<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">

<channel>
	<title>Kategoriler &#8211; HAK İnisiyatifi Genel Merkez</title>
	<atom:link href="https://hakinisiyatifi.org/kategori/kategoriler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hakinisiyatifi.org</link>
	<description>Zalime karşı, Mazlumdan yana!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Nov 2025 10:21:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İsrail’deki İşkence ve Cinsel Saldırı İddiaları: Cezasızlık ve Yargı Krizinin Derinleşen Göstergesi</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/israildeki-iskence-ve-cinsel-saldiri-iddialari-cezasizlik-ve-yargi-krizinin-derinlesen-gostergesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 10:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=9254</guid>

					<description><![CDATA[Hak İnisiyatifi olarak, İsrail’de dokuz askerin bir Filistinli erkek mahpusa yönelik ağır işkence ve cinsel saldırı iddialarına karıştığı, olayın kamuoyuna yansımasının ardından adalet arayışının sistematik biçimde engellendiği yönündeki gelişmeleri derin bir endişeyle izliyoruz. Uluslararası insan hakları hukukuna göre işkence, insanlık dışı muamele ve cinsel şiddet mutlak biçimde yasaklanmış suçlardır. Mağdurun sistematik işkence ve cinsel şiddet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hak İnisiyatifi olarak, İsrail’de dokuz askerin bir Filistinli erkek mahpusa yönelik ağır işkence ve cinsel saldırı iddialarına karıştığı, olayın kamuoyuna yansımasının ardından adalet arayışının sistematik biçimde engellendiği yönündeki gelişmeleri derin bir endişeyle izliyoruz. Uluslararası insan hakları hukukuna göre işkence, insanlık dışı muamele ve cinsel şiddet mutlak biçimde yasaklanmış suçlardır. Mağdurun sistematik işkence ve cinsel şiddet fiillerine maruz kaldığını gösterir mahiyette; kaburga kırıkları, kafa travması ve rektal bölgede parçalanma bulgular kamuoyuna yansımıştır.</p>
<p>Olayın failleri olduğu iddia edilen dokuz askerden beşi, maskeli bir basın açıklaması yaparak, suçlamaları reddetmiş, hatta takdir edilmeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Bu açıklama, sadece mağdurun değil, adaletin de ikinci kez istismar edilmesi ve cezasızlık kültürünün bariz bir tezahürüdür.</p>
<p>Yaşanan olay ile ilgili olarak İsrail Adalet Bakanı Yev Levin’in, mevcut Başsavcı’ya güven duymadığını beyan ederek, kendi seçtiği emekli bir yargıcı olayı soruşturmak üzere görevlendirmesi ve olayı kamuoyuna duyuran dönemin askeri başsavcısı Tümgeneral Yifat Tomer Yeruşalmi’nin tutuklanması ve Adalet Bakanı’nın kendisini “cezalandırmak için elinden geleni yapacağını” açıklaması, yargı bağımsızlığı ilkesini doğrudan zedelemekte olan ve hesap verilebilirliği ortadan kaldıran siyasi bir müdahaledir.</p>
<p>Faillerin korunması, ihbarcıların cezalandırılması ve yargı süreçlerine yapılan açık siyasi müdahaleler, İsrail yargısında adaletin değil, cezasızlığın kurumsallaştığını göstermektedir.</p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi olarak,</strong></p>
<p>Tüm sorumluların uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde bağımsız ve tarafsız bir şekilde yargılanmasını,</p>
<p>Olayı ifşa eden yetkililerin derhal serbest bırakılmasını,</p>
<p>İsrail yönetiminin işkence ve cinsel şiddet iddialarına ilişkin uluslararası soruşturmaya açık bir tutum benimsemesini talep ediyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Kürt Meselesinin İnsan Hakları ve Adalet Temelli Çözümüne Yönelik Çalıştay Sonuç Bildirgesi</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/kurt-meselesinin-insan-haklari-ve-adalet-temelli-cozumune-yonelik-calistay-sonuc-bildirgesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 17:56:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8799</guid>

					<description><![CDATA[Hak İnisiyatifi Derneği olarak, Kürt meselesinin yeniden çözümüne yönelik 15-16 Şubat 2025 tarihlerinde Diyarbakır’da “Hak İnisiyatifi 3. Kürt Forumunu” gerçekleştirmiş ve forum sonuç raporunu kamuoyu ile paylaşmıştık. Kürt meselesinin çözümü hususunda taraflar arasında devam eden müzakere ve atılan adımların seyri neticesinde, Derneğimiz tarafından bir çalıştay yapılması uygun görülmüştür. Bu doğrultuda 13 Temmuz 2025 tarihinde Ankara’da &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Hak İnisiyatifi Derneği olarak, Kürt meselesinin yeniden çözümüne yönelik 15-16 Şubat 2025 tarihlerinde Diyarbakır’da “Hak İnisiyatifi 3. Kürt Forumunu” gerçekleştirmiş ve forum sonuç raporunu kamuoyu ile paylaşmıştık. Kürt meselesinin çözümü hususunda taraflar arasında devam eden müzakere ve atılan adımların seyri neticesinde, Derneğimiz tarafından bir çalıştay yapılması uygun görülmüştür. Bu doğrultuda 13 Temmuz 2025 tarihinde Ankara’da Derneğimiz genel merkezinde üye ve gönüllülerimizin katıldığı “Kürt Meselesinin İnsan Hakları ve Adalet Temelli Çözümüne Yönelik Çalıştay” gerçekleştirilmiştir. Çalıştayda Kürt meselesinin çözümünde gelinen aşama, tarafların durumu, riskler, fırsatlar vb konular etraflıca tartışılmıştır. Çalıştay sonucunda bilhassa taraflardan beklentiler öne çıkmış, sorunun çözümü için ortaya konulan beklentiler doğrultusunda hareket edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Çalıştay sonuç bildirgemiz kamuoyuna saygı ile duyurulur.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Fatma BOSTAN ÜNSAL</strong><br />
<strong>Hak İnisiyatifi Derneği Genel Başkanı</strong></p>
<p><strong>KÜRT MESELESİNİN İNSAN HAKLARI VE ADALET TEMELLİ ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK ÇALIŞTAY SONUÇ BİLDİRGESİ</strong></p>
<p><strong>1. Devletten/Hükümetten Beklentiler</strong></p>
<p style="text-align: left;">
• Kürt meselesinin çözümüne dair başlatılan sürecin “yasal güvence” altına alınması, barışın bir daha kesintiye uğramayacağı bir toplumsal mutabakat zemininin oluşturulması.<br />
• TMK’nın (Terörle Mücadele Kanunu), cebir ve şiddet içermeyen söylem ve eylemlerin terör sayılamayacağı hususu göz önünde bulundurularak, AB standartlarında yeniden düzenlenmesi.<br />
• Anadilinde eğitimin anayasal güvenceye alınması, sadece Kürtler için değil ülkedeki tüm halklar için anadilinde eğitimin bir hak olarak tanınması.</p>
<p style="text-align: left;">• Kürtçenin resmi dil olarak tanınması, kamusal alanda ve yerel yönetimlerde kullanımı için anayasal düzenleme yapılması.<br />
• Türkçeleştirilmiş köy, şehir ve coğrafi yer adlarının Kürtçe orijinalleri ile değiştirilmesi.<br />
• Vatandaşlık tanımının etnik temelli değil, eşit yurttaşlık temelinde yeniden yapılması.<br />
• Devletin “Terörsüz Türkiye” gibi dışlayıcı ve kriminalize edici söylemlerden vazgeçmesi; barışçıl sürecin meşruiyetini tanıyan çoğulcu bir dilin benimsenmesi.<br />
• Yerel yönetimlere kayyum atanması ile ilgili yasal düzenlemelerin iptal edilmesi. Kayyum politikalarına son verilerek, yerel yönetimlerin halk iradesiyle şekillenmesi ve seçilmiş temsilcilerin görevden alınmasına dönük antidemokratik uygulamaların kaldırılması.<br />
• Dağdaki ve yurtdışındaki örgüt mensuplarının geri dönüşlerinin sağlanarak, topluma entegrasyonuna dair kapsamlı bir düzenleme ve toplumsal destek mekanizmasının oluşturulması.<br />
• Köy koruculuğu sisteminin kaldırılması. Korucuların toplum yararına hizmet sunan kamu kurumlarında istihdamlarının sağlanması.<br />
• Mahmur Kampındaki göçmenlerin vatandaşlık ve statü sorunu yaşamadan geri dönüşlerini mümkün kılacak yasal düzenlemelerin yapılması.<br />
• Köy boşaltmalarının ve zorla yerinden etmelerin araştırılması için bir “Hakikat Komisyonu” kurulması, yerinden edilenlerin maddi-manevi kayıplarının yeniden tespit edilerek zararlarının tazmin edilmesi.<br />
• Ekonomik kalkınma politikalarında pozitif ayrımcılık ilkesinin işletilmesi. Özellikle Kürt illerinde üretime dayalı kooperatif modellerinin desteklenmesi.<br />
• Eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerde bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi.<br />
• Kürtler için tarihsel birer figür olan kişilerin (örneğin Seyyid Rıza, Şeyh Said, Said Nursi) mezar yerlerinin açıklanması.<br />
• Kültürel haklara dönük yasaklayıcı uygulamaların son bulması. Kürt tarihine ilişkin anlatıların eğitim müfredatına ve kamuya açık tartışmalara dahil edilmesi. Kürtlere yönelik dışlayıcı olan resmi tarih tezinden vazgeçilmesi. Bu kapsamda Kürt halkının varlığını inkar eden, asimilasyonu meşrulaştıran tüm akademik tezlerin, yayınların ve resmi belgelerin tekzip edilmesi.<br />
• Sürece resmi bir isim verilmesi; bu isimle birlikte TBMM bünyesinde bir “komisyon” kurulması. Komisyonun “yasa” ile kurulması.<br />
• Geçmişte yürütülen Küçük Millet Meclisi benzeri kolektif yapıların yeniden kurulması. Bu yapılar gözetiminde barış sürecinin yürütülmesi.<br />
• Sosyal medyada artan ırkçı ve ayrımcı içeriklere karşı bir “Nefret Söylemini İzleme ve Araştırma Ağı” kurulması, bu ağın kamu otoriteleriyle birlikte çalışması.<br />
• Tribün liderleri, kültürel aktörler, medya ve sanat alanında faaliyet yürüten kişi ve kurumların barış sürecine aktif bir şekilde katılımlarının teşvik edilmesi.<br />
• Örgütle irtibatlı, iltisaklı gibi muğlak kavramlarla KHK ile kamu görevinden atılan kişilerin görevlerine dönüşlerinin sağlanması.<br />
• Barış Akademisyenlerinin görevlerine dönüşlerinin sağlanması<br />
• Haklarında AİHM tarafından ihlal kararları bulunan Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi kişilerin derhal serbest bırakılması.<br />
• Sivil toplum örgütlerinin aktif bir şekilde barış ve silahsızlanma sürecine katılımlarının sağlanması. Mecliste kurulacak komisyonda sivil toplum örgütlerinin dahil edilmesi.<br />
• Kürt Meselesinin çözümünde yer alan sivil aktörlerin yasal güvenceye alınması.</p>
<p style="text-align: left;">
<strong>2. Örgütten Beklentiler</strong></p>
<p style="text-align: left;">
• Şiddetin tamamen terk edilmesi, silahların bırakılması ve bu sürecin şeffaf bir şekilde kamuoyuna açık yürütülmesi.<br />
• Örgüt mensuplarının topluma entegrasyonu için örgüt tarafından da destekleyici adımlar atılması.<br />
• Çocuk yaşta örgüte katılmış bireylerin durumuna özel bir hassasiyet gösterilmesi, bu kişilerin rehabilitasyonu için işbirliği yapılması.<br />
• Diyarbakır anneleri gibi kayıp yakını eylemlerinin kriminalize edilmemesi, bu ailelerin çocuklarına ilişkin şeffaf bilgilendirme yapılması.<br />
• Sivil alanla bağ kurma ve taleplerin meşru bir zemin üzerinden kamuoyuna sunulması.<br />
• Demokratik çözüm süreçlerine ve sivil toplumla kurulan ilişkilere zarar veren eylemlerden kaçınılması.<br />
• Sürece dahil olan diğer aktörlerle açık, saygılı ve barışçıl bir diyalogun sürdürülmesi.</p>
<p style="text-align: left;">
<strong>3. Hak İnisiyatifi Olarak Yaptıklarımız</strong></p>
<p style="text-align: left;">
• Sürece dair geçmiş yıllarda yapılan tüm çözüm ve barış girişimlerini izledik, analiz ettik ve bu deneyimlerden beslenen bir perspektif geliştirdik.<br />
• Barış dilinin güçlenmesi için çeşitli kurumlarla lobi faaliyeti yürüttük, yerel ve ulusal aktörlerle temasa geçtik.<br />
• Şiddetsizlik ilkesini esas alan açıklamalar, ziyaretler ve raporlamalar yaparak kamuoyu oluşturduk.<br />
• Sivil toplum ağlarıyla iletişimde kalarak demokratik siyaset alanının genişlemesi yönünde katkı sunduk.</p>
<p style="text-align: left;">
<strong>4. Hak İnisiyatifi Olarak Yapacaklarımız</strong></p>
<p style="text-align: left;">
• Kürt meselesinin çözümüne dair toplumsal hafızayı güçlendirmek amacıyla panel, forum, belgesel ve kamu spotları düzenleyeceğiz.<br />
• Kadın ve gençlik örgütleriyle ortak kampanyalar geliştirerek barışın toplumsallaşmasına katkı sunacağız.<br />
• Yerel inisiyatiflerle işbirlikleri geliştirip, barış dilinin güçlenmesi için kamuoyuna yönelik görünürlük çalışmaları yapacağız.<br />
• Sürece dair sözü olan tüm kişi ve kurumlarla düzenli iletişim ve ortaklaşma zeminleri yaratacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Kürtlerin Talepleri ve Türkiye’nin Geleceği: Kalıcı ve Adil Barışın Yolu” Yuvarlak Masa Toplantısı Değerlendirme Notları</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/kurtlerin-talepleri-ve-turkiyenin-gelecegi-kalici-ve-adil-barisin-yolu-yuvarlak-masa-toplantisi-degerlendirme-notlari.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 17:25:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8712</guid>

					<description><![CDATA[Tarih: 21 Haziran 2025 Yer: Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi 21 Haziran 2025 tarihinde Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi’nde; farklı meslek ve alanlardan uzman ve hak savunucularının katılımıyla gerçekleştirilen “Kürtlerin Talepleri ve Türkiye’nin Geleceği: Kalıcı ve Adil Barışın Yolu” başlıklı yuvarlak masa toplantısı, Kürt meselesine ilişkin yeniden görünürlük kazanan çözüm arayışlarını siyasal, toplumsal ve tarihsel &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih: 21 Haziran 2025</p>
<p>Yer: Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi</p>
<p>21 Haziran 2025 tarihinde Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi’nde; farklı meslek ve alanlardan uzman ve hak savunucularının katılımıyla gerçekleştirilen “Kürtlerin Talepleri ve Türkiye’nin Geleceği: Kalıcı ve Adil Barışın Yolu” başlıklı yuvarlak masa toplantısı, Kürt meselesine ilişkin yeniden görünürlük kazanan çözüm arayışlarını siyasal, toplumsal ve tarihsel bağlamlarıyla değerlendirmek amacıyla tertip edilmiştir.</p>
<p>Toplantı boyunca yürütülen çok katmanlı tartışmalar, Kürt meselesine dair adil ve kalıcı bir barışın, geçmişle yüzleşen ve toplumsal meşruiyeti önceleyen bir yaklaşımla inşa edilebileceğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda aşağıdaki temel değerlendirmeler ön plana çıkmıştır:</p>
<ol>
<li><strong> Mevcut Sürecin Temel Niteliği ve Riskler</strong></li>
</ol>
<p>Şu an devam eden süreç, son gelişmeler neticesinde İsrail’in bölgedeki ağırlığını arttırması ve İran’ın geriletilmesiyle oluşan boşluğu kapatma isteği ile iktidar partisinin iç politikadaki gereksinimlerinin bir birleşimi sonucunda başlamıştır. Bunun da etkisiyle, siyasi iktidar bu aşamaya kadar süreci politik aktörler arasında diplomatik bir müzakere bağlamına sıkıştırmıştır. Oysa Türkiye’nin asıl gereksinimi, toplumsal ve siyasal bir zemine oturan ve büyük bedellere mal olan Kürt Meselesi’ne ilişkin adil, kalıcı ve geniş kapsamlı bir çözüme ulaşmaktır. Esas olan silahlı aktörlerin anlaşması değil, bu silahlı mücadeleye de zemin hazırlayan koşulların ortadan kaldırılmasıdır.</p>
<p>Mevcut sürece verilmiş olan “Terörsüz Türkiye” adı dahi bu tip bir geniş perspektifli çözüm vizyonundan çok güvenlik odaklı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Kürt meselesinin asli unsurları olan eşit yurttaşlık, kimlik temelli haklar, kültürel haklar ile siyasal tanınma, temsil ve statü talepleri çerçevesindeki tartışmalar görünmez kılınmakta; mesele yalnızca “terörün bitirilmesi” çerçevesine sıkıştırılmaktadır. Fakat kalıcı ve sahici bir çözüm, siyasal elitler arasında bir anlaşmayla değil, geniş kapsamlı toplumsal bir mutabakatla mümkündür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li><strong> Kalıcı ve Adil Bir Çözüm İçin Gereken Adımlar</strong></li>
</ol>
<p>Şu anda yürütülen süreç sağlıklı bir işleyişe sahip olabilmesi ve kapsamlı bir barışa götürebilmesi için kurumsallaştırılmalı, kamusallaştırılmalı ve aktörler arasında bir mutabakat olmaktan çıkarılarak hakiki sahibine, yani halka emanet edilmelidir. Böylece, dışsal koşulların değişimi ya da aktörler arasındaki uyuşmazlıklarla başarısız olması riski minimize edilebilir. Türkiye’de baskıcı yönetim biçimlerinin ve hak ihlallerini arttıracak bir araç olarak kullanılmasının önüne geçilebilir. Ayrıca bu yolla, mevcut sürecin küresel güçlerin bölgede İsrail’e karşı direnen unsurları zayıflatma planlarının bir aracı haline gelme riski bertaraf edilebilir.</p>
<p>Hem sürecin taraflarına hem de tüm sivil topluma bu kurumsallaşma ve kamusallaşmanın hayata geçmesi yönünde çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. En genel haliyle barış, toplumun her kesiminin ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan refah ve huzur atmosferinin tesisidir. Bu atmosferin oluşabilmesi için sarsıcı ve şoke edici de olsa her türlü fikir ve kanaatin açıkça ifade edilebileceği bir özgürlük ortamı tesis edilmeli, bugüne dek yaşanan tüm mağduriyetler açıkça tartışılarak tanınmalı ve devam eden hak ihlalleri hızla giderilmelidir. Her türlü vasıta kullanılarak Türklerin ve Kürtlerin birbirlerini tanıma ve anlama seviyeleri derinleştirilmeli, somut talepler dikkatle ve ciddiyetle tartışılmalı, tüm doğal hak ve özgürlükler zaten kayıtsız şartsız hayata geçirilmelidir.</p>
<p>Devletin, Kürt halkına yönelik inkar ve nefret söylemlerinin engellemesi konusunda aktif rol oynaması ve Kürtçenin kullanımının önündeki tüm engellerin kaldırılması büyük önem taşımaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bünyesinde bir komisyon oluşturulmasıyla parlamentonun süreçteki rolünü arttırmak olumlu etki uyandıracaktır. Öte yandan bağımsız ve sivil nitelikli hakikat komisyonlarının da varlığı geliştirilen sürecin doğru bir kanaldan ilerlemesi açısından çok önemlidir. Son olarak, hak temelli sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere tüm sivil toplum yapılarının, her türlü vasıtayı kullanarak kitlelerin somut talep ve ihtiyaçlarını siyasetin ve toplumun gündemine taşıması kalıcı ve adil bir barışa ulaşmak açısından ertelenemez bir sorumluluk mesabesindedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>İŞKENCESİZ BİR DÜNYA MÜMKÜN</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/iskencesiz-bir-dunya-mumkun.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 20:08:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8633</guid>

					<description><![CDATA[Küresel İnsani Krize, Otoriterleşmeye ve Savaş Tehditlerine Karşı İnsan Hakları Değerlerine Sahip Çıkıyor, İşkenceye Hayır Diyoruz! İşkencesiz Bir Dünya Mümkün! “26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” tüm dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gündür. “Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Küresel İnsani Krize, Otoriterleşmeye ve Savaş Tehditlerine Karşı İnsan Hakları Değerlerine Sahip Çıkıyor, İşkenceye Hayır Diyoruz!</strong></p>
<p><strong>İşkencesiz Bir Dünya Mümkün!</strong></p>
<p>“26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” tüm dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gündür.</p>
<p>“Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM, 1997 yılında bu günü “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir.</p>
<p>Türkiye’nin de altına imza attığı bu Sözleşme, insanın sahip olduğu onur ve değeri korumak için işkenceyi mutlak olarak yasaklar. İnsanlık ailesinin ortak kazanımı olan ve modern insan hakları hukukunun en temel kurallarından birini oluşturan bu yasak, normlar hiyerarşisi açısından üstün (buyruk) kural niteliğindedir. Dolayısıyla hiçbir koşulda istisnası olamaz.</p>
<p>Sözleşmenin 2. maddesinin 2. paragrafında bu durum şöyle ifade edilir: “Hiçbir istisnai durum, ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez”.</p>
<p>Bu açık ve net belirlemeye karşın işkence, hâlen dünyanın pek çok ülkesinde devletler tarafından toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak giderek artan biçimde kullanılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında tesis edildiği biçimiyle küresel insan hakları rejimini ayakta tutan siyasi iradenin hızla çözüldüğü koşullarda, başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın bir çok bölgesinde yaşanan insani kriz ve savaşlar, bu çözülme sürecinin varacağı/vardığı noktayı göstermektedir.</p>
<p>Türkiye “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklamıştır. Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil tüm cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur. Ancak günümüzde, insan hakları ve demokrasi değerlerini hem bir referans hem de denge ve denetleme sistemi olmaktan çıkaran, yarattığı kuralsızlık, keyfilik ve belirsizlik rejimi ile toplum üzerinde baskı ve kontrolünü her geçen gün daha da arttıran siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir</p>
<p>Bu açıklamanın ekinde paylaşılan veriler, mutlak yasağa ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkencenin Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Artan otoriterleşme ile orantılı olarak, devlet erkinin çeşitli kademelerinde yaygınlaşan yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması, en yetkili ağızlardan yapılan işkenceyi bizzat teşvik edici söylemler, köklü cezasızlık kültürü vb. sonucunda, resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları tüm vehameti ile devam etmektedir. Özellikle 15 Şubat 2025 tarihinde Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına, 19 Mart 2025 tarihinde ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözaltına alınıp tutuklanmasına yönelik protestolar sırasında ve sonrasında yaşanan gözaltılarda yakınlarına, avukata ve hekime erişimde kısıtlılık, hakim önüne çıkarılmakta gecikme, gözaltı süresini keyfi bir şekilde azami sınırına kadar uzatma vb. hukuki güvencelerde yaşanan ihlaller bu hakikatin son örneği olmuştur.</p>
<p>Kolluk güçlerinin barışçıl toplanma ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları daha önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta varmıştır. Kolluk güçlerinin, evrensel hukukta ve ülke yasalarında tanımlanan zor kullanma yetkisinin çok ötesine geçen, kural dışı, denetlenmeyen, cezalandırılmayan, siyasal iktidar tarafından görmezden gelinen, hatta teşvik edilen bu şiddeti, sıradanlaşmış, gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir.</p>
<p>Yıl boyunca, demokratik bir toplumun temelini oluşturan ve Anayasa tarafından da teminat altına alınmış olan toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini kullanmak isteyen kadınlar, LGBTİ+’lar, işçiler, öğrenciler, yaşam savunucuları, gasp edilen iradelerine sahip çıkmak isteyen seçmenler, siyasi partilerin, meslek örgütlerinin üye ve yöneticileri, insan hakları savunucuları, farklı dini cemaat ve gruplar, mülteci ve sığınmacılar bu zalimane kolluk şiddetine maruz kalmışlardır. Özellikle son dönemde, 15 Şubat ve 19 Mart protestolarına müdahaleler sırasında kolluk güçlerinin şiddeti endişe verici yeni bir boyut kazanmıştır. Çok sayıda kişi yaralanmış, işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alınmıştır.</p>
<p>Yakın tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlallerinden biri olan, insanlığa karşı suç niteliğindeki zorla kaybetme vakalarında OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden bir artış görülmesi son derece endişe vericidir. 6 Ağustos 2019 tarihinde kaçırılan Yusuf Bilge Tunç isimli kişinin akibeti hakkında hala haber alınamamaktadır. Türkiye, ‘BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’ yi henüz onaylamamış, mevzuatında da zorla kaybetmeyi açıkça suç olarak tanımlamamıştır.</p>
<p>Türkiye’de hapishaneler, her dönem işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının yoğun olarak yaşandığı mekânlar olmuştur. Özelliklede 2015 Temmuz’unda Türkiye’nin yeniden çatışma ortamına girmesiyle başlayan, ardından OHAL ilan edilmesiyle devam ederek günümüze varan süreçte hapishanelerde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ileri düzeyde artışlar yaşanmaktadır.</p>
<p>Hapsetmenin doğası başlı başına acı veren travmatik bir süreçtir. Hapsedilen kişiler ayrıca bir cezalandırmaya tabi tutulamaz. Her şeyden önce hapishaneler aşırı kalabalıktır. Her konuda kısıtlılık anlamına gelen bu durum hapishane yaşamını ayrıca zorlaştırmaktadır. Yanı sıra mahpusların fiziksel ve psikolojik bütünlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olan tek kişi ya da küçük grup izolasyonu uygulamaları ise işkence ve diğer kötü muamele niteliğinde bir cezalandırmadır. Son dönemde mimari yapısı ve gündelik uygulama rejimi ile izolasyon koşullarını daha da ağırlaştıran S Tipi, Y Tipi ve Yüksek Güvenlikli yeni hapishanelerin açılması, bilhassa da Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) raporlarında da yer verildiği üzere, İmralı Hapishanesinde uygulanan izolasyonun özel biçimi kabul edilemezdir. Yanı sıra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olan mahpusların bir gün salıverilme ihtimalinin, yani “umut hakkı” nın olmaması insan onuruna aykırı bir durumdur. Bu konuda evrensel ilke, ömür boyu hapis ile cezalandırılmış olanlar da dahil olmak üzere hüküm almış tüm mahpuslar için şartlı tahliyenin mümkün kılınmasıdır. Halen hapishanelerde umut hakkından yararlanamayan en az 4 bin mahpus bulunmaktadır.</p>
<p>Açıklama ekinde yer alan verilerle görünürlük kazandırmaya çalıştığımız endişe verici bu gerçeklik uluslararası önleme mekanizmalarının ve insan hakları kurumlarının raporlarına da yansımaktadır. Ne var ki, Anayasa başta olmak üzere hiçbir kural ve normla kendine sınırlandırmak istemeyen siyasal iktidar, uluslararası mekanizmaları, onların yaptığı eleştiri ve uyarıları dikkate almamakta, işkenceyi önlemeye yönelik iyileştirmeleri yapmamaktadır. Aksine, mevzuatta işkence yasağının mutlak niteliğine aykırı düzenleme ve değişiklikler yaparak cezasızlığı “güvence” altına almaya çalışmakta, ihlalleri görünür kılmaya çalışan insan hakları savunucularına yönelttiği tehdit ve tacizlerle işkenceye karşı mücadeleyi engelleyebileceğini düşünmektedir.</p>
<p>Bu iç karartıcı hakikate rağmen “işkence” insan eliyle gerçekleşen bir fiil olduğu için, yine insan eliyle önlenmesi mümkündür.</p>
<p>İşkenceyi önleme yükümlülüğü öncelikle devletlere aittir. Bu nedenle de devletler, her şeyden önce işkenceyi bir sindirme aracı olarak kullanmaktan vazgeçmeli, işkence suçları etkin bir biçimde soruşturmalı ve cezasızlıkla mücadele etmelidirler. Dolayısıyla insan hakları savunuculuğunun bir gereği olarak yıllardır sabır ve ısrarla dile getirdiğimiz bu kapsamdaki asgari talepleri siyasal iktidara bir kez daha hatırlatıyor ve ivedilikle gerçekleştirilmesini istiyoruz:</p>
<ul>
<li>İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni, işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce cezasızlık politikalarına derhal son verilmelidir.</li>
<li>Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.</li>
<li>Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.</li>
<li>Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.</li>
<li>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) oluşturulmalıdır.</li>
<li>İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması, bir BM belgesi olan İstanbul Protokolü ilkelerine göre yapılmalıdır.</li>
<li>İşkenceye ilişkin iddialar İstanbul Protokolü ışığında hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.</li>
<li>Tutuklu ve hükümlülerin fiziksel ve psikolojik bütünlüklerine ciddi şekilde zarar veren tek kişi ya da küçük grup izolasyonuna/tecritine dayalı hapishane rejimine son verilmelidir.</li>
<li>Hapishaneler insan hakları, sağlık ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılmalıdır.</li>
<li>14 Ağustos 2024 tarihli BM İşkenceye Karşı Komite’nin Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’na İlişkin Sonuç Gözlemleri’nin 17. paragrafında yer verilen “Taraf Devlet; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılan mahpusların makul bir süre sonra tahliye edilme veya cezalarında indirim yapılması olasılığına sahip olmalarını sağlamalıdır.&#8221; tavsiyesinin gereği yerine getirilmelidir.</li>
<li>CPT raporlarının tümü açıklanmalı, başta CPT ve BM İşkenceye Kaşı Komite olmak üzere uluslararası insan hakları mekanizmalarının tüm tavsiyelerine uyulmalıdır.</li>
<li>Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nı yürütme erkine doğrudan bağımlı kılan, adeta bir mahkeme gibi hareket ederek yargı yetkisi kullanmasına yol açan tüm düzenlemeler iptal edilmelidir.</li>
</ul>
<p>Ancak şunu da hatırlatmak isteriz ki, insanlık onuruna sahip çıkmak ve işkenceyi önlemek aynı zamanda tüm toplumun da sorumluluğudur. İnsan ve yurttaş olmak için, bizi toplum yapan müşterek bağı korumak için, işkencenin yol açtığı acıları görmek ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.</p>
<p>İşkencesiz bir Türkiye ve dünyaya ulaşmayı amaçlayan kurumlar olarak, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm örtbas etme, korkutma, susturma çabalarına karşın, işkence görenlerin başlarına geleni kader olarak kabul etmeyip, yüksek sesle haykırabilmeleri için her koşulda onların yanında olmaya; maruz kaldıkları işkenceyi belgeleyip raporlamaya; fiziksel ve ruhsal onarım süreçlerine destek vermeye; adalete erişimlerine yardımcı olmaya; yaşadıkları acıların bir daha asla tekrarlanmaması için cezasızlıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.</p>
<p><strong>G</strong><strong>ö</strong><strong>rüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz…</strong></p>
<p><strong>İnsanlık onuru işkenceyi mutlaka yenecek…</strong></p>
<p><strong>İşkencesiz bir dünya mümkü</strong><strong>n!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ÇHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi Derneği,</strong></p>
<p><strong>Halkların Köprüsü Derneği,</strong></p>
<p><strong>İHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği,</strong></p>
<p><strong>İnsan Hakları Gündemi Derneği,</strong></p>
<p><strong>KESK İzmir Şubeler Platformu,</strong></p>
<p><strong>ÖHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>TİHV İzmir Temsilciliği.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/06/resim.jpg" length="264586" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/06/resim.jpg" width="1600" height="1200" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Adları Var, Hikâyeleri Var, Hakları Var!</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/adlari-var-hikayeleri-var-haklari-var.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jun 2025 16:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci Hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8597</guid>

					<description><![CDATA[Bugün, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. Yerinden edilmeye zorlanan milyonlarca insan için bu gün yalnızca bir anma değil; aynı zamanda bir hak arama ve mücadele günüdür. Ancak Türkiye’de mültecilerin karşı karşıya kaldığı ağır ve yapısal hak ihlalleri, bu günü utanç verici bir gerçeklikle karşıladığımız bir güne dönüştürmektedir. Geçici koruma altındaki Suriyeliler ve uluslararası koruma başvuru &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. Yerinden edilmeye zorlanan milyonlarca insan için bu gün yalnızca bir anma değil; aynı zamanda bir hak arama ve mücadele günüdür. Ancak Türkiye’de mültecilerin karşı karşıya kaldığı ağır ve yapısal hak ihlalleri, bu günü utanç verici bir gerçeklikle karşıladığımız bir güne dönüştürmektedir.</p>
<p>Geçici koruma altındaki Suriyeliler ve uluslararası koruma başvuru sahipleri, hukuki statü fark etmeksizin tüm mülteciler; sistematik biçimde temel haklarından mahrum bırakılmakta, yargısal güvenceler etkisizleştirilmekte ve istihbarata dayalı keyfi uygulamalarla yaşamları geri döndürülemez şekilde tahrip edilmektedir.</p>
<p>İstihbarat kaynaklı soyut ve denetlenemez bilgilere dayanarak konulan G87 ve benzeri tahdit kodları, kişilerin yalnızca seyahat özgürlüğünü değil; sağlık hizmetine erişim, çalışma hakkı, eğitim hakkı gibi en temel haklarını da fiilen ortadan kaldırmaktadır. Özellikle Suriye uyruklu kişiler açısından bu kodlar, sınır dışı tehdidini kalıcı hale getirmekte, kişileri belirsizlik içinde yaşamaya, psikolojik cezaya ve sivil ölüme mahkûm etmektedir. Bu uygulamalar, hem geri gönderme yasağına (non-refoulement) hem de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde tanımlanan “insan haklarına saygılı bir hukuk devleti” ilkesine açıkça aykırıdır. Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca her bireyin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altındadır. Bu hak, idari keyfiyetle ortadan kaldırılamaz.</p>
<p>Ayrıca, uluslararası koruma başvurularına ilişkin idari süreçler kabul edilemez derecede uzun sürmekte; mülakatlar çoğu zaman başvurudan 10 ila 12 yıl sonra yapılmakta ve bu süreçlerin sonunda, başvuru sahiplerinin bireysel durumları yeterince değerlendirilmeden, standartlaştırılmış ve gerekçesiz ret kararları verilmektedir. Daha da vahimi, bu kararlara karşı yargı süreci devam ederken dahi, ilgili kişiler sosyal güvenlik sisteminden çıkarılmakta; ağır hastalığı, kronik sağlık sorunları ya da engelliliği bulunan bireyler, İl Göç İdareleri tarafından sağlık hizmetlerine erişimden fiilen mahrum bırakılmaktadır. Bu uygulama yalnızca temel insan hakları normlarına değil, aynı zamanda Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, Göçmen Sağlığına İlişkin Ulusal Mevzuata ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’na da açıkça aykırıdır.</p>
<p>Bu ağır hak ihlallerinin yanında, mülteci hakları savunucularına yönelik baskılar da sistematik bir hal almıştır. Kamuoyunun da yakından tanıdığı bir örnek olan Taha El Gazi vakası, bu baskı mekanizmalarının geldiği noktayı çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Barışçıl yöntemlerle mülteci hakları alanında çalışan, şiddet karşıtı tutumu ve insan haklarına dayalı söylemiyle bilinen El Gazi’nin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, kamu güvenliği gerekçesiyle idari bir işlem yoluyla iptal edilmiştir. Bu işlem, herhangi bir ceza mahkûmiyeti veya yargı kararı olmaksızın gerçekleştirilmiş; daha sonra hakkında sınır dışı etme kararı alınmış, idari gözetim altına alınmıştır. Süregelen baskılar ve özgürlükten mahrum bırakılma koşulları altında, El Gazi nihayetinde “gönüllü geri dönüş” belgesi imzalamak zorunda bırakılmış ve Türkiye’den ayrılmıştır.</p>
<p>Bu örnek yalnızca bireysel bir ihlal değil, mülteci hakları alanında faaliyet gösteren aktörlere yönelik sistematik bir sindirme ve susturma politikasının göstergesidir. Geri Gönderme Merkezleri&#8217;nde (GGM) alıkonan mülteciler üzerinde de benzer şekilde, zorlayıcı koşullar ve tehdide varan uygulamalarla “gönüllü geri dönüş” formlarının imzalatıldığı; bu sürecin bilgilendirilmiş rıza, serbest irade ve hukuki destekten yoksun bir biçimde yürütüldüğü açıkça gözlenmektedir. Bu tür uygulamalar, pratikte zorla geri göndermeye, yani uluslararası hukukun ağır ihlaline dönüşmektedir.</p>
<p>Tüm bu yapısal sorunların temelinde, Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekince yer almaktadır. Türkiye, yalnızca Avrupa konseyine üye ülkelerden gelenleri mülteci olarak tanımakta; bu nedenle Afganistan, İran, Irak ve Afrika gibi ülkelerden gelen milyonlarca kişi, gerçek anlamda mülteci statüsünden mahrum bırakılmakta; “şartlı mülteci” gibi geçici ve güvencesiz statülerle belirsizliğe sürüklenmektedir. Bu durum kişilerin kalıcı çözüm, yurttaşlık hakkı, aile birleşimi ve sosyal haklara erişimini engellemekte; uzun yıllara yayılan hukuksuzluğun süreklileşmesine yol açmaktadır.</p>
<p>İnsan hakları normlarına, adalet ilkesine ve eşit yurttaşlık vizyonuna aykırı bu coğrafi çekince derhal kaldırılmalı; Avrupa konseyine üye ülkeler dışından gelen herkes için de mültecilik statüsüne tam erişim sağlanmalıdır. Kalıcı güvencelere, şeffaf ve adil bir uluslararası koruma sistemine sahip olmayan bir göç rejimi, yalnızca hukuksuzluğu kalıcılaştırır ve mültecileri görünmezleştirir.</p>
<p><strong>Aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak, devletin sorumluluklarını hatırlatıyor; hak ihlallerine karşı kamuoyunu bilgilendiriyor ve yetkilileri derhal harekete geçmeye çağırıyoruz. Bu kapsamda açık çağrımızdır:</strong></p>
<p>Türkiye’de mültecilerin ve uluslararası koruma başvuru sahiplerinin karşı karşıya kaldığı yapısal hak ihlalleri yalnızca bireysel mağduriyetler yaratmakla kalmamakta; aynı zamanda insan haklarına dayalı hukuk düzenini tahrip etmektedir. Bu nedenle, özellikle İçişleri Bakanlığı’na, Göç İdaresi Başkanlığı’na, İl Göç İdareleri’ne ve Geri Gönderme Merkezleri’ni yöneten idari birimlere aşağıdaki acil sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısında bulunuyoruz:</p>
<p>Soyut ve denetlenemez istihbarat bilgilerine dayalı olarak konulan tahdit kodları (örneğin G87) derhal gözden geçirilmeli, bu kodlar yargı denetimine açık hale getirilmeli ve temel haklara müdahale oluşturan sonuçları ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>Uluslararası koruma başvurusu reddedilen kişilerin yargı süreci sonuçlanmadan sağlık ve diğer temel hizmetlere erişiminin kesilmesi uygulamasına son verilmelidir. Özellikle ağır hastalık, engellilik ve tedaviye muhtaçlık gibi insani durumlarda sağlık hakkı evrensel ve devredilemezdir.</p>
<p>Geri Gönderme Merkezleri&#8217;nde (GGM) alıkonan mülteciler üzerinde uygulanan sindirme, yıldırma ve tehdit yoluyla “gönüllü geri dönüş” belgesi imzalatma uygulamaları derhal sona erdirilmeli; tüm geri dönüş süreçleri bilgilendirilmiş onam, hukuki destek ve özgür irade temelinde yürütülmelidir.</p>
<p>Mülteci hakları savunucularına yönelik vatandaşlık iptali, idari gözetim, sınır dışı kararı gibi cezalandırıcı mekanizmalar sona erdirilmeli; hak temelli faaliyet gösteren bireylerin korunması, demokratik bir toplumun asgari gereğidir.</p>
<p>Uluslararası koruma başvurularında bireysel değerlendirme esas alınmalı; yıllar sonra yapılan mülakatlar ve şablon niteliğindeki ret kararları uygulamasına derhal son verilmelidir. Türkiye, başvurucuların yaşadığı haklı nedene dayalı zulüm korkusunu dikkate almak ve geri gönderme yasağına mutlak biçimde uymakla yükümlüdür.</p>
<p>İnsan hayatı, istihbarat notlarına ve keyfi kodlara teslim edilemez. Yaşam hakkı pazarlık konusu yapılamaz. İltica en temel insan hakkıdır. Mültecilere yönelik hak ihlallerine son verin; devletin insan hakları yükümlülüklerini yerine getirin.</p>
<p><strong>Bugün bu vesileyle, bu topraklarda yaşayan milyonlarca mülteciyi bir kez daha hatırlıyor; anılarını ve mücadelelerini saygıyla selamlıyoruz.<br />
Yalnız değilsiniz, yalnız bırakmayacağız.<br />
Bu coğrafyada hak, adalet ve eşitlik temelinde birlikte yaşama umudunu ve direnişini büyütmeye devam edeceğiz.</strong></p>
<p>İmzacı Kurumlar:</p>
<p><strong>İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi Mülteci Komisyonu</strong></p>
<p><strong>Mülteci Medyası Derneği</strong></p>
<p><strong>İzmir Müzisyenler Derneği</strong></p>
<p><strong>İzmir Mülteci Dayanışma Platformu</strong></p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi Derneği</strong></p>
<p><strong>ÇHD İzmir Şubesi Göç ve İltica Komisyonu</strong></p>
<p><strong>ÖHD İzmir Şubesi Göç ve İltica Komisyonu</strong></p>
<p><strong>İnsan Hakları Gündemi Derneği</strong></p>
<p><strong>Foça Barış Kadınları   </strong></p>
<p><em>20 Haziran 2025</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/06/4d7f84c3-7e19-4933-98dd-d53803bde6cb.jpg" length="69908" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/06/4d7f84c3-7e19-4933-98dd-d53803bde6cb.jpg" width="1600" height="900" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>İsrail&#8217;in İran&#8217;daki Sivil Yerleşimlere Yönelik Saldırıları İnsanlık Suçudur</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/israilin-irandaki-sivil-yerlesimlere-yonelik-saldirilari-insanlik-sucudur.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 14:37:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8557</guid>

					<description><![CDATA[Hak İnisiyatifi olarak, İsrail’in İran’ın başta başkenti Tahran’da ve Tebriz&#8217;de sivil yerleşim alanlarına yönelik gerçekleştirdiği füze saldırılarını derin bir kaygı ve üzüntüyle takip etmekteyiz. Uluslararası basında ve İran resmi kaynaklarında yer alan haberlere göre, İsrail’e ait olduğu belirtilen füzeler, Tahran’ın Mahallati ve Kamraniye semtlerinde yer alan çok katlı sivil binaları hedef almış; bu saldırılarda aralarında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hak İnisiyatifi olarak, İsrail’in İran’ın başta başkenti Tahran’da ve Tebriz&#8217;de sivil yerleşim alanlarına yönelik gerçekleştirdiği füze saldırılarını derin bir kaygı ve üzüntüyle takip etmekteyiz.</p>
<p>Uluslararası basında ve İran resmi kaynaklarında yer alan haberlere göre, İsrail’e ait olduğu belirtilen füzeler, Tahran’ın Mahallati ve Kamraniye semtlerinde yer alan çok katlı sivil binaları hedef almış; bu saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybetmiştir. İran devlet televizyonu tarafından yayımlanan görüntülerde, sivillerin yoğun olarak yaşadığı binaların ağır hasar aldığı açıkça görülmektedir.</p>
<p>İsrail’in bu saldırıları, uluslararası insancıl hukukun en temel ilkelerinden biri olan ayrım gözetme (distinction) ve orantılılık (proportionality) ilkesinin açık ihlalidir. Bir binada bir &#8220;nükleer mühendis&#8221; yaşadığı iddiasıyla, onlarca sivilin yaşadığı yapıyı hedef almak hiçbir surette meşru kabul edilemez. Bu durum, kolektif cezalandırma niteliği taşıyan ve Roma Statüsü çerçevesinde insanlığa karşı suçlar kapsamına girebilecek bir eylemdir.</p>
<p>Dahası, bu saldırıların sivil hava trafiğinin aktif olduğu saatlerde gerçekleştirilmiş olması, yalnızca yer hedeflerini değil, havadaki yüzlerce sivilin de hayatını tehlikeye atmıştır. Bu da Uluslararası Sivil Havacılık Kuralları (ICAO) çerçevesinde büyük bir ihlaldir.</p>
<p>Hak İnisiyatifi olarak aşağıdaki çağrılarda bulunuyoruz:</p>
<p>1. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve diğer ilgili uluslararası kurumlar, bu saldırılara ilişkin acil ve bağımsız bir soruşturma başlatmalıdır.</p>
<p>2. Uluslararası toplum ve özellikle insan hakları örgütleri, sivil kayıpları görmezden gelen bu tür eylemlere karşı açık ve kararlı bir tutum almalıdır.</p>
<p>3. Sivillerin hedef alındığı, hayat hakkının hiçe sayıldığı hiçbir saldırı meşru gösterilemez. İnsan hayatı, politik çıkar hesaplarının malzemesi yapılamaz.</p>
<p>Sivillerin yaşama hakkını hiçe sayan bu saldırıların failleri uluslararası hukuk önünde hesap vermelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>AYM’den Adil Bir Karar ile Çalışma Hakkına Yönelik Ağırİhlallere Son Vermesini Bekliyoruz</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/aymden-adil-bir-karar-ile-calisma-hakkina-yonelik-agirihlallere-son-vermesini-bekliyoruz.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 09:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8487</guid>

					<description><![CDATA[Basına ve kamuoyuna; 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen ve her defasında üçer ay uzatılmak suretiyle 19 Temmuz 2018 tarihine kadar iki yıl süren Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında 31 adet OHAL Kararnamesi çıkarılarak bu kararnameler eki listelerde isimleri yer alan 130.000’den fazla kamu görevlisi, tabi olduğu olağan usullerden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="s3"><span class="s2">Basına ve kamuoyuna</span><span class="s2">;</span></p>
<p class="s3"><span class="s2">15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen ve her defasında üçer ay uzatılmak suretiyle 19 Temmuz 2018 tarihine kadar iki yıl süren Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında 31 adet OHAL Kararnamesi çıkarılarak bu kararnameler eki listelerde isimleri yer alan 130.000’den fazla kamu görevlisi, tabi olduğu olağan usullerden ayrıksı şekilde, Anayasa ve AİHS başta olmak üzere hukukun evrensel ilkeleri kapsamında korunan haklarına riayet edilmeksizin,</span> <span class="s2">torba niteliğinde bir tasarrufla, kamuoyuna “irtibat</span><span class="s2">/</span><span class="s2">iltisaklı” ilan edilerek, </span><span class="s2">alenen</span><span class="s2"> etiketlenerek,</span><span class="s2"> bir daha kamu görevinde istihdam edilmemek üzere</span><span class="s2"> kamu görevlerinden çıkarıldılar. </span></p>
<p class="s3"><span class="s2">OHAL sürecinin bitmesi, bu hukuksuz uygulamanın sonlanması için yeterli olmadı</span><span class="s2">.</span><span class="s2"> 375 sayılı KHK’ya 25/7/2018 tarihinde eklenen </span><span class="s2">Geçici Madde</span> <span class="s2">35 kapsamında binlerce insan, bu defa bünyesinde çalıştıkları kurumların üst amirlerinin inisiyatifine bağlı olarak ve yine “irtibat</span><span class="s2">/</span><span class="s2">iltisaklı” ilan edilerek kamu görevinden çıkarılmaya devam edildi.</span><span class="s2"> 30 Temmuz 2022 tarihinde kurum üst amirlerine verilen bu yetki son bulduktan sonra ise Yüksek Disiplin Kurulu işlemleriyle kamu görevinden çıkarmalar devam etmektedir. Dolayısıyla masumiyet karinesi başta olmak üzere hukukun evrensel ilkelerine aykırı şekilde kamu görevinden çıkarılanların toplam sayısının 400 bin mertebesinde olduğu tahmin edilmektedir. </span></p>
<p class="s3"><span class="s2">OHAL süreci ile kamu makamları ve yargı mercilerince kullanılmaya başlanan “irtibat/iltisak” kavramlarının, 15 Temmuz 2016 öncesinde hukuk literatürümüzde yeri bulunmuyordu. Hukuka aykırılık teşkil eden, insanların yalnızca tabi oldukları olağan usullerden ayrıksı şekilde torba niteliğinde bir tasarrufla, savunmaları alınmaksızın</span><span class="s2">, bu işleme karşı hangi yargısal sürece başvurabilecekleri gösterilmeksizin </span><span class="s2">ve hangi eylemlerinin kamu görevinden çıkarılmalarına gerekçe gösterildiği kendilerine bildirilmeksizin kamu görevlerinden çıkarılmaları değildir. Bizzat “irtibat/iltisak” kavramları, hukuk terminolojisinde, 15 Temmuz 2016 tarihinden önce yer almayan, hangi eylemlerin bu kavramlara vücut verdiği, hangi gerekçelerle kişilerin bu kavramlara dayanılarak kamu görevlerinden çıkarılabileceği bilinmeyen, sınırları olmayan, kısaca “öngörülebilirliği” ve “belirliliği” bulunmayan kavramlardır. Elbette bu durum hukuk güvenliği açısından tehlike yaratmış, hukuki güvenilirliği ortadan kaldırmış, bir korku atmosferi meydana getirmiştir. </span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Öngörülebilirliği</span><span class="s2"> ve belirliliği bulunmayan “irtibat/iltisak” kavramlarına dayanılarak ölünceye kadar kamu görevinde çalıştırılmamak üzere kamu görevinden çıkarılan</span><span class="s2"> yüz</span><span class="s2"> binlerce insan yalnızca işini kaybetme</span><span class="s2">di</span><span class="s2">. </span><span class="s2">Aynı zamanda s</span><span class="s2">osyal güvenlik kayıtlarında haklarında bu kavramlara dayalı olarak ihraç edildiklerine dair fişleme </span><span class="s2">n</span><span class="s2">iteliğinde kodlar düşülerek, özel sektörde istihdam edilmeleri imkânsız hale getiri</span><span class="s2">ldi</span><span class="s2">, birçok işveren, OHAL ve sonrası süreç kapsamında kamu görevinden çıkarılan kişileri, istihdam etmekten kaçın</span><span class="s2">dı</span><span class="s2">. Emeklilik hakları, sosyal güvenceleri dahil olmak üzere mülkiyet hakları ve özel hayata saygı hakları kapsamında bulunan tüm güvencelerinden mahrum bırak</span><span class="s2">ıldı</span><span class="s2">lar</span><span class="s2">.</span><span class="s2">Dahası OHAL KHK’ları ile uygulanan ilave tedbirler kapsamında pasaportlarına dahi “idari tahdit” uygulanarak yurt dışına çıkma hürriyetlerinin dahi önüne geçildi. </span><span class="s2">Kamuoyuna açıkça “irtibat/iltisaklı” ilan edilmelerinin sosyal hayatlarında meydana getirdiği etiketleme ise tüm bu sonuçların en ağırıdır. Özetle “irtibat/iltisak” kavramlarına dayanılarak kamu görevinden çıkarılanlar adeta “sivil ölüm”e terk edildi. </span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Dahası 22 Mayıs 2017 tarihinde kurulan OHAL </span><span class="s2">İşlemleri İnceleme </span><span class="s2">Komisyonu</span><span class="s2"> (OHAL Komisyonu)</span><span class="s2"> öncesinde yayımlanan KHK’lar ile kamu görevinden çıkarılanlara, bu işleme karşı hangi yargısal sürece başvurabilecekleri dahi gösterilmedi. Her ne kadar idari yargı yoluna başvursalar da idari yargı yolunda açılan davaları, OHAL Komisyonuna tevdi edildi. OHAL Komisyonuna yapılan başvurularının neticelenmesi ise seneleri aldı. </span></p>
<p class="s3"><span class="s2">N</span><span class="s2">ihayetinde OHAL Komisyon kararı ile idari yargı yoluna başvurabilen KHK’lılar bu defa yargı yolunda, idari yargı mercilerince bir “ceza yargılaması olmadığı” iddia edilen</span><span class="s2"> ancak netice</span><span class="s2">si </span><span class="s2">ve ağırlığı nedeniyle açıkça suç ve suçlunun tespiti</span><span class="s2">ni</span><span class="s2"> içeren </span><span class="s2">“irtibat/iltisak” değerlendirmesine tabi tutulmakta</span><span class="s2">lar. S</span><span class="s2">eneler önce gerçekleştirdikleri yasal ve meşru eylemleri yahut kamu görevinden çıkarma işlemi ile eş zamanlı açılan adli yargı dosyaları gerekçe gösterilerek davaları reddedilmek</span><span class="s2">te</span><span class="s2"> ve adeta bir kısır döngü meydana getirilmektedir. </span></p>
<p class="s3"><span class="s2">Hukukun evrensel ilkelerine riayet edilmeksizin yüz binlerce kişinin kamu görevinden uzaklaştırılması; kişilerin Anayasa ve </span><span class="s2">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (</span><span class="s2">AİHS</span><span class="s2">)</span><span class="s2"> ile koruma altına alınan pek çok hakkını ihlal eden, onları sosyal dışlanma ve sivil ölüme mahkûm eden bir uygulamaya dönüşmüştür. </span><span class="s2">Anayasa Mahkemesi (AYM) 29 Mayıs Perşembe günü iltisak ve irtibat gerekçesiyle meslekten çıkarılan 3 (üç) yargı mensubunun başvurusunu karara bağlayacağını duyurmuştur. </span><span class="s4">Bu ağır hak ihlallerinin son bulması için </span><span class="s4">AYM’den</span><span class="s4">, hukuk devleti ilkesine ve temel haklara uygun adil bir karar </span><span class="s4">vermesini, insanımızın mağduriyetini bir nebze olsun gidermesini </span><span class="s4">bekliyoruz</span><span class="s2">.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>HUKUK DIŞI DEPORTLARA SON VERİLSİN</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/hukuk-disi-deportlara-son-verilsin.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 May 2025 11:43:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak Açıklamalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8481</guid>

					<description><![CDATA[Basına ve kamuoyuna, Taha El Gazi 2014 yılından bu yana Türkiye’de yaşıyordu. Kendisi 2018 yılında vatandaşlığa kabul edilmiş, birçok mülteciye, göçmene destek olmuş değerli bir insan hakları aktivistidir. Sınır dışı edilmeden birkaç gün önce de bir Özbek mültecinin hak mücadelesi davasına destek amacıyla bir basın toplantısındaydı. Ve bugün bizler malesef ki Taha Elgazi için bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Basına ve kamuoyuna,</strong></p>
<p>Taha El Gazi 2014 yılından bu yana Türkiye’de yaşıyordu. Kendisi 2018 yılında vatandaşlığa kabul edilmiş, birçok mülteciye, göçmene destek olmuş değerli bir insan hakları aktivistidir.<br />
Sınır dışı edilmeden birkaç gün önce de bir Özbek mültecinin hak mücadelesi davasına destek amacıyla bir basın toplantısındaydı.<br />
Ve bugün bizler malesef ki Taha Elgazi için bir basın toplantısı düzenliyoruz.<br />
Çünkü bu değerli insan uğruna hak mücadelesi verdiği diğer insanlar gibi hakları hiçe sayılarak vatandaşlıktan çıkarılmış ve sınır dışı edilmiştir. Üstelik sadece kendisi değil eşi de…<br />
Sınır dışı edildikten hemen sonra telefonla katıldığı bir basın toplantısında süreci şöyle aktarmıştır;<br />
“(16 Mayıs)Cuma günü, saat 21.30 sıralarında ben evde değildim. Eşim telefonla aradı. Evde üç polis var, seni istiyorlar dedi. Polislere telefonda neden geldiklerini sordum. Bu binadaki adres kaydını teyit etmek için yanıtını verdiler. Uzakta olduğumu, yarın karakol ya da muhtarlığa geleceğimi söyleyince, o zaman eşini gözaltına alırız dediler. Eşim de tüp bebek tedavisi gördüğü için kaygılandım ve tamam geliyorum dedim. Binaya daha varmadan beş sivil polis yanıma geldi ve beni sokaktan alıp Vatan’a(İstanbul Emniyet Müdürlüğü&#8217;ne) götürdüler. Üzerimde tahdit kodu olduğunu söylediler, provokatif eylemlere katılma… Ellerim arkadan bağlı, başım eğik videomu çektiler. Sonra beni Arnavutköy Geri Gönderme Merkezi’ne götürdüler. Sağlık kontrolünden sonra jandarma eşliğinde İstanbul dışına götürüldüm, nereye götürüldüğümü o an bilmiyordum. Rica ettim telefonla hem avukatıma hem de eşime haber verebildim, İzmir’e geldiğimizi söyledim. Sonra haber veremedim. Aydın’da Atatürk Devlet Hastanesi’ne getirildim. Yine sağlık raporu alındı ve Aydın Geri Gönderme Merkezi’ne getirildim. Sınır dışı edilene kadar iyi davrandılar. Bir süre sonra bana bir kişi 60 sayfalık bir dosya gösterdi bana ve ‘hakkında sınır dışı kararı çıktı’ dedi. Eşimin de aynı durumda olabileceğini söylediklerinde eşimin sağlık durumunu düşündüm ve Gönüllü Geri Dönüş Formu’na imza atmak istediğimi söyledim. Çünkü zaten sınır dışı edilmiştim.”</p>
<p>Taha Elgazi’ye yapılan bu uygulama; açık ki göçmenlerle dayanışma gösteren ve ırkçılıkla mücadele eden tüm hak savunucularına da gözdağı vermeyi hedeflemektedir.<br />
Kendisi provakatif eylemlerde bulunma gerekçesiyle sınır dışı edilmiştir.<br />
Bizler kendisini tanıyoruz. Herhangi bir provokatif eylemde bulunduğuna tanık olmadık. Kendisi insan hakları savunucusudur. Ezilenlerle, göçmenlerle dayanışan bir aktivisttir. Birçok demokratik inisiyatifin, siyasi partinin, hak temelli mücadele veren kurumun ve göçmen dayanışma ağlarının, platformlarının dostudur.</p>
<p>Taha Elgazi ile eşinin tüm hukuki hakları ve Türkiye’deki temel hakları çiğnenmektedir.</p>
<p>Gözaltı gerekçesi açıklanmamış, gözaltına alındığı yerden yüzlerce kilometre uzaklıktaki Aydın Geri Gönderme Merkezi’ne götürülerek ve idari tedbir kararı alınarak hukuki yardıma erişimi engellenmiş, vatandaşlık iptaline dair karar tebliğ edilmeksizin doğrudan sınır dışı işlemleri uygulanmış, itiraz ve yargı yolunu kullanmasına izin verilmemiş olması ciddi bir sorundur. Bu uygulamalar Anayasa ve Türkiye’nin tarafı olduğu sözleşmeler ile 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma kanununda güvence altına alınan Temel ilkelerle bağdaşmamaktadır.<br />
Taha Elgazi’nin hukuka erişimi engellenmiş, haklarını kullanmasına imkan tanınmamıştır.</p>
<p>Bu yanlış uygulamadan bir an önce vaz geçilmelidir. Taha Elgazi’nin ve eşinin uzun yıllardır yaşadığı Türkiye’ye hemen geri dönmesi sağlanmalıdır.</p>
<p>Taha Elgazi’nin maruz kaldığı bu uygulamalar son yıllarda birçok göçmenin başına gelmiş, hakları hiçe sayılarak “gönüllü” olarak sınır dışı edilmiştir.</p>
<p>Göçmenlere ve mültecilere yönelik hak ihlallerine, geri gönderme merkezlerindeki hukuka erişimi engelleyen uygulamalara son verilmelidir.</p>
<p><strong>İzmir Mülteci Dayanışma Platformu </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/05/0f08bab5-d7c8-48be-a792-60c58ca29ecc.jpg" length="259493" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/05/0f08bab5-d7c8-48be-a792-60c58ca29ecc.jpg" width="2048" height="1536" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Kürt Meselesinde Yeni Dönem: Barış ve Demokratik Çözüm İradesi</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/kurt-meselesinde-yeni-donem-baris-ve-demokratik-cozum-iradesi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2025 12:38:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8423</guid>

					<description><![CDATA[Kürt Meselesi etrafında şekillenen ve yıllardır çok sayıda can kaybına, hak ihlaline ve toplumsal ayrışmaya neden olan çatışmalı sürecin sona erebileceğine dair gelen haberler, toplumun tüm kesimlerinde umutla karşılanmıştır. PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma ve örgütsel yapısını feshetme kararı, bu coğrafyada yaşayan herkes için yeni bir başlangıcın kapısını aralamaktadır. Bu gelişmeyi yalnızca bir örgütün tasfiyesi olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kürt Meselesi etrafında şekillenen ve yıllardır çok sayıda can kaybına, hak ihlaline ve toplumsal ayrışmaya neden olan çatışmalı sürecin sona erebileceğine dair gelen haberler, toplumun tüm kesimlerinde umutla karşılanmıştır.</p>
<p>PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma ve örgütsel yapısını feshetme kararı, bu coğrafyada yaşayan herkes için yeni bir başlangıcın kapısını aralamaktadır. Bu gelişmeyi yalnızca bir örgütün tasfiyesi olarak değil, aynı zamanda adalet, eşitlik ve barış temelinde toplumsal bir dönüşümün mümkün hale gelmesi bakımından tarihsel bir fırsat olarak görüyoruz.</p>
<p>Bu noktada bir kez daha altını çiziyoruz:<br />
Kürt Meselesi’nin çözümü, güvenlik eksenli politikalarla değil; demokratik, şeffaf ve kapsayıcı bir diyalogla mümkün olabilir. Silahların susması, ancak toplumsal adaletin ve eşit yurttaşlığın sağlanmasıyla anlam kazanır. Bu sürecin ilerlemesi için; Kürt halkının ana dil, kültürel haklar, siyasal temsil ve geçmişle yüzleşme taleplerinin karşılık bulması zorunludur.</p>
<p>Devletin, toplumsal barışa giden bu tarihsel fırsatı görmezden gelmeden; hukuki, anayasal ve yapısal düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçirmesi gerektiğini vurguluyoruz. Aynı şekilde, toplumun tüm kesimlerinin bu süreci sahiplenmesi, kutuplaştırıcı ve kriminalize edici söylemlerden uzak durması elzemdir.</p>
<p>Barış; yalnızca silahların susması değil, aynı zamanda hakikatin dile gelmesi, adaletin tesisi ve onurlu bir ortak yaşamın inşasıdır. Bu inançla, Hak İnisiyatifi olarak, sürecin insan hakları, hukukun üstünlüğü ve çoğulcu demokrasinin ilkeleri doğrultusunda ilerlemesi için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>İFADE VE TOPLANMA ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK POLİS ŞİDDETİ VE TUTUKLAMALAR KABUL EDİLEMEZ</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/ifade-ve-toplanma-ozgurlugune-yonelik-polis-siddeti-ve-tutuklamalar-kabul-edilemez.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2025 10:08:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[İfade Özgürlüğü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8349</guid>

					<description><![CDATA[26 Nisan 2025 tarihinde kamuoyuna yansıyan kadarıyla Ankara Konur Sokak’ta “Gençlik Ayakta Geleceği İçin Yürüyor” çağrısıyla bir araya gelen üniversite öğrencileri barışçıl bir şekilde toplanmak ve düşüncelerini ifade etmek isterken polis müdahalesine maruz kalmıştır. Kolluk güçlerinin orantısız güç kullanımı sonucu çok sayıda öğrenci darp edilerek gözaltına alınmış, 4 öğrenci ise tutuklanmıştır. Müdahale esnasında polisin sert &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>26 Nisan 2025 tarihinde kamuoyuna yansıyan kadarıyla Ankara Konur Sokak’ta “Gençlik Ayakta Geleceği İçin Yürüyor” çağrısıyla bir araya gelen üniversite öğrencileri barışçıl bir şekilde toplanmak ve düşüncelerini ifade etmek isterken polis müdahalesine maruz kalmıştır. Kolluk güçlerinin orantısız güç kullanımı sonucu çok sayıda öğrenci darp edilerek gözaltına alınmış, 4 öğrenci ise tutuklanmıştır. Müdahale esnasında polisin sert ve şiddet içerikli davranışları, basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerle de açıkça ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkı ile ifade özgürlüğü, Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle güvence altına alınmış temel haklardır. Bu haklar, demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurlarıdır ve hakların kullanımı hiçbir şekilde cezalandırılmamalıdır.</p>
<p>Barışçıl bir gösteriyi zor kullanarak dağıtmak ve eyleme katılanları tutuklamak, bu temel hakların açık ihlalidir. Kolluk güçlerinin görevi, gösterilerin güvenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak ve kişilerin haklarını korumaktır. Oysa Konur Sokak’ta yaşanan müdahale, güvenlik güçlerinin bu sorumluluğunu yerine getirmek bir yana, hak ihlallerinin faili haline geldiğini göstermektedir.</p>
<p>Tutuklama gibi ağır bir tedbirin, yalnızca barışçıl bir eyleme katıldıkları için öğrencilere uygulanması, hem hukuka hem de insan hakları standartlarına aykırıdır. Barışçıl protestoların suç gibi gösterilmesi, gençlerin demokratik katılım hakkını engellemekte, toplumsal muhalefeti bastırmaya yönelik bir baskı politikasına dönüşmektedir.</p>
<p>Tutuklanan öğrenciler derhal serbest bırakılmalı, polisin orantısız güç kullanımı hakkında bağımsız, tarafsız ve etkili bir soruşturma başlatılmalıdır. Barışçıl toplanma ve ifade özgürlüğü hakkına yönelik her türlü ihlale son verilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
	</channel>
</rss>
