanın iki tarafını da uluslararası insan hakları hukuku açısından ağır ihlallerin faili konumuna getirmektedir.</p>
<p>Hak İnisiyatifi olarak:</p>
<p>Sudan’da derhal ateşkes ilan edilmesini,</p>
<p>Sivillerin korunması ve insani yardım koridorlarının açılmasını,</p>
<p>Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) geçmişte Darfur için yürütülen yargı süreçlerini güncelleyerek Burhan ve Hemedti dahil tüm sorumluların hesap vermesini,</p>
<p>Bölgesel güçlerin ve uluslararası toplumun &#8220;altın rezervlerinin paylaşımı&#8221; temelli sessizliğini sonlandırmasını talep ediyoruz.</p>
<p>Sudan halkının kaderi altın ve savaş baronlarının insafına bırakılamaz. Her gün artan sivil ölümleri, bir insanlık trajedisine dönüşmüştür. Bu sessizlik, sadece Sudan’da değil, tüm insanlığın vicdanında yankılanacaktır.</p>
<p>Hak İnisiyatifi<br />
31 Ekim 2025</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>HUKUKUN ARAÇSALLAŞTIRILDIĞI ENDİŞELERİ; YARGININ BAĞIMSIZLIĞINA ve TARAFSIZLIĞINA DUYULAN GÜVENİ ZEDELEMEKTEDİR.</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/hukukun-aracsallastirildigi-endiseleri-yarginin-bagimsizligina-ve-tarafsizligina-duyulan-guveni-zedelemektedir.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 12:13:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=9215</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemde İBB aleyhinde yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda Hukuki olarak ölçüsüz davranıldığı , yargılamanın meşru amacı olan ; öncelikle gerçeğin adil uygulamalar ile ortaya çıkarılması amacından uzaklaşıldığı ve ön yargılı davranıldığı, hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan uygulamaların arttığına dair endişelerin yoğun olarak hissedildiği bir döneme tanıklık etmekteyiz. Ceza muhakemesinin “ hukuka uygun ve bilimsel yöntemlerle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde İBB aleyhinde yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda Hukuki olarak ölçüsüz davranıldığı , yargılamanın meşru amacı olan ; öncelikle gerçeğin adil uygulamalar ile ortaya çıkarılması amacından uzaklaşıldığı ve ön yargılı davranıldığı, hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan uygulamaların arttığına dair endişelerin yoğun olarak hissedildiği bir döneme tanıklık etmekteyiz.</p>
<p>Ceza muhakemesinin “ hukuka uygun ve bilimsel yöntemlerle delil elde etme ilkesi” nden uzaklaşıldığı , kimi zaman “şüpheli” konumuna getirilen kişilerin, baskı ile “etkin pişmanlık” görüntüsü altında yaptıkları beyanlara dayanılarak deliller üretildiği , soruşturma ve kovuşturma aşamalarında tedbir niteliğinde olan tutuklama kararlarında ölçülülük ilkesinin gözetilmediği , başkaca adli kontrol kararlarının ölçülü ve yeterli olabileceği hallerde tutuklama kararları verildiği hususlarında duyulan şüpheler yaygınlaşmaktadır.</p>
<p>Yargı sürecinin bilimsel, mantıki ve hukuki temellerinden uzaklaşılması; delilden sanığa değil, sanıktan delile gidilmesi; soruşturmaların nesnel hukuki değerlendirmeler yerine siyasi saiklerle şekillendiği şüpheleri , hukuk devleti ilkesine olan inancı zayıflatmaktadır.</p>
<p>Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin, hukukun öngördüğü sınırların ötesinde, soruşturma makamları tarafından yönlendirildiği ve birer araç olarak kullanıldığı yönündeki şüphelerin yoğunlaşması , yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına gölge düşürmektedir. Bu durum, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı gibi temel ilkelerin zedelenmesine yol açmaktadır.</p>
<p>Yargı organlarının hiçbir makamın, kişi veya grubun aracı olmadığı ve her türlü siyasi, ideolojik ve bürokratik etkiden arındırılmış biçimde görev yapması hukuk devleti olmanın vazgeçilmez ön koşulu olduğu gibi ; bu duruma olan inanç , toplumsal huzur ve barışın korunmasının ve yargının keyfi davranmayacağına olan güvenin de vazgeçilmez ön koşuludur. Bu nedenlerle İBB’ye yönelik casusluk dosyası ve diğer soruşturmalar da dâhil olmak üzere tüm yargı süreçlerinin yalnızca delil, hukuk ve vicdan ekseninde yürütülmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanına, Anayasa’nın 104. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, Anayasa ve yasaların bağımsız ve tarafsız uygulandığına dair kamu oyundaki şüpheleri giderme görevini bir kez daha hatırlatıyor; bu sorumluluğun gereğinin yerine getirilmesinin elzem oluşuna dikkat çektiğimizi kamuoyuna saygıyla deklare ediyoruz.</p>
<p>Bizler, yargının itibarı ve adaletin tesisi adına, her türlü keyfiliğe karşı çıkmayı ve hukukun üstünlüğünü savunmayı temel bir sorumluluk olarak görüyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>MİLLİ DAYANIŞMA, KARDEŞLİK ve DEMOKRASİ KOMİSYONU’NA SUNULAN METİN</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/9138.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 07:14:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Basında Hak İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=9138</guid>

					<description><![CDATA[Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 08.10.2025 tarihli oturumunda Hak İnisiyatifi Derneği olarak yaptığımız sunumun tam hali aşağıdadır: Silav û rêzên me! Em jî hêvîdar in ku her bijî aşîtî! (Selam ve saygılarımızla! Biz de umut ediyoruz ki yaşasın barış!) Sayın Başkan, değerli hazirun, Hak İnisiyatifi Derneği’ni temsilen sizleri sevgiyle selamlar,saygılarımı iletirim; bu çağrıya kulak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 08.10.2025 tarihli oturumunda Hak İnisiyatifi Derneği olarak yaptığımız sunumun tam hali aşağıdadır:</p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">Silav</span><span class="s2"> û </span><span class="s2">rêzên</span><span class="s2"> me! Em </span><span class="s2">jî</span> <span class="s2">hêvîdar</span><span class="s2"> in </span><span class="s2">ku</span><span class="s2"> her </span><span class="s2">bijî</span> <span class="s2">aşîtî</span><span class="s2">!</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s4">(Selam ve saygılarımızla! Biz de u</span><span class="s4">mut ediyoruz ki yaşasın barış!)</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Sayın Başkan, değerli </span><span class="s4">haz</span><span class="s4">i</span><span class="s4">run</span><span class="s4">,</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Hak İnisiyatifi Derneği’ni temsilen sizleri </span><span class="s4">sevgiyle </span><span class="s4">selaml</span><span class="s4">a</span><span class="s4">r</span><span class="s4">,</span><span class="s4">saygılarımı iletirim</span><span class="s4">; bu çağrıya kulak verdiğiniz, bu tarihi komisyon sürecini Meclis çatısı altında toplumsal katılımla yürütmeye niyet ettiğiniz</span><span class="s4"> için teşekkür ediyoruz.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4"><strong>Bu ülkenin en yakıcı ve en çok can yakan meselesi olan Kürt meselesinin çözümü için birlikte gösterdiğiniz bu irade, gelecek nesillerin kardeşçe yaşayabileceği bir Türkiye için umut vericidir</strong>. Ancak bu umut, aynı zamanda derin bir acının içinden konuşmakt</span><span class="s4">ır</span><span class="s4">. Çünkü on yıllardır </span><span class="s4">bu </span><span class="s4">topraklarda</span><span class="s4">annelerin gözyaşı, mezarlıkların susmayan dili, yas tutamayan kalabalıklar var. “</span><span class="s5">Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa… şimdi en güzel şiir barıştır</span><span class="s4">” </span><span class="s4">demektedir Yaşar Kemal.</span><span class="s4"> Umudumuz</span><span class="s4"> odur ki</span><span class="s4">, </span><span class="s4">artık </span><span class="s4">bu şiirin yazılabileceği zamandayız.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s4">Biz bu derneği, sadece başörtüsü yasağına karşı çıkan değil, Kürt meselesini de kendi dertlerinden bilen insanlarla kurduk. </span><span class="s4">Roboski’de</span><span class="s4"> nöbet tuttuk, hendek yıkıntılarında hak ihlallerini raporladık, </span><span class="s4">s</span><span class="s4">onuncusu </span><span class="s4">Diyarbakır’da </span><span class="s4">olmak üzere </span><span class="s4">üç kez Kürt Forumu topladık</span><span class="s4">. </span></strong><span class="s4">Y</span><span class="s4">alnızca silahların değil, kalıpların ve kalıplaşmış zihi</span><span class="s4">nlerin de değişi</span><span class="s4">mi</span><span class="s4">ni gerektiren süreçte görüşlerimizi ifade ederken</span><span class="s4">,</span><span class="s4"> öncelikle şu hususları </span><span class="s4">belirtmek </span><span class="s4">isteriz:</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">.</span>​<span class="s4">•</span> <span class="s4">Komisyon çalışmalarında kendi dilinde konuşmak isteyen barış annesinin konuşturulmaması</span><span class="s4">nı</span><span class="s4">, sürecin daha başında anadil onurunun görmezden gelindiğinin göstergesi</span><span class="s4">olarak gördüğümüzü bildirmek isteriz.</span></p>
<p class="s3">​<span class="s4">•</span> <span class="s4">Türk-Kürt-Arap kardeşliği gibi sınırlı söylemler, diğer halkları dışlamakta, </span><span class="s4">Çerkes</span><span class="s4">, Alevi, Boşnak, Süryani, Ermeni gibi çok sayıda topluluğun kendini dışarda hissetmesine neden olmakta</span><span class="s4">, bu kesimleri sürece yabancılaştırmaktadır. Bütün kes</span><span class="s4">iml</span><span class="s4">erin sürece dahil olacağı </span><span class="s4">bir </span><span class="s4">dil</span><span class="s4"> kullanımı</span><span class="s4">nın</span><span class="s4">,</span><span class="s4"> sürecin başarısı için hayati önemde</span><span class="s4"> olacağını hatırlatmak i</span><span class="s4">s</span><span class="s4">teriz.</span></p>
<p class="s3">​<span class="s4">•</span> <span class="s4">Bu sürecin yalnızca silahlı çatışma</span><span class="s4">nın bitmesine</span><span class="s4"> değil, toplumun bir arada yaşayabileceği onurlu ve eşit bir gelecek kurmaya yönelmesi gerekir.</span> <span class="s4">Bu itibarla haklarının ihlal edildiğini düşünen </span><span class="s4">ve giderek büyüyen </span><span class="s4">kesimlerin güvenini kazanacak </span><span class="s4">tedbirlerin zaman geçirilmeden atılması gerekiyor. </span></p>
<p class="s3"><span class="s4">           </span><span class="s4">•</span>​ <span class="s4">2013 sürecinin çöküşüyle yerle bir olan Sur, Cizre, Şırnak ve yitirilen canlar hâlâ hafızadadır. </span><span class="s4">Bu nedenle yeni sürece destek çok yüksek olmasına rağmen tereddütlerin y</span><span class="s4">oğun </span><span class="s4">olmasını dikkate alan</span><span class="s4">, </span><span class="s4">bu tereddütleri giderecek tutum içinde olunması gerektiği</span><span class="s4">ni</span><span class="s4"> ve </span><span class="s4">toplum olarak </span><span class="s4">a</span><span class="s4">ynı hatalara tahammülümüz</span><span class="s4">ün kalmadığını hatırlatmak isteriz.</span></p>
<p class="s3">​<span class="s4">•</span> <span class="s4">Son olarak, </span><span class="s4">Türkiye’nin Suriye’deki </span><span class="s4">gelişmelere karşı barışı teşvik edecek politikaların yanında olmasının süreci destekleyeceği</span><span class="s4">,</span><span class="s4"> aksi durumda sürece zarar vereceği ve </span><span class="s4">halklar arasında ka</span><span class="s4">lıcı güvensizlik yarat</span><span class="s4">acağını hatırlatmak isteriz.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">SİYASET: ÇÖZÜMÜN ADRESİ</span><span class="s2">DİR</span><span class="s2">.</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s4">Türkiye Kürt </span><span class="s4">meselesini</span><span class="s4"> ilk kez tartışmıyor; </span><span class="s4">ancak </span><span class="s4">son olmasını umut ediyoruz. Yaklaşık bir asırdır süregelen bu mesele, her dönem</span><span class="s4"> başka biçimlerde gündeme gelmiştir.</span><span class="s4">B</span><span class="s4">ugün </span><span class="s4">bu </span><span class="s4">meseleyi farklı kılan şey, dünyanın ve ülkenin yaşadığı baş döndürücü değişimlerin ortasında artık “inkâr edilemeyen bir gerçek” haline gelmiş olmasıdır.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Artık mesele Kürtlerin varlığı değil, birlikte nasıl yaşayacağımızdır. Güvenlik, ayrılıkçılık, terör gibi </span><span class="s4">kavramlar </span><span class="s4">bu gerçeği açıklamaya yetmiyor. Sorun</span><span class="s4">; </span><span class="s4">aidiyet, eşitlik, yurttaşlık, temsil ve adalet meselesidir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Kürt </span><span class="s4">meselesi,</span><span class="s4"> eğitimden kent yaşamına, yerel yönetimlerden dijital alana dek her yere sinmiş durumdadır. Bu toplumsallaşma, çözümün de yalnızca teknik değil; siyasal, kültürel ve vicdani düzeyde gerçekleşmesi gerektiğini göstermektedir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4"><strong>Her başarısızlık, çözümün adresinin ne olmadığını gösterdi. Her bastırma girişimi, hafızayı büyüttü. Her inkâr, direnişi besledi. Ve artık açıkça söylemek gerekir: Çözümün tek adresi siyasettir</strong>.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Ama siyaseti çözüm adresi olarak göstermek, onun kolay olduğunu söylemek değildir. Aksine, siyaset; müzakere, karşılıklı tanıma ve rahatsız edici gerçeklerle yüzleşme cesareti ister. </span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Siyaset aynı zamanda eylem ve icraat gerektirir. Geçtiğimiz dönemde aşikâr bir konu vardır: inkâr direnişi beslemiş, baskı hafızayı büyütmüştür. Artık acı çekmek yerine konuşmak, talepte bulunmak ve harekete geçmek gerekir. Bu ise Kürt </span><span class="s4">meselesini</span><span class="s4"> yeniden siyasal zemine oturtmak, onu inkârın değil müzakerenin konusu haline getirmek demektir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Geçtiğimiz yıllar bize gösterdi ki Türkiye’nin gelecekteki istikrarı, farklılıkları </span><span class="s4">inkar</span><span class="s4"> etmekte</span><span class="s4"> değil; onlarla birlikte yaşamayı öğrenmektedir. Asıl zorluk, bir Kürt </span><span class="s4">meselesinin </span><span class="s4">olup olmadığı değil; bir ‘ortak ulusal </span><span class="s4">varlık</span><span class="s4">’ olarak bu gerçekle yüzleşmeye cesaret edilip edilmeyeceğidir. Bu yüzden diyoruz ki: çözümün adresi siyaset olmaya devam ediyor. Ne </span><span class="s4">diplomasi,</span><span class="s4"> ne güç, ne propaganda… sadece siyaset. Hem gerçekçilik hem de hayal gücü gerektiren, çoğu zaman sinir bozucu ama yegâne seçenek olan ‘birlikte yaşama </span><span class="s4">sanatı’dır</span><span class="s4">. Güvenlik </span><span class="s4">politika </span><span class="s4">yanılsamalarını bırakıp siyasetin ve demokrasinin cesaretini yeniden keşfetme zamanıdır.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">Bu itibarla daha </span><span class="s2">spesifik önerilerimiz şunlardır:</span></strong></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">1.</span> <span class="s2">Bu ülkede ölüm, hücrede değil</span><span class="s2">, kendi evinde</span><span class="s2"> şefkatle karşılanmalı</span><span class="s2">dır.</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s4">Cezaevlerinde ölü</span><span class="s4">m</span><span class="s4">e terk edilen hasta ve yaşlı mahpuslar</span><span class="s4">ın zaten meri hukuka göre faydalanmaları gereken infaz </span><span class="s4">düzenlemelerinin bir an önce uygulanması gerekiyor. </span><span class="s4">İnfaz düzenlemesindeki </span><span class="s4">ayrımcı</span><span class="s4">lıklar </span><span class="s4">nedeniyle uzun yıllar haklarına ulaşamayan hasta ve yaşlı tutuklulara yönelik ayrımcı uygulamanın kaldırılması</span><span class="s4">,</span> <span class="s4">sürece güveni de arttıracak</span><span class="s4">tır. </span><span class="s4">B</span><span class="s4">arış, önce </span><span class="s4">cezaevi</span><span class="s4"> hücrelerin</span><span class="s4">in</span><span class="s4"> kapısından başlamalı</span><span class="s4">dır;</span><span class="s4"> b</span><span class="s4">u</span><span class="s4">nun</span><span class="s4"> bir lütuf değil, geç kalmış bir borç</span><span class="s4">olduğunu hatırlamalıyız.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">2</span></strong><span class="s2"><strong>. Eşitlikçi bir İnfaz Yasası çıkarılmalı, uygulamadaki keyfilikler önlenmelidir</strong>.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Siyasi mahpuslara yönelik ayrımcılık, yalnızca bireye değil temsil ettiği kimliğe yöneliktir. Siyasi mah</span><span class="s4">puslara</span><span class="s4"> yönelik ayrımcı uygulamalar nedeniyle geçmişte </span><span class="s4">Covid</span><span class="s4">  döneminde</span><span class="s4">şiddet kullanmış mahk</span><span class="s4">umlar</span><span class="s4"> bile denetimli serbestlikten faydalan</span><span class="s4">arak</span> <span class="s4">erken tahliye ol</span><span class="s4">urken,</span><span class="s4"> siyasi mah</span><span class="s4">puslar</span><span class="s4"> ve hatta hükmü kesinleşmemiş tutuklu olarak yargılananlar bu düzenlemeden faydalanamamıştı. </span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Yine ayrımcı uygulamalar nedeniyle umut hakkı çerçevesinde A</span><span class="s4">İH</span><span class="s4">M kararlarını uygulamakta sıkıntı çekmekteyiz</span><span class="s4">.</span> <span class="s4">K</span><span class="s4">ısaca siyasi mah</span><span class="s4">puslara </span><span class="s4">ayrımcı uygulamaya sebep olan düzenlemeler kaldırılmalıdır. </span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Mevzuatta görünürde ayrımcılık olmasa da Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları eliyle keyfi şekilde ayrımcılık uygulanmaktadır. Bu durum Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu ayrımcılığı ortadan kaldıracak adımlar atılmalı, infaz uygulamalarında idari kurulların inisiyatif kullanmasının önüne geçilmelidir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bir infaz düzenlemesi ile ayrımsız tüm siyasi suçluların özgürlüklerine kavuşmaları toplumun beklentisidir ve bunun sağlanması halinde barış sürecine olan inanç pekişecektir. Anayasamızın eşitlik ilkesine ve suçların ve cezaların şahsiliği gibi binlerce yıllık bir ilkeye aykırı olan ayrımcı öneriler, bir nevi komisyonunuza çizilen sınırlar dikkate alınmadan, ayrımsız bir infaz düzenlemesi sağlanmalı ve düzenlemede idari kurullara bir inisiyatif tanınmamalıdır.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">3</span><span class="s2">. Anayasa, halkların ortak sözleşmesidir; bütün farklılıkları kapsamalıdır.</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s4">Yeni anayasa yalnızca teknik değil, tarihsel bir yüzleşmedir. Çoğulculuğun tanındığı, saygı gösterildiği bir iklimde bunu yok sayan ve Türkiye’nin zengin çeşitliliğini de göz ardı eden/bastıran vatandaşlık tanımı yerine vatandaşların etnik kökenine referans vermeyen, kısaca anayasal vatandaşlık ilkesine dayanması gerektiğini belirtiriz. Ayrıca yerel yönetimlerin güçlendirilmesini sağlayacak ve yine anadilinde eğitimin güvenceye alınacağı anayasal değişikliklerin de gündemde olması gerektiğini vurgulamak isteriz.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">4</span></strong><span class="s2"><strong>. Adalet mülkün temelidir, hukuk devleti ilkelerinin işler hale getirilmesi gerekir</strong>. </span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Son günlerde oldukça sık karşılaştığımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması hukuksuzluktur. Hemen aklımıza gelen Selahaddin Demirtaş, Figen </span><span class="s4">Yüksekdağ</span><span class="s4">, Osman Kavala gibi bireysel hak ihlalini ilgilendiren kararların uygulanmamasına ilave olarak on</span> <span class="s4">binleri ilgilendirdiği bizzat AİHM tarafından ifade edilen </span><span class="s4">KHK’lı</span><span class="s4"> öğretmen Yüksel Yalçınkaya kararının uygulanmamasında gördüğümüz inatçı hukuksuzluklar barışa duyulan güveni </span><span class="s4">zedelemektedir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Ayrıca Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmalarının müebbet ceza alan harp okulu öğrencileri ve Akın Öztürk ile ilgili olarak verdikleri keyfi tutukluluk kararlarının da iç hukukta hiç dikkate alınmamış olmasının Türkiye’deki yargı mekanizmalarına yaygın güvensizliği beslediği uyarısını yapmak isteriz. </span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Mekanizmaları ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kararlarına da konu olduğu şekilde OHAL KHK’ları ile ihraçlar</span><span class="s4">,</span><span class="s4"> hukuka aykırıdır, OHAL dönemi ve devamındaki tutuklamalar keyfidir. OHAL KHK’ları ve halen devam eden OHAL uygulamaları ülkemizin beyin kanamasıdır. KHK’larla ve bir mahkeme kararına dayanmaksızın idari tasarruflarla görevlerinden çıkarılan vatandaşların mağduriyetleri giderilmelidir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bu itibarla hukuku tanımayan </span><span class="s4">sistem,</span><span class="s4"> ne barışa tanıklık edebilir ne ona sahiplik yapabilir.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">5</span><span class="s2">. Barış, yalnızca silahların susması ile </span><span class="s2">sağlanamaz,  ifade</span></strong><span class="s2"><strong>özgürlüğü üzerindeki baskıların da kalkması gerekir</strong>.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Konuşanı cezalandıran bir sistemde barış olmaz; yalnızca korku olur. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkı bu sürecin taşıyıcı sütunlarıdır. O sütunlar yıkılırsa, ba</span><span class="s4">rış yerle bir olur.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Her ne kadar resmi olarak Türkiye’de Olağanüstü Hal kalkmış olsa da </span><span class="s5">de </span><span class="s5">facto</span><span class="s4"> olarak pek çok sınırl</span><span class="s4">ar</span><span class="s4">la karşılaşıyoruz. Toplanma ve gösteri yapma izni pek çok şehirde OHAL dönemini andıran şekilde hemen yasaklanıyor, valinin 15 günlük yasaklama hakkını her 15 gün bitince uzatmasında olduğu gibi. </span><span class="s4">Yine gösterilerde uygulanan</span> <span class="s4">polis şiddeti ve yaygın gözaltı</span><span class="s4">lar </span><span class="s4">bu çerçevede uzak durulması gereken uygulamalardır.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">6</span></strong><span class="s2"><strong>. Anadili üzerindeki yasak, şabloncu bir zihniyet meselesidir</strong>.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Dil, insanın yurdudur. Devlet bu yurda yıllarca sınır çizdi, bazen yasakladı, büyük travmalara yol açtı. Bazıları ortadan kalkmış bazıları ortadan kalkmak üzere olan dillerin anadili olarak bulunduğu coğrafyamızda anadili olarak sadece Türkçe’nin okutulup öğretileceği maddesi toplumun zenginliği ve çoğulculuğunu sınırladı. Artık o sınır Anayasa’nın 42. maddesinden silinmelidir. Devlet, vatandaşına onun anadilinde seslendiği gün; barış ilk kez doğru bir şekilde duyulur.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Bu hususta ilahi mesaj Rum Suresi 22. Ayette; “</span><span class="s5">Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O&#8217;nun </span><span class="s5">âyetlerindendir</span><span class="s5">. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.</span><span class="s4">” </span><span class="s4">Demektedir. </span><span class="s4">Bu hususu vurgulamakta ve farklı dillerin Allah’a ait bir iz olarak belirtmektedir. Bu sebeple tüm farklı dillere ilahi bir ayet olarak hürmet edilmesi gerekir. </span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Tüm farklı kimliklerin devlet tarafından açıkça kabul edilmesi ve yasal korumaya alınması gerekir.</span> <span class="s4">Kürtçe hâlâ okulda yok, sanatı sokakta riskli, tiyatroda engelli. Bu halkın kültürü, bu ülkenin gerçeğidir. Eğitim sistemi farklılıkları bastırmak için değil, görünür kılmak için düzenlenmelidir.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">7</span></strong><span class="s2"><strong>. Kalıcı barışın tesisi için TMK (Terörle Mücadele Kanunu) kaldırılmalıdır</strong>.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Terörle Mücadele Kanunu’nun terörü şiddet ile </span><span class="s4">sınırlamaması</span><span class="s4">sonucu son derece sıradan hususların terör ile yargılanmaya </span><span class="s4">bahane</span><span class="s4"> olabildiği ve </span><span class="s4">bu nedenle sayıları </span><span class="s4">milyonları bulan </span><span class="s4">davaların açılması nedeniyle öncelikle vatandaşların hak ihlaline uğradığı</span><span class="s4">;</span><span class="s4"> yargı ve güvenlik bürokrasisinin </span><span class="s4">bu konularda aşırı meşgul olması nedeniyle toplumu </span><span class="s4">gerçekten </span><span class="s4">tehdit eden </span><span class="s4">gerçek suçlara</span><span class="s4"> zaman ayıramamas</span><span class="s4">ından dolayı,</span><span class="s4">yaygın şiddete maruz kalan bir toplum gerçeğiyle karşılaş</span><span class="s4">ıyo</span><span class="s4">ruz. B</span><span class="s4">u nedenle b</span><span class="s4">ir başka cinayete karışan zanlının onlarca başka suç </span><span class="s4">kapsamında </span><span class="s4">aranmakta olduğu </span><span class="s4">çok sıradan </span><span class="s4">haberlerden olmuştur.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Yine Ceza Kanununda bulunmayan “</span><span class="s4">irtibat ve </span><span class="s4">iltisak” gibi tabirlerin, “Bank Asya’da hesabı olmak”, “soh</span><span class="s4">b</span><span class="s4">ete katılmak”, “çocuklarını bazı okullara göndermiş olmak</span><span class="s4">”,..</span> <span class="s4">gibi</span><span class="s4"> sıradan, olay</span><span class="s4">lar</span><span class="s4">ın vuku bulduğu zaman suç oluşturmayan hususlar nedeniyle</span><span class="s4">,</span> <span class="s4">yüzbinlerce </span><span class="s4">insan</span><span class="s4">ı</span><span class="s4">n “terör” örgütü ile </span><span class="s4">iltisaklı</span><span class="s4">olduğu ileri sürülerek yargılanmaların</span><span class="s4">a sebep olması, </span><span class="s4">çeşitli ceza davalarına konu olması ve idari cezalar almasının</span><span class="s4"> da hukuksuzluklar</span><span class="s4">ı doğurduğunu </span><span class="s4">hatırlatmak isteriz.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Barışçıl taleplerin suç kapsamına alındığı bir ülkede barış değil, suskunluk olur. </span><span class="s4">Bu itibarla </span><span class="s4">TMK </span><span class="s4">ya</span><span class="s4"> kaldırılmalı ya da gerekli değişiklikler yapılmalı ve</span><span class="s4"> adaleti öncele</span><span class="s4">yen bir ceza hukuku</span><span class="s4">na </span><span class="s4">ge</span><span class="s4">çil</span><span class="s4">melidir.</span></p>
<p class="s3"><span class="s2"><strong>8. Silah bırakmış kişilerin entegrasyonu için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır</strong>.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Silah bırakmış </span><span class="s4">kişilerin</span><span class="s4"> topluma dönüşü, yalnızca teknik değil, ruhsal bir meseledir. Bu kişilere yönelik toplumsal rehabilitasyon programları STK’larla birlikte geliştirilmelidir. Barış, </span><span class="s4">toplumsallaşmadan kurum</span><span class="s4">sal</span><span class="s4">laşamaz.</span></p>
<p class="s3"><span class="s2"><strong>9. Seçilmişlere kayyım atanması seçme ve seçilme hakkının açık ihlalidir</strong>.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Halkın iradesine saygı duyulmadıkça hiçbir demokrasi söylemi inandırıcı olamaz. </span><span class="s4">Olağanüstü Hal Döneminde çıkarılan bir düzenleme ile daha suçun oluştuğuna yönelik iddianame bile hazırlanmadan </span><span class="s4">seçilmiş belediye başkanları görevden alınabiliyor yerine </span><span class="s4">vali veya kaymakam gibi kamu görevlileri </span><span class="s4">kayyım atanabiliyor.</span><span class="s4"> Bu itibarla OHAL düzenlemeleri ve uygulamalarına son vermek, kayyımların yerine, seçilmişleri görevlerine iade etmek gerekir. </span></p>
<p class="s3"><span class="s2"><strong>10. Sürecin olumlu ilerlemesi için acilen yasal güvencelerin sağlanması gerekmektedir</strong>.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Geçmişte</span><span class="s4">ki barış</span><span class="s4"> süre</span><span class="s4">çlerine</span><span class="s4"> katkı sunmuş kişi ve kurumların uğradığı</span> <span class="s4">yaptırımlar hâlâ hafızadadır. Aynı korkuyla süreci yürütemeyiz. Tüm aktörler</span><span class="s4"> yasal güvenceyle korunmalıdır.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">1</span><span class="s2">1</span><span class="s2">. Kalıcı bir barış için geçmişteki hatalarla yüzleşmek gerekir.</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s4">Şeyh Said, Seyit Rıza</span><span class="s4">, Said-i </span><span class="s4">Nursi </span><span class="s4">gibi</span><span class="s4"> isimler</span><span class="s4">in </span><span class="s4">mezarları bile yok. Bir halkın hafızasını tanımadan onunla barış yapılamaz. Bu isimle</span><span class="s4">re iade-i itibar sağlanmalı</span><span class="s4">, devlet kayıtlarına bakılarak mezar yerleri tespit edil</span><span class="s4">meli ve</span><span class="s4"> kamuoyu bilgisine sunulmalıdır. </span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">1</span><span class="s2">2</span><span class="s2">. Barış hakkı yalnızca bir siyasal tercih değil, doğuştan gelen bir insan hakkıdır.</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s4">B</span><span class="s4">iz </span><span class="s4">önce </span><span class="s4">insan haklarını savunuyoruz ve </span><span class="s4">insan haklarının</span><span class="s4">içinde barış, temel bir sütundur. Bu süreçte atılacak her adımı izlemeye, desteklemeye ve gerekt</span><span class="s4">iğinde uyarmaya devam edeceğiz.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">1</span><span class="s2">3</span><span class="s2">. Suriye politikası bu süre</span><span class="s2">çte hayati önem taşımaktadır.</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s4">Suriye’deki Kürtlere yönelik düşmanlık, içerideki süreci zehirlemektedir. Aynı halkı içeride tan</span><span class="s4">ı</span><span class="s4">yıp dışarıda tehdit ilan etmek çifte standar</span><span class="s4">ttır. Barış tutarlılık ister.</span></p>
<p class="s3"><span class="s4">Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlere yönelik politikası yalnızca stratejik bir hata değil, barış sürecini doğrudan zehirleyen bir çelişkidir. Suriye’deki Kürtlerin özerklik taleplerine karşı çıkmak değil, bu talepleri anlamak ve saygı göstermek gerekir. İçte barış isteyen dışta savaş dilini bırakmalıdır.</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s2">14. Farklı kimlikleri tehlike olarak kabul eden resmi tarih anlayışı düzeltilmelidir.</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s4">Kürtlerin, Arapların, Çerkezlerin farklı kimliklerini tehlike olarak gören ve </span><span class="s4">inkar</span><span class="s4"> eden eğitim politikalarından vazgeçilmelidir. </span><span class="s4">Kürtleri şaki, eşkıya ve hain olarak gören resmi tarih anlayışı terk edilmelidir. Türkiye&#8217;deki eğitim maalesef devletin önemli bir ideolojik aygıtı hükmündedir. Farklı kültürlere ve dillere müsamaha gösteren bir eğitim anlayışımız yoktur. Kürtler başta olmak üzere, Anadolu’daki diğer halkların ve inanç topluluklarının kültür ve değerleri eğitim müfredatına dahil edilmelidir. Kürtlerin </span><span class="s4">Mem</span><span class="s4"> u </span><span class="s4">Zin</span><span class="s4">destanı neden devlet tiyatrolarında Kürtçe sahnelenmesin? Kültür ve Turizm Bakanlığı neden Kürt sinemasını destekleyip, Kürtçe konserler düzenlemesin? </span><span class="s4">Amedspor</span><span class="s4"> niçin ülkenin dört büyük takımı ile karşılıklı olarak dostluk ve kardeşlik maç</span><span class="s4">ları</span><span class="s4"> yapmasın?</span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Saygıdeğer üyeler,</span></p>
<p class="s3"><strong><span class="s4">Anadolu’yu barış ve esenlik yurdu yapmak, her türlü farklı kimliğin kendini özgürce ifade ettiği ve onur içinde yaşadığı bir vatana dönüştürmek hepimizin torunlarımıza borcudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Çerkezlerin ve eşit yurttaşlık temelinde tüm vatandaşların “</span><span class="s4">devleti”  olmalıdır</span><span class="s4">. Bu ise tüm farklılıkları zenginlik olarak kabul eden, şeffaf, denetlenebilir, demokratik bir hukuk devletini hep birlikte inşa etmemiz ile mümkün olacaktır</span></strong></p>
<p class="s3"><span class="s2">Teşekkür ederiz.</span></p>
<p class="s6"><span class="s2">Hak İnisiyatifi Derneği</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>“Beyaz Toros” Tişörtlerinin Satışı: Faili Meçhul Cinayetlerin ve İnsan Hakları İhlallerinin Pazarlanması Kabul Edilemez</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/beyaz-toros-tisortlerinin-satisi-faili-mechul-cinayetlerin-ve-insan-haklari-ihlallerinin-pazarlanmasi-kabul-edilemez.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 12:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Basında Hak İnisiyatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=9109</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde çeşitli online alışveriş platformlarında “Beyaz Toros” ibareli tişörtlerin satışa sunulması, toplumun geniş kesimlerinde haklı bir infiale yol açmıştır. Tepkilerin ardından söz konusu ürünlerin satıştan kaldırılması olumlu bir gelişme olsa da, bu durumun bizzat ortaya çıkması, toplumsal hafızamızdaki ağır insan hakları ihlallerine yönelik duyarsızlığın ve normalleşme çabasının vahim bir göstergesidir. “Beyaz Toros” ifadesi, Türkiye’nin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde çeşitli online alışveriş platformlarında “Beyaz Toros” ibareli tişörtlerin satışa sunulması, toplumun geniş kesimlerinde haklı bir infiale yol açmıştır. Tepkilerin ardından söz konusu ürünlerin satıştan kaldırılması olumlu bir gelişme olsa da, bu durumun bizzat ortaya çıkması, toplumsal hafızamızdaki ağır insan hakları ihlallerine yönelik duyarsızlığın ve normalleşme çabasının vahim bir göstergesidir.</p>
<p>“Beyaz Toros” ifadesi, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde binlerce insanın gözaltında kaybolduğu, faili meçhul cinayetlerin ve hukuk dışı infazların sembolü haline gelmiştir. Bu araçlar, özellikle 1990’lı yıllarda Güneydoğu Anadolu’da yoğun biçimde kullanılmış; devlet içindeki yasa dışı yapılar tarafından yürütülen operasyonların, kayıpların ve korku atmosferinin bir simgesi olmuştur.</p>
<p>Dolayısıyla, bu sembolün ticari bir ürün haline getirilmesi, sadece toplumsal vicdanı değil, aynı zamanda adalet duygusunu da zedelemektedir. Bu tür girişimler, geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerini sıradanlaştırmakta ve mağdur ailelerin acılarını yeniden canlandırmaktadır.</p>
<p>Hak İnisiyatifi olarak hatırlatıyoruz:</p>
<p>Faili meçhul cinayetler, devletin hesap vermesi gereken en ağır insan hakları ihlallerindendir.</p>
<p>Bu semboller üzerinden yapılan her türlü ticari faaliyet, “suçu ve suçluyu övme” (TCK m.215), “nefret ve ayrımcılık” (TCK m.122) ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” (TCK m.216) suçlarını gündeme getirebilir.</p>
<p>Trendyol, Hepsiburada ve ilgili firmalar bu sorumluluktan muaf değildir.</p>
<p>Bu vesileyle, tüm çevrimiçi satış platformlarını ve markaları toplumsal hafızaya, mağdur ailelerin acılarına ve insan haklarına saygı göstermeye davet ediyoruz.<br />
Ayrıca, yetkili mercileri bu konuda etkili bir soruşturma yürütmeye, benzer vakaların tekrar yaşanmaması için caydırıcı adımlar atmaya çağırıyoruz.</p>
<p>Geçmişle yüzleşmek; adalet, barış ve toplumsal onurun tesisinin ön şartıdır.<br />
“Beyaz Toros” bir ürün değil, bir insanlık ayıbının sembolüdür. Bu ayıbın yeniden pazarlanmasına sessiz kalmak, insanlık onuruna karşı işlenmiş yeni bir suçtur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>AVRUPA KONSEYİ GENÇLİK DELEGESİ VE İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU ENES HOCAOĞULLARI DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/8914.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 18:54:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8914</guid>

					<description><![CDATA[Basına ve Kamuoyuna Avrupa Konseyi Gençlik Delegesi ve İnsan Hakları Savunucusu Enes Hocaoğulları Derhal Serbest Bırakılsın! Avrupa Konseyi Türkiye Gençlik Delegesi, insan hakları savunucusu ve ÜniKuir’in Uluslararası Savunuculuk ve Kaynak Geliştirme Koordinatörü Enes Hocaoğulları, 5 Ağustos 2025 tarihinde “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla Ankara Sulh Ceza Hakimliği tarafından hukuka aykırı bir şekilde tutuklanmıştır. Tutuklamanın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Basına ve Kamuoyuna</strong></p>
<p><strong>Avrupa Konseyi Gençlik Delegesi ve İnsan Hakları Savunucusu Enes Hocaoğulları Derhal Serbest Bırakılsın!</strong></p>
<p>Avrupa Konseyi Türkiye Gençlik Delegesi, insan hakları savunucusu ve ÜniKuir’in Uluslararası Savunuculuk ve Kaynak Geliştirme Koordinatörü Enes Hocaoğulları, 5 Ağustos 2025 tarihinde “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla Ankara Sulh Ceza Hakimliği tarafından hukuka aykırı bir şekilde tutuklanmıştır.</p>
<p>Tutuklamanın gerekçesi, Enes Hocaoğulları’nın Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin 24 &#8211; 27 Mart 2025 tarihlerinde Türkiye’deki belediye başkanlarının tutuklanması hakkında açılan acil gündemli 48. oturumunda yaptığı konuşmadır.</p>
<p>Söz konusu konuşmada, 19 Mart 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın tutuklanmasıyla başlayan barışçıl protestolar sırasında kolluk güçlerinin uyguladığı şiddet, protestoculara yönelik plastik mermi ve göz yaşartıcı kimyasal ajanların kullanımı, gözaltına alınan bazı kişilere işkence ve diğer kötü muamele yöntemi olan çıplak aramanın dayatılması, Türkiye’de insan hakları ve demokrasi değerlerine saygıda yaşanan kaygı verici gerileme ve hukuka aykırı uygulamalar dile getirilmiştir. Söylenenler, basında yer alan, insan hakları kurumlarının ve baroların rapor ve açıklamalarında dile getirilen hakikatlere dayanmaktadır. Bu konuşmanın cezai soruşturmaya konu edilmesi, Türkiye’nin hem anayasadan hem de uluslararası sözleşmelerden doğan, başta ifade özgürlüğünün ve insan hakları savunucularının korunması olmak üzere tüm yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmektedir.</p>
<p>Enes Hocaoğulları’nın konuşması paylaşıldıktan hemen sonra sosyal medyada hedef gösterilmiş ve bir damgalama kampanyası başlatılmıştır. Enes Hocaoğulları, “ajanlık”, “vatana ihanet” ve “sapkınlık” gibi söylemlerle hedef alınmıştır. Bu kabul edilemez gelişmenin ardından Enes Hocaoğulları hakkında hem İstanbul hem de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır. Daha sonra Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da TCK’nın 301. maddesinde düzenlenen devletin kurumlarını ve organlarını aşağılama suçundan bir soruşturma daha açılmıştır. Bu soruşturmalar yetkisizlikle Ankara’ya gönderilmiştir. Enes Hocaoğulları, hakkında açılan soruşturmaları bilmesine rağmen iş nedeniyle bulunduğu yurt dışından kendi isteğiyle dönmüş, ancak buna rağmen kaçma şüphesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır.</p>
<p>İfade özgürlüğü, yalnızca bireylerin düşüncelerini açıklamasından ibaret değildir, aynı zamanda toplumun bilgi edinme ve hakikati öğrenme hakkını da içerir. Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ifade özgürlüğünü demokratik toplumun vazgeçilmez unsuru olarak güvence altına alır. İfade özgürlüğü, eleştirel görüşlerin dile getirilmesini, kamusal sorunların tartışılmasını ve gerektiğinde hak ihlallerinin ifşa edilmesini kapsar.</p>
<p>AİHM’in Handyside v. Birleşik Krallık kararında belirtildiği gibi kimi zaman rahatsız edici, şoke edici, toplumun önemli bir kesiminin karşı çıkacağı görüşler de ifade özgürlüğünün kapsamındadır. İnsan hakları savunucularının en önemli kullanım alanlarından biri olan ifade özgürlüğü, bilhassa ihlallerin görünürlük kazanması, kamu görevlilerinin uygulamalarını eleştirisi, sorumluluklarının hatırlanması bakımından özel bir işleve sahiptir. Böylelikle, toplumun haksız uygulamaları bilmesi ve yetkililerin insan hakları ihlallerinden geri durması, gerektiğinde sorumlular hakkında yaptırım uygulanması amaçlanır.</p>
<p>Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi (halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma), muğlak tanımıyla ifade özgürlüğünü kullanan herkes üzerinde bir baskı aracına dönüşmüştür. Bu madde, insan hakları avunucularının, gazetecilerin ve muhalif seslerin meşru faaliyetlerini engellemek ve cezalandırmak için giderek daha sık kullanılmaktadır. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu), bu düzenlemenin demokratik toplumda gerekli olmadığını ve ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir.</p>
<p>Türkiye, tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler ve BM İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına İlişkin Bildirge uyarınca, insan hakları savunucularının güvenli bir ortamda çalışmasını sağlamakla yükümlüdür. Oysa, insan hakları savunucuları yargı tacizi, hedef gösterme, sosyal medya linçleri, keyfi gözaltılar ve tutuklamalarla susturulmaya çalışılmaktadır. Enes Hocaoğulları’nın tutuklanması bu baskı zincirinin yeni bir halkasıdır. Aynı zamanda yürütülen hedef gösterme kampanyasında nefret söylemiyle hedef alınan Enes Hocaoğulları, LGBTİ+ haklarını savunmanın kriminalize edilmeye çalışıldığı mevcut politik atmosferin bir yansımasıdır.</p>
<p>Biz aşağıda imzası bulunan insan hakları kurumları olarak:</p>
<ul>
<li>Enes Hocaoğulları’nın derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını,</li>
<li>TCK 217/A başta olmak üzere ifade özgürlüğünü kısıtlayan maddelerin kaldırılmasını,</li>
<li>BM İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına İlişkin Bildirge’nin gereklerinin yerine getirilmesini,</li>
<li>İnsan hakları savunucularına yönelik tüm idari ve yargısal tacizlere derhal son verilmesini talep ediyoruz.</li>
</ul>
<p>Ayrıca, insan hakları ve demokrasi değerlerinden yana olan herkesi sürecin yakın takipçisi olmaya ve Enes Hocaoğulları ile dayanışmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Saygılarımızla,</p>
<p><strong>İnsan Hakları Savunucuları Susturulamaz!</strong></p>
<p><strong>#ENESEÖZGÜRLÜK #FREEDOMENES</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/08/deb4813b-c236-4124-9df0-657002ffb003.jpeg" length="117356" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/08/deb4813b-c236-4124-9df0-657002ffb003.jpeg" width="1600" height="1066" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Kürt Meselesinin İnsan Hakları ve Adalet Temelli Çözümüne Yönelik Çalıştay Sonuç Bildirgesi</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/kurt-meselesinin-insan-haklari-ve-adalet-temelli-cozumune-yonelik-calistay-sonuc-bildirgesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 17:56:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8799</guid>

					<description><![CDATA[Hak İnisiyatifi Derneği olarak, Kürt meselesinin yeniden çözümüne yönelik 15-16 Şubat 2025 tarihlerinde Diyarbakır’da “Hak İnisiyatifi 3. Kürt Forumunu” gerçekleştirmiş ve forum sonuç raporunu kamuoyu ile paylaşmıştık. Kürt meselesinin çözümü hususunda taraflar arasında devam eden müzakere ve atılan adımların seyri neticesinde, Derneğimiz tarafından bir çalıştay yapılması uygun görülmüştür. Bu doğrultuda 13 Temmuz 2025 tarihinde Ankara’da &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Hak İnisiyatifi Derneği olarak, Kürt meselesinin yeniden çözümüne yönelik 15-16 Şubat 2025 tarihlerinde Diyarbakır’da “Hak İnisiyatifi 3. Kürt Forumunu” gerçekleştirmiş ve forum sonuç raporunu kamuoyu ile paylaşmıştık. Kürt meselesinin çözümü hususunda taraflar arasında devam eden müzakere ve atılan adımların seyri neticesinde, Derneğimiz tarafından bir çalıştay yapılması uygun görülmüştür. Bu doğrultuda 13 Temmuz 2025 tarihinde Ankara’da Derneğimiz genel merkezinde üye ve gönüllülerimizin katıldığı “Kürt Meselesinin İnsan Hakları ve Adalet Temelli Çözümüne Yönelik Çalıştay” gerçekleştirilmiştir. Çalıştayda Kürt meselesinin çözümünde gelinen aşama, tarafların durumu, riskler, fırsatlar vb konular etraflıca tartışılmıştır. Çalıştay sonucunda bilhassa taraflardan beklentiler öne çıkmış, sorunun çözümü için ortaya konulan beklentiler doğrultusunda hareket edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Çalıştay sonuç bildirgemiz kamuoyuna saygı ile duyurulur.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Fatma BOSTAN ÜNSAL</strong><br />
<strong>Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı</strong></p>
<p><strong>KÜRT MESELESİNİN İNSAN HAKLARI VE ADALET TEMELLİ ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK ÇALIŞTAY SONUÇ BİLDİRGESİ</strong></p>
<p><strong>1. Devletten/Hükümetten Beklentiler</strong></p>
<p style="text-align: left;">
• Kürt meselesinin çözümüne dair başlatılan sürecin “yasal güvence” altına alınması, barışın bir daha kesintiye uğramayacağı bir toplumsal mutabakat zemininin oluşturulması.<br />
• TMK’nın (Terörle Mücadele Kanunu), cebir ve şiddet içermeyen söylem ve eylemlerin terör sayılamayacağı hususu göz önünde bulundurularak, AB standartlarında yeniden düzenlenmesi.<br />
• Anadilinde eğitimin anayasal güvenceye alınması, sadece Kürtler için değil ülkedeki tüm halklar için anadilinde eğitimin bir hak olarak tanınması.</p>
<p style="text-align: left;">• Kürtçenin resmi dil olarak tanınması, kamusal alanda ve yerel yönetimlerde kullanımı için anayasal düzenleme yapılması.<br />
• Türkçeleştirilmiş köy, şehir ve coğrafi yer adlarının Kürtçe orijinalleri ile değiştirilmesi.<br />
• Vatandaşlık tanımının etnik temelli değil, eşit yurttaşlık temelinde yeniden yapılması.<br />
• Devletin “Terörsüz Türkiye” gibi dışlayıcı ve kriminalize edici söylemlerden vazgeçmesi; barışçıl sürecin meşruiyetini tanıyan çoğulcu bir dilin benimsenmesi.<br />
• Yerel yönetimlere kayyum atanması ile ilgili yasal düzenlemelerin iptal edilmesi. Kayyum politikalarına son verilerek, yerel yönetimlerin halk iradesiyle şekillenmesi ve seçilmiş temsilcilerin görevden alınmasına dönük antidemokratik uygulamaların kaldırılması.<br />
• Dağdaki ve yurtdışındaki örgüt mensuplarının geri dönüşlerinin sağlanarak, topluma entegrasyonuna dair kapsamlı bir düzenleme ve toplumsal destek mekanizmasının oluşturulması.<br />
• Köy koruculuğu sisteminin kaldırılması. Korucuların toplum yararına hizmet sunan kamu kurumlarında istihdamlarının sağlanması.<br />
• Mahmur Kampındaki göçmenlerin vatandaşlık ve statü sorunu yaşamadan geri dönüşlerini mümkün kılacak yasal düzenlemelerin yapılması.<br />
• Köy boşaltmalarının ve zorla yerinden etmelerin araştırılması için bir “Hakikat Komisyonu” kurulması, yerinden edilenlerin maddi-manevi kayıplarının yeniden tespit edilerek zararlarının tazmin edilmesi.<br />
• Ekonomik kalkınma politikalarında pozitif ayrımcılık ilkesinin işletilmesi. Özellikle Kürt illerinde üretime dayalı kooperatif modellerinin desteklenmesi.<br />
• Eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerde bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi.<br />
• Kürtler için tarihsel birer figür olan kişilerin (örneğin Seyyid Rıza, Şeyh Said, Said Nursi) mezar yerlerinin açıklanması.<br />
• Kültürel haklara dönük yasaklayıcı uygulamaların son bulması. Kürt tarihine ilişkin anlatıların eğitim müfredatına ve kamuya açık tartışmalara dahil edilmesi. Kürtlere yönelik dışlayıcı olan resmi tarih tezinden vazgeçilmesi. Bu kapsamda Kürt halkının varlığını inkar eden, asimilasyonu meşrulaştıran tüm akademik tezlerin, yayınların ve resmi belgelerin tekzip edilmesi.<br />
• Sürece resmi bir isim verilmesi; bu isimle birlikte TBMM bünyesinde bir “komisyon” kurulması. Komisyonun “yasa” ile kurulması.<br />
• Geçmişte yürütülen Küçük Millet Meclisi benzeri kolektif yapıların yeniden kurulması. Bu yapılar gözetiminde barış sürecinin yürütülmesi.<br />
• Sosyal medyada artan ırkçı ve ayrımcı içeriklere karşı bir “Nefret Söylemini İzleme ve Araştırma Ağı” kurulması, bu ağın kamu otoriteleriyle birlikte çalışması.<br />
• Tribün liderleri, kültürel aktörler, medya ve sanat alanında faaliyet yürüten kişi ve kurumların barış sürecine aktif bir şekilde katılımlarının teşvik edilmesi.<br />
• Örgütle irtibatlı, iltisaklı gibi muğlak kavramlarla KHK ile kamu görevinden atılan kişilerin görevlerine dönüşlerinin sağlanması.<br />
• Barış Akademisyenlerinin görevlerine dönüşlerinin sağlanması<br />
• Haklarında AİHM tarafından ihlal kararları bulunan Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi kişilerin derhal serbest bırakılması.<br />
• Sivil toplum örgütlerinin aktif bir şekilde barış ve silahsızlanma sürecine katılımlarının sağlanması. Mecliste kurulacak komisyonda sivil toplum örgütlerinin dahil edilmesi.<br />
• Kürt Meselesinin çözümünde yer alan sivil aktörlerin yasal güvenceye alınması.</p>
<p style="text-align: left;">
<strong>2. Örgütten Beklentiler</strong></p>
<p style="text-align: left;">
• Şiddetin tamamen terk edilmesi, silahların bırakılması ve bu sürecin şeffaf bir şekilde kamuoyuna açık yürütülmesi.<br />
• Örgüt mensuplarının topluma entegrasyonu için örgüt tarafından da destekleyici adımlar atılması.<br />
• Çocuk yaşta örgüte katılmış bireylerin durumuna özel bir hassasiyet gösterilmesi, bu kişilerin rehabilitasyonu için işbirliği yapılması.<br />
• Diyarbakır anneleri gibi kayıp yakını eylemlerinin kriminalize edilmemesi, bu ailelerin çocuklarına ilişkin şeffaf bilgilendirme yapılması.<br />
• Sivil alanla bağ kurma ve taleplerin meşru bir zemin üzerinden kamuoyuna sunulması.<br />
• Demokratik çözüm süreçlerine ve sivil toplumla kurulan ilişkilere zarar veren eylemlerden kaçınılması.<br />
• Sürece dahil olan diğer aktörlerle açık, saygılı ve barışçıl bir diyalogun sürdürülmesi.</p>
<p style="text-align: left;">
<strong>3. Hak İnisiyatifi Olarak Yaptıklarımız</strong></p>
<p style="text-align: left;">
• Sürece dair geçmiş yıllarda yapılan tüm çözüm ve barış girişimlerini izledik, analiz ettik ve bu deneyimlerden beslenen bir perspektif geliştirdik.<br />
• Barış dilinin güçlenmesi için çeşitli kurumlarla lobi faaliyeti yürüttük, yerel ve ulusal aktörlerle temasa geçtik.<br />
• Şiddetsizlik ilkesini esas alan açıklamalar, ziyaretler ve raporlamalar yaparak kamuoyu oluşturduk.<br />
• Sivil toplum ağlarıyla iletişimde kalarak demokratik siyaset alanının genişlemesi yönünde katkı sunduk.</p>
<p style="text-align: left;">
<strong>4. Hak İnisiyatifi Olarak Yapacaklarımız</strong></p>
<p style="text-align: left;">
• Kürt meselesinin çözümüne dair toplumsal hafızayı güçlendirmek amacıyla panel, forum, belgesel ve kamu spotları düzenleyeceğiz.<br />
• Kadın ve gençlik örgütleriyle ortak kampanyalar geliştirerek barışın toplumsallaşmasına katkı sunacağız.<br />
• Yerel inisiyatiflerle işbirlikleri geliştirip, barış dilinin güçlenmesi için kamuoyuna yönelik görünürlük çalışmaları yapacağız.<br />
• Sürece dair sözü olan tüm kişi ve kurumlarla düzenli iletişim ve ortaklaşma zeminleri yaratacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Kürtlerin Talepleri ve Türkiye’nin Geleceği: Kalıcı ve Adil Barışın Yolu” Yuvarlak Masa Toplantısı Değerlendirme Notları</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/kurtlerin-talepleri-ve-turkiyenin-gelecegi-kalici-ve-adil-barisin-yolu-yuvarlak-masa-toplantisi-degerlendirme-notlari.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 17:25:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8712</guid>

					<description><![CDATA[Tarih: 21 Haziran 2025 Yer: Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi 21 Haziran 2025 tarihinde Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi’nde; farklı meslek ve alanlardan uzman ve hak savunucularının katılımıyla gerçekleştirilen “Kürtlerin Talepleri ve Türkiye’nin Geleceği: Kalıcı ve Adil Barışın Yolu” başlıklı yuvarlak masa toplantısı, Kürt meselesine ilişkin yeniden görünürlük kazanan çözüm arayışlarını siyasal, toplumsal ve tarihsel &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih: 21 Haziran 2025</p>
<p>Yer: Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi</p>
<p>21 Haziran 2025 tarihinde Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi’nde; farklı meslek ve alanlardan uzman ve hak savunucularının katılımıyla gerçekleştirilen “Kürtlerin Talepleri ve Türkiye’nin Geleceği: Kalıcı ve Adil Barışın Yolu” başlıklı yuvarlak masa toplantısı, Kürt meselesine ilişkin yeniden görünürlük kazanan çözüm arayışlarını siyasal, toplumsal ve tarihsel bağlamlarıyla değerlendirmek amacıyla tertip edilmiştir.</p>
<p>Toplantı boyunca yürütülen çok katmanlı tartışmalar, Kürt meselesine dair adil ve kalıcı bir barışın, geçmişle yüzleşen ve toplumsal meşruiyeti önceleyen bir yaklaşımla inşa edilebileceğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda aşağıdaki temel değerlendirmeler ön plana çıkmıştır:</p>
<ol>
<li><strong> Mevcut Sürecin Temel Niteliği ve Riskler</strong></li>
</ol>
<p>Şu an devam eden süreç, son gelişmeler neticesinde İsrail’in bölgedeki ağırlığını arttırması ve İran’ın geriletilmesiyle oluşan boşluğu kapatma isteği ile iktidar partisinin iç politikadaki gereksinimlerinin bir birleşimi sonucunda başlamıştır. Bunun da etkisiyle, siyasi iktidar bu aşamaya kadar süreci politik aktörler arasında diplomatik bir müzakere bağlamına sıkıştırmıştır. Oysa Türkiye’nin asıl gereksinimi, toplumsal ve siyasal bir zemine oturan ve büyük bedellere mal olan Kürt Meselesi’ne ilişkin adil, kalıcı ve geniş kapsamlı bir çözüme ulaşmaktır. Esas olan silahlı aktörlerin anlaşması değil, bu silahlı mücadeleye de zemin hazırlayan koşulların ortadan kaldırılmasıdır.</p>
<p>Mevcut sürece verilmiş olan “Terörsüz Türkiye” adı dahi bu tip bir geniş perspektifli çözüm vizyonundan çok güvenlik odaklı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Kürt meselesinin asli unsurları olan eşit yurttaşlık, kimlik temelli haklar, kültürel haklar ile siyasal tanınma, temsil ve statü talepleri çerçevesindeki tartışmalar görünmez kılınmakta; mesele yalnızca “terörün bitirilmesi” çerçevesine sıkıştırılmaktadır. Fakat kalıcı ve sahici bir çözüm, siyasal elitler arasında bir anlaşmayla değil, geniş kapsamlı toplumsal bir mutabakatla mümkündür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li><strong> Kalıcı ve Adil Bir Çözüm İçin Gereken Adımlar</strong></li>
</ol>
<p>Şu anda yürütülen süreç sağlıklı bir işleyişe sahip olabilmesi ve kapsamlı bir barışa götürebilmesi için kurumsallaştırılmalı, kamusallaştırılmalı ve aktörler arasında bir mutabakat olmaktan çıkarılarak hakiki sahibine, yani halka emanet edilmelidir. Böylece, dışsal koşulların değişimi ya da aktörler arasındaki uyuşmazlıklarla başarısız olması riski minimize edilebilir. Türkiye’de baskıcı yönetim biçimlerinin ve hak ihlallerini arttıracak bir araç olarak kullanılmasının önüne geçilebilir. Ayrıca bu yolla, mevcut sürecin küresel güçlerin bölgede İsrail’e karşı direnen unsurları zayıflatma planlarının bir aracı haline gelme riski bertaraf edilebilir.</p>
<p>Hem sürecin taraflarına hem de tüm sivil topluma bu kurumsallaşma ve kamusallaşmanın hayata geçmesi yönünde çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. En genel haliyle barış, toplumun her kesiminin ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan refah ve huzur atmosferinin tesisidir. Bu atmosferin oluşabilmesi için sarsıcı ve şoke edici de olsa her türlü fikir ve kanaatin açıkça ifade edilebileceği bir özgürlük ortamı tesis edilmeli, bugüne dek yaşanan tüm mağduriyetler açıkça tartışılarak tanınmalı ve devam eden hak ihlalleri hızla giderilmelidir. Her türlü vasıta kullanılarak Türklerin ve Kürtlerin birbirlerini tanıma ve anlama seviyeleri derinleştirilmeli, somut talepler dikkatle ve ciddiyetle tartışılmalı, tüm doğal hak ve özgürlükler zaten kayıtsız şartsız hayata geçirilmelidir.</p>
<p>Devletin, Kürt halkına yönelik inkar ve nefret söylemlerinin engellemesi konusunda aktif rol oynaması ve Kürtçenin kullanımının önündeki tüm engellerin kaldırılması büyük önem taşımaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bünyesinde bir komisyon oluşturulmasıyla parlamentonun süreçteki rolünü arttırmak olumlu etki uyandıracaktır. Öte yandan bağımsız ve sivil nitelikli hakikat komisyonlarının da varlığı geliştirilen sürecin doğru bir kanaldan ilerlemesi açısından çok önemlidir. Son olarak, hak temelli sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere tüm sivil toplum yapılarının, her türlü vasıtayı kullanarak kitlelerin somut talep ve ihtiyaçlarını siyasetin ve toplumun gündemine taşıması kalıcı ve adil bir barışa ulaşmak açısından ertelenemez bir sorumluluk mesabesindedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>İŞKENCESİZ BİR DÜNYA MÜMKÜN</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/iskencesiz-bir-dunya-mumkun.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 20:08:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8633</guid>

					<description><![CDATA[Küresel İnsani Krize, Otoriterleşmeye ve Savaş Tehditlerine Karşı İnsan Hakları Değerlerine Sahip Çıkıyor, İşkenceye Hayır Diyoruz! İşkencesiz Bir Dünya Mümkün! “26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” tüm dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gündür. “Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Küresel İnsani Krize, Otoriterleşmeye ve Savaş Tehditlerine Karşı İnsan Hakları Değerlerine Sahip Çıkıyor, İşkenceye Hayır Diyoruz!</strong></p>
<p><strong>İşkencesiz Bir Dünya Mümkün!</strong></p>
<p>“26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” tüm dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gündür.</p>
<p>“Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM, 1997 yılında bu günü “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir.</p>
<p>Türkiye’nin de altına imza attığı bu Sözleşme, insanın sahip olduğu onur ve değeri korumak için işkenceyi mutlak olarak yasaklar. İnsanlık ailesinin ortak kazanımı olan ve modern insan hakları hukukunun en temel kurallarından birini oluşturan bu yasak, normlar hiyerarşisi açısından üstün (buyruk) kural niteliğindedir. Dolayısıyla hiçbir koşulda istisnası olamaz.</p>
<p>Sözleşmenin 2. maddesinin 2. paragrafında bu durum şöyle ifade edilir: “Hiçbir istisnai durum, ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez”.</p>
<p>Bu açık ve net belirlemeye karşın işkence, hâlen dünyanın pek çok ülkesinde devletler tarafından toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak giderek artan biçimde kullanılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında tesis edildiği biçimiyle küresel insan hakları rejimini ayakta tutan siyasi iradenin hızla çözüldüğü koşullarda, başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın bir çok bölgesinde yaşanan insani kriz ve savaşlar, bu çözülme sürecinin varacağı/vardığı noktayı göstermektedir.</p>
<p>Türkiye “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklamıştır. Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil tüm cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur. Ancak günümüzde, insan hakları ve demokrasi değerlerini hem bir referans hem de denge ve denetleme sistemi olmaktan çıkaran, yarattığı kuralsızlık, keyfilik ve belirsizlik rejimi ile toplum üzerinde baskı ve kontrolünü her geçen gün daha da arttıran siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir</p>
<p>Bu açıklamanın ekinde paylaşılan veriler, mutlak yasağa ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkencenin Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Artan otoriterleşme ile orantılı olarak, devlet erkinin çeşitli kademelerinde yaygınlaşan yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması, en yetkili ağızlardan yapılan işkenceyi bizzat teşvik edici söylemler, köklü cezasızlık kültürü vb. sonucunda, resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları tüm vehameti ile devam etmektedir. Özellikle 15 Şubat 2025 tarihinde Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına, 19 Mart 2025 tarihinde ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözaltına alınıp tutuklanmasına yönelik protestolar sırasında ve sonrasında yaşanan gözaltılarda yakınlarına, avukata ve hekime erişimde kısıtlılık, hakim önüne çıkarılmakta gecikme, gözaltı süresini keyfi bir şekilde azami sınırına kadar uzatma vb. hukuki güvencelerde yaşanan ihlaller bu hakikatin son örneği olmuştur.</p>
<p>Kolluk güçlerinin barışçıl toplanma ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları daha önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta varmıştır. Kolluk güçlerinin, evrensel hukukta ve ülke yasalarında tanımlanan zor kullanma yetkisinin çok ötesine geçen, kural dışı, denetlenmeyen, cezalandırılmayan, siyasal iktidar tarafından görmezden gelinen, hatta teşvik edilen bu şiddeti, sıradanlaşmış, gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir.</p>
<p>Yıl boyunca, demokratik bir toplumun temelini oluşturan ve Anayasa tarafından da teminat altına alınmış olan toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini kullanmak isteyen kadınlar, LGBTİ+’lar, işçiler, öğrenciler, yaşam savunucuları, gasp edilen iradelerine sahip çıkmak isteyen seçmenler, siyasi partilerin, meslek örgütlerinin üye ve yöneticileri, insan hakları savunucuları, farklı dini cemaat ve gruplar, mülteci ve sığınmacılar bu zalimane kolluk şiddetine maruz kalmışlardır. Özellikle son dönemde, 15 Şubat ve 19 Mart protestolarına müdahaleler sırasında kolluk güçlerinin şiddeti endişe verici yeni bir boyut kazanmıştır. Çok sayıda kişi yaralanmış, işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alınmıştır.</p>
<p>Yakın tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlallerinden biri olan, insanlığa karşı suç niteliğindeki zorla kaybetme vakalarında OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden bir artış görülmesi son derece endişe vericidir. 6 Ağustos 2019 tarihinde kaçırılan Yusuf Bilge Tunç isimli kişinin akibeti hakkında hala haber alınamamaktadır. Türkiye, ‘BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’ yi henüz onaylamamış, mevzuatında da zorla kaybetmeyi açıkça suç olarak tanımlamamıştır.</p>
<p>Türkiye’de hapishaneler, her dönem işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının yoğun olarak yaşandığı mekânlar olmuştur. Özelliklede 2015 Temmuz’unda Türkiye’nin yeniden çatışma ortamına girmesiyle başlayan, ardından OHAL ilan edilmesiyle devam ederek günümüze varan süreçte hapishanelerde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ileri düzeyde artışlar yaşanmaktadır.</p>
<p>Hapsetmenin doğası başlı başına acı veren travmatik bir süreçtir. Hapsedilen kişiler ayrıca bir cezalandırmaya tabi tutulamaz. Her şeyden önce hapishaneler aşırı kalabalıktır. Her konuda kısıtlılık anlamına gelen bu durum hapishane yaşamını ayrıca zorlaştırmaktadır. Yanı sıra mahpusların fiziksel ve psikolojik bütünlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olan tek kişi ya da küçük grup izolasyonu uygulamaları ise işkence ve diğer kötü muamele niteliğinde bir cezalandırmadır. Son dönemde mimari yapısı ve gündelik uygulama rejimi ile izolasyon koşullarını daha da ağırlaştıran S Tipi, Y Tipi ve Yüksek Güvenlikli yeni hapishanelerin açılması, bilhassa da Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) raporlarında da yer verildiği üzere, İmralı Hapishanesinde uygulanan izolasyonun özel biçimi kabul edilemezdir. Yanı sıra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olan mahpusların bir gün salıverilme ihtimalinin, yani “umut hakkı” nın olmaması insan onuruna aykırı bir durumdur. Bu konuda evrensel ilke, ömür boyu hapis ile cezalandırılmış olanlar da dahil olmak üzere hüküm almış tüm mahpuslar için şartlı tahliyenin mümkün kılınmasıdır. Halen hapishanelerde umut hakkından yararlanamayan en az 4 bin mahpus bulunmaktadır.</p>
<p>Açıklama ekinde yer alan verilerle görünürlük kazandırmaya çalıştığımız endişe verici bu gerçeklik uluslararası önleme mekanizmalarının ve insan hakları kurumlarının raporlarına da yansımaktadır. Ne var ki, Anayasa başta olmak üzere hiçbir kural ve normla kendine sınırlandırmak istemeyen siyasal iktidar, uluslararası mekanizmaları, onların yaptığı eleştiri ve uyarıları dikkate almamakta, işkenceyi önlemeye yönelik iyileştirmeleri yapmamaktadır. Aksine, mevzuatta işkence yasağının mutlak niteliğine aykırı düzenleme ve değişiklikler yaparak cezasızlığı “güvence” altına almaya çalışmakta, ihlalleri görünür kılmaya çalışan insan hakları savunucularına yönelttiği tehdit ve tacizlerle işkenceye karşı mücadeleyi engelleyebileceğini düşünmektedir.</p>
<p>Bu iç karartıcı hakikate rağmen “işkence” insan eliyle gerçekleşen bir fiil olduğu için, yine insan eliyle önlenmesi mümkündür.</p>
<p>İşkenceyi önleme yükümlülüğü öncelikle devletlere aittir. Bu nedenle de devletler, her şeyden önce işkenceyi bir sindirme aracı olarak kullanmaktan vazgeçmeli, işkence suçları etkin bir biçimde soruşturmalı ve cezasızlıkla mücadele etmelidirler. Dolayısıyla insan hakları savunuculuğunun bir gereği olarak yıllardır sabır ve ısrarla dile getirdiğimiz bu kapsamdaki asgari talepleri siyasal iktidara bir kez daha hatırlatıyor ve ivedilikle gerçekleştirilmesini istiyoruz:</p>
<ul>
<li>İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni, işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce cezasızlık politikalarına derhal son verilmelidir.</li>
<li>Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.</li>
<li>Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.</li>
<li>Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.</li>
<li>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) oluşturulmalıdır.</li>
<li>İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması, bir BM belgesi olan İstanbul Protokolü ilkelerine göre yapılmalıdır.</li>
<li>İşkenceye ilişkin iddialar İstanbul Protokolü ışığında hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.</li>
<li>Tutuklu ve hükümlülerin fiziksel ve psikolojik bütünlüklerine ciddi şekilde zarar veren tek kişi ya da küçük grup izolasyonuna/tecritine dayalı hapishane rejimine son verilmelidir.</li>
<li>Hapishaneler insan hakları, sağlık ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılmalıdır.</li>
<li>14 Ağustos 2024 tarihli BM İşkenceye Karşı Komite’nin Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’na İlişkin Sonuç Gözlemleri’nin 17. paragrafında yer verilen “Taraf Devlet; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılan mahpusların makul bir süre sonra tahliye edilme veya cezalarında indirim yapılması olasılığına sahip olmalarını sağlamalıdır.&#8221; tavsiyesinin gereği yerine getirilmelidir.</li>
<li>CPT raporlarının tümü açıklanmalı, başta CPT ve BM İşkenceye Kaşı Komite olmak üzere uluslararası insan hakları mekanizmalarının tüm tavsiyelerine uyulmalıdır.</li>
<li>Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nı yürütme erkine doğrudan bağımlı kılan, adeta bir mahkeme gibi hareket ederek yargı yetkisi kullanmasına yol açan tüm düzenlemeler iptal edilmelidir.</li>
</ul>
<p>Ancak şunu da hatırlatmak isteriz ki, insanlık onuruna sahip çıkmak ve işkenceyi önlemek aynı zamanda tüm toplumun da sorumluluğudur. İnsan ve yurttaş olmak için, bizi toplum yapan müşterek bağı korumak için, işkencenin yol açtığı acıları görmek ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.</p>
<p>İşkencesiz bir Türkiye ve dünyaya ulaşmayı amaçlayan kurumlar olarak, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm örtbas etme, korkutma, susturma çabalarına karşın, işkence görenlerin başlarına geleni kader olarak kabul etmeyip, yüksek sesle haykırabilmeleri için her koşulda onların yanında olmaya; maruz kaldıkları işkenceyi belgeleyip raporlamaya; fiziksel ve ruhsal onarım süreçlerine destek vermeye; adalete erişimlerine yardımcı olmaya; yaşadıkları acıların bir daha asla tekrarlanmaması için cezasızlıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.</p>
<p><strong>G</strong><strong>ö</strong><strong>rüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz…</strong></p>
<p><strong>İnsanlık onuru işkenceyi mutlaka yenecek…</strong></p>
<p><strong>İşkencesiz bir dünya mümkü</strong><strong>n!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ÇHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi Derneği,</strong></p>
<p><strong>Halkların Köprüsü Derneği,</strong></p>
<p><strong>İHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği,</strong></p>
<p><strong>İnsan Hakları Gündemi Derneği,</strong></p>
<p><strong>KESK İzmir Şubeler Platformu,</strong></p>
<p><strong>ÖHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>TİHV İzmir Temsilciliği.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/06/resim.jpg" length="264586" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/06/resim.jpg" width="1600" height="1200" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
