Hukuku Araçsallaştıran Siyasi Güdümlü Yargı Kararları ile Hukuk Devleti Krizi Derinleşmektedir
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberindeki 25 kişi, 23 Mart sabahı gözaltına alınıp tutuklandı. Bu süreçte ortaya çıkan hukuksuzluklar, Türkiye’de yargının içinde bulunduğu siyasal vesayeti ve keyfi uygulamaları bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak bu durum, yalnızca İmamoğlu’na özgü bir mesele değil. Selahattin Demirtaş’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen serbest bırakılmaması, Ümit Özdağ’ın tutuklanması ve muhalif siyasetçilerin yargı eliyle susturulmaya çalışılması, hukukun bir iktidar aracı olarak kullanılmasının açık göstergeleridir.
İmamoğlu hakkındaki soruşturmada gizli tanık ifadeleri ve şüpheli ses kayıtlarına dayanılarak delil üretilmesi, geçmişte Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davalarında olduğu gibi hukuksuz yargı süreçlerinin sistematikleştiğini ortaya koyuyor. Hukukun, siyasi hesaplaşmaların bir aracı haline getirilmesi yalnızca bugünün mağdurlarını değil, tüm toplumu tehdit eden bir durumdur. Çünkü bugün bir kişi keyfi suçlamalarla tutuklanabiliyorsa, yarın herkes için aynı mekanizmalar işletilebilir.
Yargının bağımsızlığını yitirdiği bir ülkede, hiçbir yurttaşın hukuki güvencesi kalmaz. Hukukun siyasallaşması, yalnızca belli bir kesimi değil, toplumun tamamını etkileyen bir krizdir. Adalet, herkes için eşit ve tarafsız işlemediğinde, sonunda hiç kimse için işlemez.
@Hakinisiyatifi olarak, hukukun araçsallaştırılmasına karşı çıkmanın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda demokratik bir sorumluluk olduğunu kamuoyuna deklare ederiz. Türkiye’nin adalet krizine karşı insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını savunmaya devam edeceğiz.