<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">

<channel>
	<title>İşkence &#8211; HAK İnisiyatifi Genel Merkez</title>
	<atom:link href="https://hakinisiyatifi.org/kategori/kategoriler/iskence/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hakinisiyatifi.org</link>
	<description>Zalime karşı, Mazlumdan yana!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Jun 2025 20:08:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İŞKENCESİZ BİR DÜNYA MÜMKÜN</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/iskencesiz-bir-dunya-mumkun.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 20:08:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=8633</guid>

					<description><![CDATA[Küresel İnsani Krize, Otoriterleşmeye ve Savaş Tehditlerine Karşı İnsan Hakları Değerlerine Sahip Çıkıyor, İşkenceye Hayır Diyoruz! İşkencesiz Bir Dünya Mümkün! “26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” tüm dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gündür. “Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Küresel İnsani Krize, Otoriterleşmeye ve Savaş Tehditlerine Karşı İnsan Hakları Değerlerine Sahip Çıkıyor, İşkenceye Hayır Diyoruz!</strong></p>
<p><strong>İşkencesiz Bir Dünya Mümkün!</strong></p>
<p>“26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” tüm dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gündür.</p>
<p>“Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM, 1997 yılında bu günü “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir.</p>
<p>Türkiye’nin de altına imza attığı bu Sözleşme, insanın sahip olduğu onur ve değeri korumak için işkenceyi mutlak olarak yasaklar. İnsanlık ailesinin ortak kazanımı olan ve modern insan hakları hukukunun en temel kurallarından birini oluşturan bu yasak, normlar hiyerarşisi açısından üstün (buyruk) kural niteliğindedir. Dolayısıyla hiçbir koşulda istisnası olamaz.</p>
<p>Sözleşmenin 2. maddesinin 2. paragrafında bu durum şöyle ifade edilir: “Hiçbir istisnai durum, ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez”.</p>
<p>Bu açık ve net belirlemeye karşın işkence, hâlen dünyanın pek çok ülkesinde devletler tarafından toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak giderek artan biçimde kullanılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında tesis edildiği biçimiyle küresel insan hakları rejimini ayakta tutan siyasi iradenin hızla çözüldüğü koşullarda, başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın bir çok bölgesinde yaşanan insani kriz ve savaşlar, bu çözülme sürecinin varacağı/vardığı noktayı göstermektedir.</p>
<p>Türkiye “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklamıştır. Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil tüm cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur. Ancak günümüzde, insan hakları ve demokrasi değerlerini hem bir referans hem de denge ve denetleme sistemi olmaktan çıkaran, yarattığı kuralsızlık, keyfilik ve belirsizlik rejimi ile toplum üzerinde baskı ve kontrolünü her geçen gün daha da arttıran siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir</p>
<p>Bu açıklamanın ekinde paylaşılan veriler, mutlak yasağa ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkencenin Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Artan otoriterleşme ile orantılı olarak, devlet erkinin çeşitli kademelerinde yaygınlaşan yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması, en yetkili ağızlardan yapılan işkenceyi bizzat teşvik edici söylemler, köklü cezasızlık kültürü vb. sonucunda, resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları tüm vehameti ile devam etmektedir. Özellikle 15 Şubat 2025 tarihinde Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına, 19 Mart 2025 tarihinde ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözaltına alınıp tutuklanmasına yönelik protestolar sırasında ve sonrasında yaşanan gözaltılarda yakınlarına, avukata ve hekime erişimde kısıtlılık, hakim önüne çıkarılmakta gecikme, gözaltı süresini keyfi bir şekilde azami sınırına kadar uzatma vb. hukuki güvencelerde yaşanan ihlaller bu hakikatin son örneği olmuştur.</p>
<p>Kolluk güçlerinin barışçıl toplanma ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları daha önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta varmıştır. Kolluk güçlerinin, evrensel hukukta ve ülke yasalarında tanımlanan zor kullanma yetkisinin çok ötesine geçen, kural dışı, denetlenmeyen, cezalandırılmayan, siyasal iktidar tarafından görmezden gelinen, hatta teşvik edilen bu şiddeti, sıradanlaşmış, gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir.</p>
<p>Yıl boyunca, demokratik bir toplumun temelini oluşturan ve Anayasa tarafından da teminat altına alınmış olan toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini kullanmak isteyen kadınlar, LGBTİ+’lar, işçiler, öğrenciler, yaşam savunucuları, gasp edilen iradelerine sahip çıkmak isteyen seçmenler, siyasi partilerin, meslek örgütlerinin üye ve yöneticileri, insan hakları savunucuları, farklı dini cemaat ve gruplar, mülteci ve sığınmacılar bu zalimane kolluk şiddetine maruz kalmışlardır. Özellikle son dönemde, 15 Şubat ve 19 Mart protestolarına müdahaleler sırasında kolluk güçlerinin şiddeti endişe verici yeni bir boyut kazanmıştır. Çok sayıda kişi yaralanmış, işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alınmıştır.</p>
<p>Yakın tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlallerinden biri olan, insanlığa karşı suç niteliğindeki zorla kaybetme vakalarında OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden bir artış görülmesi son derece endişe vericidir. 6 Ağustos 2019 tarihinde kaçırılan Yusuf Bilge Tunç isimli kişinin akibeti hakkında hala haber alınamamaktadır. Türkiye, ‘BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’ yi henüz onaylamamış, mevzuatında da zorla kaybetmeyi açıkça suç olarak tanımlamamıştır.</p>
<p>Türkiye’de hapishaneler, her dönem işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının yoğun olarak yaşandığı mekânlar olmuştur. Özelliklede 2015 Temmuz’unda Türkiye’nin yeniden çatışma ortamına girmesiyle başlayan, ardından OHAL ilan edilmesiyle devam ederek günümüze varan süreçte hapishanelerde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ileri düzeyde artışlar yaşanmaktadır.</p>
<p>Hapsetmenin doğası başlı başına acı veren travmatik bir süreçtir. Hapsedilen kişiler ayrıca bir cezalandırmaya tabi tutulamaz. Her şeyden önce hapishaneler aşırı kalabalıktır. Her konuda kısıtlılık anlamına gelen bu durum hapishane yaşamını ayrıca zorlaştırmaktadır. Yanı sıra mahpusların fiziksel ve psikolojik bütünlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olan tek kişi ya da küçük grup izolasyonu uygulamaları ise işkence ve diğer kötü muamele niteliğinde bir cezalandırmadır. Son dönemde mimari yapısı ve gündelik uygulama rejimi ile izolasyon koşullarını daha da ağırlaştıran S Tipi, Y Tipi ve Yüksek Güvenlikli yeni hapishanelerin açılması, bilhassa da Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) raporlarında da yer verildiği üzere, İmralı Hapishanesinde uygulanan izolasyonun özel biçimi kabul edilemezdir. Yanı sıra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olan mahpusların bir gün salıverilme ihtimalinin, yani “umut hakkı” nın olmaması insan onuruna aykırı bir durumdur. Bu konuda evrensel ilke, ömür boyu hapis ile cezalandırılmış olanlar da dahil olmak üzere hüküm almış tüm mahpuslar için şartlı tahliyenin mümkün kılınmasıdır. Halen hapishanelerde umut hakkından yararlanamayan en az 4 bin mahpus bulunmaktadır.</p>
<p>Açıklama ekinde yer alan verilerle görünürlük kazandırmaya çalıştığımız endişe verici bu gerçeklik uluslararası önleme mekanizmalarının ve insan hakları kurumlarının raporlarına da yansımaktadır. Ne var ki, Anayasa başta olmak üzere hiçbir kural ve normla kendine sınırlandırmak istemeyen siyasal iktidar, uluslararası mekanizmaları, onların yaptığı eleştiri ve uyarıları dikkate almamakta, işkenceyi önlemeye yönelik iyileştirmeleri yapmamaktadır. Aksine, mevzuatta işkence yasağının mutlak niteliğine aykırı düzenleme ve değişiklikler yaparak cezasızlığı “güvence” altına almaya çalışmakta, ihlalleri görünür kılmaya çalışan insan hakları savunucularına yönelttiği tehdit ve tacizlerle işkenceye karşı mücadeleyi engelleyebileceğini düşünmektedir.</p>
<p>Bu iç karartıcı hakikate rağmen “işkence” insan eliyle gerçekleşen bir fiil olduğu için, yine insan eliyle önlenmesi mümkündür.</p>
<p>İşkenceyi önleme yükümlülüğü öncelikle devletlere aittir. Bu nedenle de devletler, her şeyden önce işkenceyi bir sindirme aracı olarak kullanmaktan vazgeçmeli, işkence suçları etkin bir biçimde soruşturmalı ve cezasızlıkla mücadele etmelidirler. Dolayısıyla insan hakları savunuculuğunun bir gereği olarak yıllardır sabır ve ısrarla dile getirdiğimiz bu kapsamdaki asgari talepleri siyasal iktidara bir kez daha hatırlatıyor ve ivedilikle gerçekleştirilmesini istiyoruz:</p>
<ul>
<li>İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni, işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce cezasızlık politikalarına derhal son verilmelidir.</li>
<li>Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.</li>
<li>Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.</li>
<li>Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.</li>
<li>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) oluşturulmalıdır.</li>
<li>İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması, bir BM belgesi olan İstanbul Protokolü ilkelerine göre yapılmalıdır.</li>
<li>İşkenceye ilişkin iddialar İstanbul Protokolü ışığında hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.</li>
<li>Tutuklu ve hükümlülerin fiziksel ve psikolojik bütünlüklerine ciddi şekilde zarar veren tek kişi ya da küçük grup izolasyonuna/tecritine dayalı hapishane rejimine son verilmelidir.</li>
<li>Hapishaneler insan hakları, sağlık ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılmalıdır.</li>
<li>14 Ağustos 2024 tarihli BM İşkenceye Karşı Komite’nin Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’na İlişkin Sonuç Gözlemleri’nin 17. paragrafında yer verilen “Taraf Devlet; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılan mahpusların makul bir süre sonra tahliye edilme veya cezalarında indirim yapılması olasılığına sahip olmalarını sağlamalıdır.&#8221; tavsiyesinin gereği yerine getirilmelidir.</li>
<li>CPT raporlarının tümü açıklanmalı, başta CPT ve BM İşkenceye Kaşı Komite olmak üzere uluslararası insan hakları mekanizmalarının tüm tavsiyelerine uyulmalıdır.</li>
<li>Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nı yürütme erkine doğrudan bağımlı kılan, adeta bir mahkeme gibi hareket ederek yargı yetkisi kullanmasına yol açan tüm düzenlemeler iptal edilmelidir.</li>
</ul>
<p>Ancak şunu da hatırlatmak isteriz ki, insanlık onuruna sahip çıkmak ve işkenceyi önlemek aynı zamanda tüm toplumun da sorumluluğudur. İnsan ve yurttaş olmak için, bizi toplum yapan müşterek bağı korumak için, işkencenin yol açtığı acıları görmek ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.</p>
<p>İşkencesiz bir Türkiye ve dünyaya ulaşmayı amaçlayan kurumlar olarak, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm örtbas etme, korkutma, susturma çabalarına karşın, işkence görenlerin başlarına geleni kader olarak kabul etmeyip, yüksek sesle haykırabilmeleri için her koşulda onların yanında olmaya; maruz kaldıkları işkenceyi belgeleyip raporlamaya; fiziksel ve ruhsal onarım süreçlerine destek vermeye; adalete erişimlerine yardımcı olmaya; yaşadıkları acıların bir daha asla tekrarlanmaması için cezasızlıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.</p>
<p><strong>G</strong><strong>ö</strong><strong>rüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz…</strong></p>
<p><strong>İnsanlık onuru işkenceyi mutlaka yenecek…</strong></p>
<p><strong>İşkencesiz bir dünya mümkü</strong><strong>n!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ÇHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi Derneği,</strong></p>
<p><strong>Halkların Köprüsü Derneği,</strong></p>
<p><strong>İHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği,</strong></p>
<p><strong>İnsan Hakları Gündemi Derneği,</strong></p>
<p><strong>KESK İzmir Şubeler Platformu,</strong></p>
<p><strong>ÖHD İzmir Şubesi,</strong></p>
<p><strong>TİHV İzmir Temsilciliği.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/06/resim.jpg" length="264586" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2025/06/resim.jpg" width="1600" height="1200" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>HUKUK DEVLETİNDE POLİSİN KEYFİ MUAMELESİ KABUL EDİLEMEZ</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/hukuk-devletinde-polisin-keyfi-muamelesi-kabul-edilemez.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2024 12:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=7565</guid>

					<description><![CDATA[İnsan hakları evrensel bildirgesinin 5.maddesinde,“Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.”  Ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, İşkence yasağı başlıklı 3. Maddesinde ise, “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz” denilmektedir. İşkence mutlak yasak olup, savaş durumu dâhil, hiçbir koşulda, hiç &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan hakları evrensel bildirgesinin 5.maddesinde,“Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.”  Ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, İşkence yasağı başlıklı 3. Maddesinde ise, “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz” denilmektedir. İşkence mutlak yasak olup, savaş durumu dâhil, hiçbir koşulda, hiç kimse işkence ve kötü muameleye tabi tutulamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin taraf olduğu insan haklarına ilişkin bu ve benzeri sözleşmeler, Anayasanın 90.maddesi gereğince, üst norm olarak kabul edilmiş olup, buna ilişkin düzenlemelerin anayasaya aykırılığı iddia edilemez.</p>
<p>“İşkenceye sıfır tolerans” ile yola çıkan siyasi iktidarın,  2010 yılından sonra özgürlüklerin asıl olduğu ve herkesin kendisini güvende hissedeceği bir zeminden gittikçe uzaklaştığı, devamlı artan bir ivme ile ve güvenlik devletine yüzünü döndüğü ve baskı ortamının oluşturulduğu üzüntü ile gözlenmektedir.</p>
<p>Polisler, 2559  sayılı “Polis vazife ve salahiyet kanunu” 16.maddesi gereğince “kaçma veya direnme” halinde silah kullanmaya yetkili kılınmıştır. Keyfi muameleye müsait olan bu düzenleme sebebiyle, yüzlerce vatandaşımız polis kurşunu ile hayatını kaybetmiş ve fail kamu görevlileri cezasızlık politikası gereği ya beraat etmiş, ya da çok küçük cezalarla kurtulmuşlardır.</p>
<p>Polis; maaşını vatandaşın ödediği ve vatandaşın güvenliğini sağlamak için çalıştırılan memurlardır. Öncelikleri,  vatandaşın hukuk çerçevesinde güvenliğini sağlamak olmalıdır. Öncelikleri, mevhum ilahi bir varlık olarak hayal edilen devletin güvenliği değil, bireyin, vatandaşın güvenliği olmalıdır.</p>
<p>Özellikle, OHAL döneminden sonra, basına yansıyan birçok olay bulunmaktadır. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2020 yılında  yaptığı açıklamada, Türk polisinin ve asayişten sorumlu “gece bekçilerinin” son iki ay içinde Diyarbakır ve İstanbul&#8217;da gerçekleşen altı farklı olayda en az 14 kişiye yönelik ciddi ihlallerde bulunduklarına dair güvenilir kanıtlar olduğunu söylemiştir. Bunlardan birisi, bir polis memurunun ölümü ve bir başka polisin yaralanması ile sonuçlanan olaya ilişkin bir soruşturma kapsamında 18 Temmuz 2020&#8217;de İstanbul&#8217;da ikisi çocuk olmak üzere üç şüphelinin gözaltına alınmasıdır. Gözaltına alınanlardan, çocuk olması sebebiyle, adının baş harfleriyle anılan 17 yaşındaki bir çocuk, avukatlarına,  polis memurlarının kendisine kablo ile vurduğunu, yumruk attığını, kendisini birçok kez tekmelediğini ve “kafasını top gibi duvardan sektirdiğini” ifade etmiştir. Başka bir olayda ise, maskeli terörle mücadele polisleri, 31 Mayıs&#8217;ta Şeyhmus ve Menice Yılmaz ile üç çocuklarının yaşadığı Diyarbakır&#8217;daki eve baskın düzenledi. Köpekler kollarını ısırıp vücudunu tırmalarken polisin onu yerde tuttuğunu söyleyen Şeyhmus Yılmaz, “aradıkları kişi olmadığımı anlamaları için kimliğimi kontrol etmelerini söyleyip durdum. Ama sürekli ‘Vurun, öldürün onu!’ demeye devam ettiler.” denilmektedir. Bunun gibi onlarca olay, muhtelif basın haberlerinde ve raporlarda yer almaktadır. Bunlar gündeme geldiğinde ise, bu nev’i keyfi muameleleri önlemekle ve polisi denetlemekle görevli yetkililer neredeyse refleks şeklinde keyfi muameleleri inkâr etmekte, etkin soruşturma yapılmamakta ve bunların önlenmesine yönelik bir tutum alınmamaktadır. Bu durum ise cezasızlığı ve bu gibi olayların çoğalmasını netice vermektedir.</p>
<p>Vatandaşlara ve Türkiye’de yaşayan diğer insanlara yönelik keyfi uygulamalar ve  kötü muameleler ivedilikle önlenmelidir. Bunun için de, öncelikle siyasi iktidar kamuya dönük buna ilişkin açık mesaj vermeli, işkence ve kötü muamele yapan her memurun hukuki ve cezai yaptırımla muhatap olacağını deklere etmelidir. Polis Vazife ve Selahiyet kanunu değiştirilmeli, evrensel normlara uygun olarak, “polis, iyiniyetli 3.bir şahsın anlayabileceğil netlikte, ancak, kendi yaşam hakkı veya vatandaşın yaşam hakkını korumak için son çare olarak silaha başvurabilmeli”dir. Cezasızlık politikasından vazgeçilmeli, hukuk devletindeki sınırlarını aşan polisler hakkında tüm cezai işlemler ivedilikle yapılmalı, ödemek durumunda kalınan tazminatlar ise rücu ile kendilerinden tahsil edilmelidir.</p>
<p>Hak İnisiyatifi Derneği olarak, hukuk devletinde polisin keyfi muamelesinin kabul edilemeyeceğini, bunları yapan güvenlik görevlileri hakkında acilen adli ve idari işlem yapılmasını ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılmasını, yeniden “işkenceye sıfır tolerans” ilkesine ve uygulamasına dönülmesini  talep etmekteyiz.</p>
<p>Hak İnisiyatifi Derneği Genel Merkezi</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-15-at-14.26.39.jpeg" length="39609" type="image/jpeg"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2024/02/WhatsApp-Image-2024-02-15-at-14.26.39.jpeg" width="738" height="415" medium="image" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;OHAL Uygulamaları Sonrasında Adalet Arayışında Neredeyiz?</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/ohal-uygulamalari-sonrasinda-adalet-arayisinda-neredeyiz.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2022 15:35:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cezaevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Emek Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İfade Özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=7391</guid>

					<description><![CDATA[Ankara&#8217;da Genel Merkezimizde &#8220;OHAL Uygulamaları Sonrasında Adalet Arayışında Neredeyiz?&#8221; konulu &#8217;10 Aralık İnsan Hakları Günü&#8217; etkinliğimizde moderatörümüz Avukat, Gazeteci Büşra Taşkıran,  konuğumuz İnsan Hakları Ortak Platformu Genel Koordinatörü Feray Salman&#8217;dı. Feray Salman, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve devamındaki süreçte mağdurların ve yakınlarının hukuk ve iş güvencelerinin de ellerinden alındığı, çıkarılan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara&#8217;da Genel Merkezimizde &#8220;OHAL Uygulamaları Sonrasında Adalet Arayışında Neredeyiz?&#8221; konulu &#8217;10 Aralık İnsan Hakları Günü&#8217; etkinliğimizde moderatörümüz Avukat, Gazeteci Büşra Taşkıran,  konuğumuz İnsan Hakları Ortak Platformu Genel Koordinatörü Feray Salman&#8217;dı.</p>
<p>Feray Salman, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve devamındaki süreçte mağdurların ve yakınlarının hukuk ve iş güvencelerinin de ellerinden alındığı, çıkarılan kanun hükmünde kararnameler ile binlerce kamu personelinin işten çıkarıldığı,  binlerce kişi hakkında  adli işlem yapıldığı, halen yüz binden fazla soruşturma, kırk sekiz binden fazla davanın bulunduğu,  hak ihlallerinin sivil ölüm boyutuna ulaştığı, bu zorlu ve milyonlarca mağdur yaratan &#8216;adalet arayışı&#8217; sürecini değerlendirdi. Katılımcıların katkıları ile sorunlara ilişkin çözüm önerileri ele alındı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7401" src="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/e8b41bc3-5665-40f3-b8b7-d84c2653dc35-300x169.jpg" alt="" width="374" height="211" srcset="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/e8b41bc3-5665-40f3-b8b7-d84c2653dc35-300x169.jpg 300w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/e8b41bc3-5665-40f3-b8b7-d84c2653dc35-1024x576.jpg 1024w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/e8b41bc3-5665-40f3-b8b7-d84c2653dc35-768x432.jpg 768w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/e8b41bc3-5665-40f3-b8b7-d84c2653dc35-1536x864.jpg 1536w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/e8b41bc3-5665-40f3-b8b7-d84c2653dc35-845x475.jpg 845w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/e8b41bc3-5665-40f3-b8b7-d84c2653dc35-1240x698.jpg 1240w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/e8b41bc3-5665-40f3-b8b7-d84c2653dc35.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 374px) 100vw, 374px" />h<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7402" src="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/94397185-4d1e-4d71-b9a1-ac9186bbd8ee-300x225.jpg" alt="" width="297" height="223" srcset="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/94397185-4d1e-4d71-b9a1-ac9186bbd8ee-300x225.jpg 300w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/94397185-4d1e-4d71-b9a1-ac9186bbd8ee-1024x768.jpg 1024w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/94397185-4d1e-4d71-b9a1-ac9186bbd8ee-768x576.jpg 768w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/94397185-4d1e-4d71-b9a1-ac9186bbd8ee-1536x1152.jpg 1536w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/94397185-4d1e-4d71-b9a1-ac9186bbd8ee-845x634.jpg 845w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/94397185-4d1e-4d71-b9a1-ac9186bbd8ee.jpg 2000w" sizes="auto, (max-width: 297px) 100vw, 297px" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7397" src="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/5729368c-82fb-4551-8d16-8c3c1c695c52-300x225.jpg" alt="" width="296" height="222" srcset="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/5729368c-82fb-4551-8d16-8c3c1c695c52-300x225.jpg 300w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/5729368c-82fb-4551-8d16-8c3c1c695c52-1024x768.jpg 1024w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/5729368c-82fb-4551-8d16-8c3c1c695c52-768x576.jpg 768w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/5729368c-82fb-4551-8d16-8c3c1c695c52-1536x1152.jpg 1536w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/5729368c-82fb-4551-8d16-8c3c1c695c52-845x634.jpg 845w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/5729368c-82fb-4551-8d16-8c3c1c695c52.jpg 2000w" sizes="auto, (max-width: 296px) 100vw, 296px" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7393" src="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/0bef8bb3-5987-4a83-8165-c9606a9c36fe-300x169.jpg" alt="" width="374" height="211" srcset="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/0bef8bb3-5987-4a83-8165-c9606a9c36fe-300x169.jpg 300w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/0bef8bb3-5987-4a83-8165-c9606a9c36fe-1024x576.jpg 1024w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/0bef8bb3-5987-4a83-8165-c9606a9c36fe-768x432.jpg 768w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/0bef8bb3-5987-4a83-8165-c9606a9c36fe-1536x864.jpg 1536w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/0bef8bb3-5987-4a83-8165-c9606a9c36fe-845x475.jpg 845w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/0bef8bb3-5987-4a83-8165-c9606a9c36fe-1240x698.jpg 1240w, https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2022/12/0bef8bb3-5987-4a83-8165-c9606a9c36fe.jpg 1599w" sizes="auto, (max-width: 374px) 100vw, 374px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Her Şeye Karşın İşkencesiz Bir Türkiye ve Dünya Mümkündür…</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/her-seye-karsin-iskencesiz-bir-turkiye-ve-dunya-mumkundur.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2022 11:27:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Cezaevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe & OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak Açıklamalar]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=7273</guid>

					<description><![CDATA[26 Haziran 2022 Bugün 26 Haziran. “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” Ülkemizde ve dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gün. Birleşmiş Milletler (BM) “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM 1997 yılında bu günü  “İşkence Görenlerle Dayanışma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>26 Haziran 2022<br />
Bugün 26 Haziran. “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” Ülkemizde ve dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gün.<br />
Birleşmiş Milletler (BM) “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM 1997 yılında bu günü  “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir.<br />
Türkiye’nin de altına imza attığı bu Sözleşme, insanın sahip olduğu onur ve değeri korumak için işkenceyi mutlak olarak yasaklar. İnsanlık ailesinin ortak kazanımı olan ve modern insan hakları hukukunun en temel kurallarından birini oluşturan bu yasak, normlar hiyerarşisi açısından üstün kural, başka bir deyişle buyruk kural niteliğindedir. Dolayısıyla hiçbir koşulda istisnası olmaz. Sözleşmenin 2. maddesinin 2. paragrafında bu durum şöyle ifade edilir: “Hiçbir istisnai durum ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez”.<br />
Bu açık ve net belirlemeye karşın işkence, hâlen dünyanın pek çok ülkesinde devletler tarafından toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak kullanılmaktadır.<br />
Türkiye “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklamıştır. Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil tüm cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur. Ancak, ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren mevcut siyasal iktidarın, her geçen gün daha da artan baskı ve kontrole dayalı yönetme tarzı sonucu, günümüzde tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir. Ekte yer alan dosyada paylaşılan veriler mutlak yasağa ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkencenin Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Söz konusu veriler “İşkenceye sıfır tolerans” sözünün tarihsel ve olgusal olarak koca bir yalandan ibaret olduğunu göstermektedir.<br />
Siyasal iktidarın giderek daha fazla otoriterleşmesi ile orantılı biçimde; devlet erkinin çeşitli kademelerinde yaygınlaşan yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması, en yetkili ağızlardan yapılan işkenceyi bizzat teşvik edici söylemler, köklü cezasızlık politikaları vb. sonucunda, resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları tüm ağırlığı ve vehameti ile devam etmektedir.<br />
Kolluk güçlerinin barışçıl toplanma ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlar da, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları da önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta varmıştır. Kolluk güçlerinin, evrensel hukukta ve ülke yasalarında tanımlanan zor kullanma yetkisinin çok ötesine geçen kural dışı, denetlenmeyen, cezalandırılmayan, siyasal iktidar tarafından görmezden gelinen hatta teşvik edilen bu şiddeti sıradanlaşmış, gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir.<br />
Keza yıl boyunca demokratik bir toplumun temelini oluşturan ve Anayasa tarafından da teminat altına alınmış olan toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini barışçıl biçimde kullanmak isteyen kadınlar ve LGBTİ+’lar, işçiler, yaşam savunucuları, siyasi partilerin üye ve yöneticileri, meslek örgütlerinin üye ve yöneticileri, insan hakları savunucuları bu zalimane kolluk şiddetine maruz kalmışlardır.<br />
Yakın tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlallerinden biri olan, insanlığa karşı suç niteliğindeki zorla kaçırma/kaybetme vakaların da OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden bir artış görülmesi son derece endişe vericidir. Kaçırılan Yusuf Bilge Tunç isimli kişiden 6 Ağustos 2019 tarihinden bu yana haber alınamamaktadır.<br />
Türkiye’de hapishaneler, her dönem işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının yoğun olarak yaşandığı mekanlar olmuştur. Özellikle de 2015 Temmuz’unda Türkiye’nin yeniden çatışma ortamına girmesiyle başlayan, daha sonra askeri darbe girişiminin bastırılması ve ardından OHAL ilan edilmesiyle devam ederek günümüze varan süreçte hapishanelerde tutuklu ve hükümlülere yönelik işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında olağanüstü düzeyde artışlar yaşanmaktadır. Diğer yandan var olan yapısal sorunlar, etkin ve bağımsız izleme mekanizmalarının bulunmaması yanı sıra Covid-19 salgını gerekçesiyle yapılan kısıtlamalar ve alınan tedbirler hep birlikte değerlendirildiğinde hapishanelerde yaşanan insan hakları ihlalleri iyice görünmez hale gelmiştir.<br />
Açıklama ekindeki verilerle görünürlük kazandırmaya çalıştığımız endişe verici bu gerçeklik uluslararası önleme mekanizmalarının ve insan hakları kurumlarının raporlarına da yansımaktadır. Ne var ki, Anayasa başta olmak üzere hiçbir kural ve normla kendine sınırlandırmak istemeyen siyasal iktidar, uluslararası mekanizmaları, onların yaptığı eleştiri ve uyarıları da dikkate almamakta, işkenceyi önlemeye yönelik iyileştirmeleri yapmamaktadır. Aksine, mevzuatta işkence yasağının mutlak niteliğine aykırı düzenleme ve değişiklikler yaparak cezasızlığı “güvence” altına almaya çalışmakta, ihlalleri görünür kılmaya çalışan insan hakları savunucularına yönelik tehditlerle işkenceye karşı mücadeleyi engelleyebileceğini düşünmektedir.<br />
Hakikatin bu iç karartıcı niteliğine rağmen “işkence” insan eliyle gerçekleştiği için, insan eliyle de durdurulması mümkündür.<br />
İşkenceyi önleme/durdurma yükümlülüğü öncelikle devletlere aittir. Dolayısıyla insan hakları savunuculuğunun bir gereği olarak yıllardır sabır ve ısrarla dile getirdiğimiz aşağıdaki asgari talepleri siyasal iktidara bir kez daha hatırlatıyor ve ivedilikle gerçekleştirilmesini istiyoruz:<br />
•     İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce sıradan bir kural haline getirilmeye çalışılan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.<br />
•     Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.<br />
•     Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.<br />
•     Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.<br />
•     Mevcut Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı OPCAT ve Paris İlkelerine uygun tümüyle bağımsız bir ulusal önleme mekanizması oluşturulmalıdır.<br />
•     Kolluk Gözetim Komisyonu tarafsız ve bağımsız hale getirilmelidir.<br />
•     İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.<br />
•     İşkenceye ilişkin iddialar hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.<br />
Ancak şunu da hatırlatmak isteriz ki, insanlık onuruna sahip çıkmak ve işkenceyi önlemek aynı zamanda tüm toplumun da sorumluluğudur. İnsan ve yurttaş olmak için, bizi toplum yapan müşterek bağı korumak için işkencenin yol açtığı acıları görmek ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.<br />
Var oluş nedenleri işkencesiz bir ülke ve dünyaya ulaşmak olan İHD ve TİHV olarak, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm örtbas etme, korkutma, susturma çabalarına karşın, başlarına geleni kader olarak kabul etmeyip, yüksek sesle haykırabilmeleri için işkence görenlerin her koşulda yanında olmaya; maruz kaldıkları işkenceyi belgeleyip raporlamaya; fiziksel ve ruhsal onarım süreçlerine destek vermeye; adalete erişimlerine yardımcı olmaya; yaşadıkları acıların bir daha asla tekrarlanmaması için cezasızlıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.<br />
Görüyoruz, susmuyoruz, mücadele ediyoruz…<br />
İnsanlık onuru işkenceyi mutlaka yenecek…<br />
İşkencesiz bir Türkiye ve dünya mümkün!</p>
<p>Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği<br />
İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Her Şeye Karşın İşkencesiz Bir Dünya Mümkündür</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/her-seye-karsin-iskencesiz-bir-dunya-mumkundur.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2021 13:02:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak Açıklamalar]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=6865</guid>

					<description><![CDATA[Bugün 26 Haziran. Ülkemizde ve dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gün. Çünkü Birleşmiş Milletler (BM) bugünü 1997 yılında “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir. BM’nin bugünü seçmesinin nedeni ise “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme”nin 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 26 Haziran. Ülkemizde ve dünyada insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gün. Çünkü Birleşmiş Milletler (BM) bugünü 1997 yılında “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir. BM’nin bugünü seçmesinin nedeni ise “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme”nin 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiş olmasıdır.</p>
<p>Türkiye’nin de altına imza attığı bu Sözleşme, insanın sahip olduğu onur ve değeri korumak için işkenceyi mutlak olarak yasaklar. İnsanlık ailesinin ortak kazanımı olan ve modern insan hakları hukukunun en temel kurallarından birini oluşturan bu yasak, normlar hiyerarşisi açısından üstün kural, başka bir deyişle buyruk kural niteliğindedir. Dolayısıyla hiçbir koşulda istisnası olmaz. Sözleşmenin 2. maddesinin 2. paragrafında bu durum şöyle ifade edilir: “Hiçbir istisnai durum ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez”.</p>
<p>Buna karşın işkence, hâlen dünyanın pek çok ülkesinde devletler tarafından toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak kullanılmaktadır. Türkiye “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklamıştır. Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil neredeyse tüm cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur. Ancak ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren mevcut siyasal iktidarın her geçen gün daha da artan baskı ve kontrole dayalı yönetme tarzı sonucu günümüzde tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir. Ekte yer alan dosyada paylaşılan veriler mutlak yasağa ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkencenin Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. “İşkenceye sıfır tolerans” sözü tarihsel ve olgusal olarak koca bir yalandan başka bir şey değildir.</p>
<p>Siyasal iktidarın giderek daha fazla otoriterleşmesi ile orantılı biçimde devlet erkinin çeşitli kademelerinde yaygınlaşan yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması, en yetkili ağızlardan işkenceyi bizzat teşvik edici söylemler, köklü cezasızlık politikaları vb. sonucunda resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları tüm ağırlığı ve vehameti ile devam etmektedir.</p>
<p>Kolluk güçlerinin barışçıl toplanma ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları da önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta varmıştır. Kolluk güçlerinin, evrensel hukukta ve ülke yasalarında tanımlanan zor kullanma yetkisinin çok ötesine geçen kural dışı, denetlenmeyen, cezalandırılmayan, siyasal iktidar tarafından görmezden gelinen hatta teşvik edilen bu şiddeti sıradanlaşmış, gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir.   Bu çerçevede Covid – 19 salgınıyla mücadele kapsamında alınan tedbirlere uyulmadığı gerekçesiyle çok sayıda yurttaş, bireysel ya da toplu biçimde kolluk güçlerinin işkence ve diğer kötü muamele niteliğine varan şiddetine maruz kalmıştır. Keza yıl boyunca demokratik bir toplumun temelini oluşturan ve Anayasa tarafından da teminat altına alınmış olan toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini barışçıl biçimde kullanarak üniversitelerine atanmış rektörü protesto eden Boğaziçi öğrencileri, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasına itiraz eden kadınlar ve LGBTİ+’lar, sendikalı oldukları için işlerinden atılan ve hak arayan işçiler, hava, toprak ve sularına sahip çıkan köylüler ve yaşam savunucuları, demokratik muhalefeti büyütmek isteyen siyasi parti üye ve yöneticileri, temel hak ve özgürlükleri korumak isteyen insan hakları savunucuları bu zalimane ve utanç verici kolluk şiddetine maruz kalmışlardır.</p>
<p>Yakın tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlallerinden biri olan insanlığa karşı suç niteliğindeki zorla kaçırma/kaybetme vakalarında OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden bir artış görülmesi son derece endişe vericidir.</p>
<p>İşkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının her açıdan yoğun olarak yaşandığı cezaevleri, Covid-19 salgını ile birlikte ülkenin yaşamsal açıdan en riskli mekânları haline gelmiştir. Adalet Bakanlığı tarafından salgın gerekçe gösterilerek alınan önlemlerle hapishanelerde mahpusların zaten kısıtlanmış olan hakları daha da kısıtlanarak işkence ve diğer kötü muamele boyutuna varan yeni bir “normal” yaratılmıştır.</p>
<p>Bu arada mültecilerin/sığınmacıların özgürlüklerinden alıkonulduğu Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) yaşanan işkence ve diğer kötü muamele iddialarında bir artış görülmektedir. En son İzmir Harmandalı GGM‘ de Mayıs ayında yaşanan işkence ve diğer kötü muamele iddialarına henüz açıklık kazandırılamadan geçtiğimiz Çarşamba günü bu merkezde çıkan yangın sonucu bir mülteci şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiştir.</p>
<p>Açıklama ekindeki verilerle görünürlük kazandırmaya çalıştığımız endişe verici bu gerçeklik uluslararası önleme mekanizmalarının ve insan hakları kurumlarının raporlarına da yansımaktadır. Ne var ki, Anayasa başta olmak üzere hiçbir kural ve normla kendine sınırlandırmak istemeyen siyasal iktidar, uluslararası mekanizmaları, onların yaptığı eleştiri ve uyarıları da dikkate almamakta, işkenceyi önlemeye yönelik iyileştirmeleri yapmamaktadır. Aksine, mevzuatta işkence yasağının mutlak niteliğine aykırı düzenleme ve değişiklikler yaparak cezasızlığı “güvence” altına almaya çalışmakta, ihlalleri görünür kılmaya çalışan insan hakları savunucularına yönelik tehditlerle işkenceye karşı mücadeleyi engelleyebileceğini düşünmektedir. Hakikatin bu iç karartıcı niteliğine rağmen insan eliyle gerçekleştiği için işkenceyi yine de durdurmak mümkündür.</p>
<p>İşkenceyi önleme/durdurma yükümlülüğü öncelikle devletlere aittir. Dolayısıyla insan hakları savunuculuğunun bir gereği olarak yıllardır sabır ve ısrarla dile getirdiğimiz aşağıdaki asgari talepleri siyasal iktidara bir kez daha hatırlatıyor ve ivedilikle gerçekleştirilmesini istiyoruz:</p>
<ul>
<li>İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce sıradan bir kural haline getirilmeye çalışılan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.</li>
<li>Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.</li>
<li>Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.</li>
<li>Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.</li>
<li>Mevcut Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı OPCAT ve Paris İlkelerine uygun tümüyle bağımsız bir ulusal önleme mekanizması oluşturulmalıdır.</li>
<li>İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.</li>
<li>İşkenceye ilişkin iddialar hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır. Ancak şunu da hatırlatmak isteriz ki, insanlık onuruna sahip çıkmak ve işkenceyi önlemek aynı zamanda tüm toplumun da sorumluluğudur. İnsan ve yurttaş olmak için, bizi toplum yapan müşterek bağı korumak için işkencenin yol açtığı acıları görmek ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.</li>
</ul>
<p>Biz aşağıda imzası olan kuruluşlar olarak, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm örtbas etme, korkutma, susturma çabalarına karşın, başlarına geleni kader olarak kabul etmeyip, yüksek sesle haykırabilmeleri için işkence görenlerin her koşulda yanında olmaya; maruz kaldıkları işkenceyi belgeleyip raporlamaya; fiziksel ve ruhsal onarım süreçlerine destek vermeye; adalete erişimlerine yardımcı olmaya; yaşadıkları acıların bir daha asla tekrarlanmaması için cezasızlıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>GÖRÜYORUZ, SUSMUYORUZ, MÜCADELE EDİYORUZ… </strong></p>
<p><strong>İNSANLIK ONURU İŞKENCEYİ MUTLAKA YENECEK… </strong></p>
<p><strong>İŞKENCESİZ BİR DÜNYA MÜMKÜN!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İzmir Barosu</strong></p>
<p><strong>İzmir Tabip Odası</strong></p>
<p><strong>Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği </strong></p>
<p><strong>İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi</strong></p>
<p><strong>Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi </strong></p>
<p><strong>Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İzmir Şubesi</strong></p>
<p><strong>İnsan Hakları Gündemi Derneği</strong></p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi Derneği</strong></p>
<p><strong>İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği</strong></p>
<p><strong>Halklar Arası Dayanışma Köprüsü Derneği</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Çıplak Arama Bir İşkence Ve Taciz Uygulamasıdır</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/ciplak-arama-bir-iskence-ve-taciz-uygulamasidir.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2020 09:26:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=6709</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizin hiç parlak olmayan İnsan Hakları siciline tutuklu ve hükümlülerin “çıplak aranması” şeklinde vahim bir hak ihlali iddiası, son günlerde birbirini pekiştiren beyanlar eşliğinde güçlü şekilde damga vurmuştur. Bu iddialar hükümlü veya tutuklu olarak cezaevine girmiş çok sayıda kişi ile tutukluların ziyaretçileri tarafından dile getirilmektedir. Dile getirenlerin beyanlarda; çıplak aramayı düzenleyen Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin hiç parlak olmayan İnsan Hakları siciline tutuklu ve hükümlülerin “çıplak aranması” şeklinde vahim bir hak ihlali iddiası, son günlerde birbirini pekiştiren beyanlar eşliğinde güçlü şekilde damga vurmuştur. Bu iddialar hükümlü veya tutuklu olarak cezaevine girmiş çok sayıda kişi ile tutukluların ziyaretçileri tarafından dile getirilmektedir.</p>
<p>Dile getirenlerin beyanlarda; çıplak aramayı düzenleyen Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün ilgili 46. maddesinin tutuklu ve hükümlüler aleyhine genişletilerek yorumlandığı ve uygulandığı belirtilmektedir. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’da çıplak arama yapılabileceğinden bahsedilmemesine rağmen Tüzüğe dayandırılan çıplak aramanın çok sayıda infaz koruma memuru önünde gerçekleştirildiği, kadın tutuklu ve hükümlülerin çıplak araması yapılırken erkek infaz koruma memurlarının da ortamda hazır olduğu, çıplak arama esnasında otur-kalk yaptırıldığı gibi vahim iddialar bulunmaktadır.</p>
<p>Bahsi geçen Tüzükte dahi, tutuklular için sadece kuruma ilk kabulde, ciddi bir şüphenin varlığında ve ancak cezaevi tabibince çıplak aramanın yapılabileceği şarta bağlanmıştır. Oysa mağdur beyanlarında bu uygulamanın sadece tutuklulara yöneltilmediği aynı zamanda ziyaretçilere ve hatta çocuk ziyaretçilere kadar yaygınlaştırıldığına ve onur kıracak bir şekilde uygulandığına dair iddialar bildirilmektedir.</p>
<p>Dile getirilen başka bir grup beyanda ise, ceza infaz kurumları dışında kalan gözaltı merkezlerinde gözaltına alınan kişilerin de çıplak arama uygulamasına maruz kaldığı bildirilmektedir.</p>
<p>Çıplak arama yöntemini ve insanlık dışı otur-kalk uygulamasını kullanarak cezaevine metal detektörleriyle tespit edilemeyen yabancı maddelerin sokulmasının engellenmesi mümkünse de bu yararın elde edilmesi vücut bütünlüğünün ve özel hayatın mahremiyetinin ağır bir şekilde ihlali için yeter gerekçe oluşturmamaktadır. Üstelik cezaevine metal detektörüyle tespit edilemeyecek (başlıcası uyuşturucu olan) maddelerin sokulup sokulmadığı daha sonra cezaevi idaresi tarafından farklı yöntemlerle de tespit edilebileceği izahtan varestedir. Tüm bunlar bir kenara, kamuoyuna yansıyan mağdur beyanlarında her iki uygulamanın şüpheli, sanık ve mahkumlar ile yakınlarının aşağılanarak iradelerinin kırılması amacına matuf şekilde icra edildiğine ilişkin ciddi emareler bulunmaktadır.</p>
<p>Bu iddiaların iktidar partisi mensupları tarafından hiçbir inceleme ve soruşturma yapılmadan reddedilmesi kabul edilemez bir durumdur.</p>
<p>HAK İNSİYATİFİ olarak hükümeti; Tüzüğün 46. ve Yönetmeliğin 34. maddesinde yer alan çıplak arama ile ilgili fıkraları acilen yürürlükten kaldırmaya davet ediyoruz. Bu fıkralar, çıplak aramaya izin vererek Allah’ın doğuştan mükerrem ve onurlu yarattığı insanın onur ve haysiyetini rencide eden ve istismarına kapı aralayabilen, tutuklu ve hükümlüleri aşağılayıcı uygulamalara neden olmaktadır. Adalet Bakanlığını ise aramaların teknik cihazlar aracılığı ile gerçekleştirilmesini sağlamaya, bir işkence ve taciz türü olan çıplak arama iddialarını esas kabul ederek adil bir inceleme ve soruşturma başlatmaya ve kusuru bulunan personelleri bu yolla tespit ederek cezalandırmaya davet ediyoruz.</p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi &#8211; 21.12.2020</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>İşkence ve kötü muamele insanlık suçudur takipçisi olacağız</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/iskence-ve-kotu-muamele-insanlik-sucudur-takipcisi-olacagiz.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2020 07:57:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=6679</guid>

					<description><![CDATA[04/03/2020 tarihinde İstanbul Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru Ahmet Kara, şüpheli Esra Güneş’i gözaltında yüzüne tokat atarak dövmüş, bu vahim olayın avukatı Ayşe Akpınar tarafından tutanağa bağlanması ve şikayetçi olacaklarını söylemesi üzerine bu defa da ikinci kez boğazını sıkmak suretiyle işkence ve kötü muameleye devam etmiştir. Bir şüphelinin gözaltında ve avukatının tanıklığında görevli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>04/03/2020 tarihinde İstanbul Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru Ahmet Kara, şüpheli Esra Güneş’i gözaltında yüzüne tokat atarak dövmüş, bu vahim olayın avukatı Ayşe Akpınar tarafından tutanağa bağlanması ve şikayetçi olacaklarını söylemesi üzerine bu defa da ikinci kez boğazını sıkmak suretiyle işkence ve kötü muameleye devam etmiştir. Bir şüphelinin gözaltında ve avukatının tanıklığında görevli polis memurunca dövülmesi, boğazının sıkılması, kolluğun yaptığı benzer kötü muamele ve işkencelerin cezasız kalmasından kaynaklandığına şüphe yoktur. Nitekim bu olayda da şüpheli avukatının gayretleri ile ancak basit yaralama suçundan dava açılmıştır.</p>
<p>21. Yüzyılda hukuk devleti iddiasındaki ülkemizde hala gözaltında işkence ve kötü muamelelerin böylesine fütursuzca işlenmesi asla kabul edilemez. Hak İnisiyatifi Derneği olarak bu ve benzeri işkence ve kötü muamele olaylarının takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>26 Haziran 2020 Tarihi İtibarıyla Türkiye’de Değişik Boyutlarıyla İşkence Gerçeği</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/26-haziran-2020-tarihi-itibariyla-turkiyede-degisik-boyutlariyla-iskence-gercegi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 07:22:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak Açıklamalar]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=6655</guid>

					<description><![CDATA[Son yıllarda yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması vb. nedenlerle resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ciddi bir artış görülmektedir. Son bir yıl içinde özellikle Urfa’da, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi<br />
sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme<br />
mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması vb.<br />
nedenlerle resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ciddi<br />
bir artış görülmektedir. Son bir yıl içinde özellikle Urfa’da, Ankara’da birden çok kez, Antalya’da<br />
ya da İstanbul’da resmi gözaltı merkezlerinde yaşanan çok sayıda kaygı verici işkence<br />
uygulaması basına, mahkeme tutanaklarına, insan hakları kurumlarının raporlarına<br />
yansımıştır.</p>
<p>Açıklamanın tamamını okumak için <strong><a href="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2020/06/26-Haziran-2020-Ortak-Basın-Açıklaması-Eki-Veriler.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız.</a></strong></p>
<p>İzmir Barosu, <strong>İzmir Tabip Odası</strong>, Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği, <strong>İnsan Hakları Derneği</strong>, İzmir Şubesi, <strong>Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi</strong>, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, <strong>İnsan Hakları Gündemi Derneği</strong>, Hak İnisiyatifi Derneği, <strong>İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği</strong>, Halklar Arası Dayanışma Köprüsü Derneği</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Silivri Cezaevi mahkumlarına işkence iddiası</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/silivri-cezaevi-mahkumlarina-iskence-iddiasi.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2020 19:48:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Raporlar]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=6517</guid>

					<description><![CDATA[BASINA VE KAMUOYUNA Derneğimize 21.12.2019 tarihinde Silivri 4 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan İbrahim GÖRGÖZ, Özcan YILDIRIM, İskender ERALAN, Sezgin YILMAZ ve İbrahim YILDIRIM isimli tutuklu-hükümlülere kötü muamele ve işkence yapıldığı şikayeti ile başvuru yapılmıştır. 24.12.2019 tarihinde durumu yerinde incelemek için Silivri Cezaevine avukatımız intikal edecek iken tutukluların çeşitli cezaevlerine nakil edildiği bilgisi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>BASINA VE KAMUOYUNA</p>
<p>Derneğimize 21.12.2019 tarihinde Silivri 4 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan <strong>İbrahim GÖRGÖZ, Özcan YILDIRIM, İskender ERALAN, Sezgin YILMAZ</strong> ve <strong>İbrahim YILDIRIM</strong> isimli tutuklu-hükümlülere kötü muamele ve işkence yapıldığı şikayeti ile başvuru yapılmıştır. 24.12.2019 tarihinde durumu yerinde incelemek için Silivri Cezaevine avukatımız intikal edecek iken tutukluların çeşitli cezaevlerine nakil edildiği bilgisi alınmıştır. Sezgin YILMAZ Eskişehir, Özcan YILDIRIM Bursa, İskender ERALAN Kocaeli-Kandıra cezaevlerine nakil edilmişlerdir. 25.12.2019 tarihinde derneğimiz avukatlarından <strong>Av. Şakir ÇALIŞKAN</strong>, Bursa H Tipi Kapalı Cezaevinde Özcan YILDIRIM ile görüşmüştür. 26.12.2019 tarihinde <strong>Av. Emir Seydi KAYA</strong>, Silivri 4 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevinde İbrahim GÖRGÖZ ile görüşmüştür. Derneğimizin avukatları olaylarla ilgili ekteki tutanakları düzenlemişlerdir.</p>
<p>Yapılan görüşmeler değerlendirildiğinde aşağıdaki hususların iddia edildiği tespit edilmiştir. Silivri 4 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi İdaresinin, tutuklu-hükümlüler ile görüşmek istemediği ve gelen taleplerini (kitap temini gibi) dikkate almadığı, dilekçelerin işleme sokulmadığı belirtilmiş, bu cezaevinde kötü muamele ve işkencenin yaygın olduğu iddia edilmiştir. Robokop kıyafetli-joplu infaz koruma memurları tarafından, kameraların kör noktalarında tutukluların darp ve işkenceye maruz kaldıkları söylenmiştir. Darp ve işkence olayları sonrasında mahkum ve tutukluların tedavi edilmediği, darp ve işkence izlerinin çıplak göz ile görülebildiği halde, Silivri Ceza İnfaz Kurumu Hastanesi tarafından düzenlenen sağlık raporlarına geçirilmediği belirtilmiştir. Kötü muamelenin soğuk odada bekletme, hakaret etme, kasten koğuşun huzurunu bozan ve koğuşta kalanları tahrik eden bir mahkumun ısrarla aynı koğuşa gönderilmesi gibi, değişik yöntemlerle uygulandığı belirtilmiştir. Bu iddialar, kötü muamele ve işkencenin kurumsallaştığı ve yaygınlaştığı konusunda endişelerimizi güçlendirmektedir. Bu olayda, mahkum ve tutukluların meşru taleplerinin hukuk zemininde cevaplanması yerine, keyfi olarak her birinin farklı bir ceza evine nakledilerek cezalandırılması da yanlış bulunmuştur.</p>
<p>Bu iddiaların, kendi içlerinde ve birbirleriyle tutarlı ve yeterince ayrıntılı/ derinlikli olduğu kanaatine varılmış olup, bu haliyle durum bir hukuk devleti için vahimdir ve endişe vericidir.</p>
<p>Bu bağlamda Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun&#8217;un zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı muameleyi yasaklayan 2. Maddesinin; mahkumların yerleştirilmesinde eğilimlerin, işlenen suçların vs dikkate alınmasını öngören 23. maddesinin; muayene ve tedaviyi düzenleyen 71. Maddesinin ihlal edildiği; nakli düzenleyen 53. ve 55. maddelerinin keyfi uygulandığı ve İnfaz Hakimliği Kanunu&#8217;nun, şikayeti düzenleyen maddelerinde verilen kanuni hakların kullandırılmadığı ve bu şikayetlerden dolayı başvurulabilecek etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>
<p>Hukuk devletinde, kim olursa olsun, hiçbir tutuklu veya hükümlüye, infazı ikinci bir cezaya dönüştürerek, onur kırıcı, rencide edici, şiddet içeren muamelede bulunulamaz. Hak İnisiyatifi Derneği olarak, bu tür muameleleri kınıyor ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü başta olmak üzere yetkilileri, bu vahim iddialar hakkında etkin soruşturma yaparak, sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapmaya davet ediyoruz.</p>
<p><strong>Hak İnisiyatifi Derneği</strong></p>
<hr />
<p><strong>Görüşme notları:</strong></p>
<h4><a href="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2020/01/İbrahim-GÖRGÖZ-SİLİVRİ-4-NO.LU-CEZAEVİ-İŞKENCE-İDDİALARI-GÖRÜŞME-NOTLARI.pdf">Silivri 4 no.lu cezaevi işkence iddiaları görüşme notları &#8211; İbrahim Görgöz</a></h4>
<h4><a href="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2020/01/SİLİVRİ-4-NO.LU-CEZAEVİ-İŞKENCE-İDDİALARI-GÖRÜŞME-NOTLARI-1.pdf">Silivri 4 no.lu cezaevi işkence iddiaları görüşme notları &#8211; Özcan Yıldırım</a></h4>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Torture is a crime against humanity without exception and is strictly prohibited!</title>
		<link>https://hakinisiyatifi.org/torture-is-a-crime-against-humanity-without-exception-and-is-strictly-prohibited.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[HAK İnisiyatifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jan 2020 17:26:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak Açıklamalar]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakinisiyatifi.org/?p=6511</guid>

					<description><![CDATA[There has been an increase in kidnapping, torture and ill-treatment in custody, with the aim of exerting pressure on people, punishing, intimidating and forcing to be confessor, which has started especially with the State of Emergency process and increased in recent years. In the case of Ankara, these practices have unfortunately become systematic. In Ankara &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>There has been an increase in kidnapping, torture and ill-treatment in custody, with the aim of exerting pressure on people, punishing, intimidating and forcing to be confessor, which has started especially with the State of Emergency process and increased in recent years.</p>
<p>In the case of Ankara, these practices have unfortunately become systematic.</p>
<p>In Ankara Police Department, allegations of physical, psychological, sexual violence and torture have been brought up against 46 former employees of the Ministry of Justice. According to the information explained to the press and the public by the lawyers of the suspects following the meetings with their clients, as well as the information conveyed to the members of the Parliament, it is alleged that the persons were taken to a dark room in the Ankara Police Department, where they were stripped naked and beaten and subjected to sexual harassment. No explanation has been made by the Ministry of Interior and other competent authorities regarding these allegations, which have received wide public repercussions.</p>
<p>As is known to all of us, 7 abduction cases have been detected with the application of their families since February 2019. The Rights Initiative Association has prepared a report in relation to abduction of 6 people, and Human Rights Association has applied to the United Nations Working Group on Enforced or Involuntary Disappearances. It was understood that they were exposed to torture and ill-treatment.</p>
<p>According to the information given by Kocaeli Deputy Ömer Faruk Gergerlioğlu on May 26, 2019 and also to the allegations reflected in the press; approximately 100 former personnel of the Ministry of Foreign Affairs, who were dismissed through Decree Law, were detained in the Financial Crimes Investigation Bureau and tortured, beaten up until they passed out and forced to sign a statement under torture. The Ankara Bar Association interviewed 6 people whose names were notified to the Bar, and as a result of these interviews, a report on torture was prepared. Kocaeli Deputy Ömer Faruk Gergerlioğlu made a motion on the allegations in the Parliament. In response to this motion, the allegations were rejected and it was stated that the practices were in accordance with the procedure. The Grand National Assembly (TBMM), Human Rights Investigation Commission rejected the allegations of torture by presenting medical reports that were taken in violation of the Istanbul Protocol.</p>
<p>While these are happening in Ankara;</p>
<p>At least 54 people were detained in the early hours of 18 May in Dergili (Dêrto) neighbourhood of Halfeti district of Urfa City. Upon a total of 51 applications of the families of the suspects to the Human Rights Centre of Sanliurfa Bar Association, the Bar prepared a report. According to this report; interviews with the suspects, forensic reports, detailed explanations, observations and investigations confirmed that the detainees were subjected to torture and ill-treatment. Due to the extension of the detention period, the victims were brought before the Urfa Peace Criminal Judge on duty on 25.05.2019, it was observed and recorded by the mentioned judgeship that the detainees were physically tortured and ill-treated.</p>
<p><strong>Torture and other ill-treatment data recorded in the first 11 months of 2019:</strong></p>
<p>The data of the torture and other ill-treatment data that can be recorded in the first 11 months of 2019:</p>
<p>A total of 840 people applied to the Turkey Human Rights Foundation in the first 11 months of 2019 claiming that they were exposed to torture and other ill-treatment. According to the Human Rights Association (IHD) data, the number of people claiming to have been detained -legally or illegally- and tortured in the first 11 months of  2019 is 830. All these applications regarding torture and ill-treatment remain inconclusive due to impunity policy, ineffective investigations and those responsible are not punished.</p>
<p>According to Article 17/3 of the Turkish Constitution: &#8220;No one shall be subjected to torture and ill treatment; no one shall be subjected to a punishment or treatment, which is incompatible with human dignity.&#8221;</p>
<p>According to Article 94 of the Turkish Penal Code titled Torture; &#8220;(1) A public officer who performs any act towards a person that is incompatible with human dignity, and which causes that person to suffer physically or mentally, or affects the person’s capacity to perceive or his ability to act of his own will or insults them shall be sentenced to a penalty of imprisonment for a term of three to twelve years.”</p>
<p>According to Article 3 of the European Convention on Human Rights; “No one shall be subjected to torture or to inhuman or degrading treatment or punishment.&#8221;</p>
<p>According to Article 1 of the UN Convention against Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment:  &#8220;For the purposes of this Convention, the term &#8220;torture&#8221; means any act by which severe pain or suffering, whether physical or mental, is intentionally inflicted on a person for such purposes as obtaining from him or a third person information or a confession, punishing him for an act he or a third person has committed or is suspected of having committed, or intimidating or coercing him or a third person, or for any reason based on discrimination of any kind, when such pain or suffering is inflicted by or at the instigation of or with the consent or acquiescence of a public official or other person acting in an official capacity. It does not include pain or suffering arising only from, inherent in or incidental to lawful sanctions.”</p>
<p>The article states the following and prohibits torture; “This article is without prejudice to any international instrument or national legislation, which does or may contain provisions of wider application.”</p>
<p>The Universal Declaration of Human Rights (art. 5), the UN Convention on Civil and Political Rights (art. 7), the European Convention on Human Rights (art.3), the UN Convention against Torture, the Rome Statute of the International Criminal Court (art. 7) and domestic law; Turkish Constitution (article 17) and Turkish Penal Code (article 94) explicitly prohibit torture.</p>
<p>According to Article 90 of the Turkish Constitution, the provisions of the international treaty shall be taken as basis in disputes that may arise due to the fact that the international treaties on fundamental rights and freedoms, which have been put into force in accordance with the procedure, and the national laws contain different provisions on the same subject.</p>
<p>As a result;</p>
<ul>
<li>Torture in Turkey must be terminated immediately.</li>
<li>In cases of torture, the impunity policy should be ended and those responsible for the torture should be punished.</li>
<li>Turkey has to comply with the agreement she signed, which prohibits in absolute terms torture, and should prevent it.</li>
<li>Medical inspections should be carried out according to the “Istanbul Protocol”, to which Turkey is a signatory.</li>
<li>Turkey Human Rights and the Equality Authority, which has been authorized to perform the functions of the national preventive mechanisms that are effective and important tool in the prevention of torture, must fulfil its duty against torture allegations.</li>
</ul>
<p>We are pointing out once again that we will fight against torture practices that ignore the dignity of humanity and call on all institutions to prevent torture.</p>
<p><strong>Ankara Medical Chamber</strong>, Human Rights Association Ankara Branch, <strong>Lawyers Association for Freedom Ankara Branch,</strong> Contemporary Lawyers Association Ankara Branch, <strong>Rights Initiative Association,</strong> Revolutionary 78&#8217;ers Federation, <strong>Human Rights Agenda Association,</strong> SES Ankara Branch and<strong> Human Rights Foundation of Turkey.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" length="18999" type="image/png"/><media:content url="https://hakinisiyatifi.org/wp-content/uploads/2019/07/manşetresim3-e1544574501667.png" width="620" height="261" medium="image" type="image/png"/>	</item>
	</channel>
</rss>
